İçeriğe atla
Cumâ 2Cüz 28 · Sayfa 553

Cumâ Sûresi 2. Âyet

الجمعة

Sohbete sor

Huve-lleżî be'aśe fî-l-ummiyyîne rasûlen minhum yetlû ‘aleyhim âyâtihi ve yuzekkîhim ve yu'allimuhumu-lkitâbe velhikmete ve-in kânû min kablu lefî dalâlin mubîn(in)

O, ümmilere, içlerinden, kendilerine ayetlerini okuyan, onları temizleyen, onlara kitabı ve hikmeti öğreten bir peygamber gönderendir. Halbuki onlar, bundan önce apaçık bir sapıklık içinde idiler.

Cumâ Sûresi

Terzibaba - Necdet Ardıç

Efendimiz (s.a.v.) gerçekten okuma yazma bilmiyor muydu? Ve âyette “ümm” tabiri ile bahsedilen okuma yazma bilmiyenlere mi öğretiyordu? Başka bir yönü olan “ümm” ana olana mensup olanlara mı öğretiyordu? Bunu iyi anlayabilmek için “Ümm” kavramını iyi anlamamız lazımdır. (M.D.)

Ümmi Peygamber (s.a.v.)

(Gerçekten Hz. Muhammed (s.a.v.) okuma yazma bilmiyor mu idi?....)

Bu hali gerçek yönüyle anlamaya çalışalım.

Evvelâ “Ümm” kelimesinin harf ve sayı değerlerine bir göz atıp daha sonra diğer yönlerini de ele almağa çalışa-lım.

“ümm” (ana)

“elif” 1

“mim” 40

“mim” 40

81 tersi 18’dir.

İkisinin toplamı (81 + 18) = 99 eder

Böylece “ümm” (ana) kelimesi” 18 bin âlemi ve 99 “esma’ül hûsna”yı ifade etmiş olduğu açık olarak görülmüş olmaktadır.

 “ümmiy”

“elif” 1

“mim” 40

“mim” 40

“ye” 10

91 tersi 19’dir.

18 bin âlemde var olan “İnsân-ı Kâmil”dir, ki o da âlemlerin ana’sıdır

Ümm : Ana, anne, valide, (asıl-esas) (başlıca olan şey)

Ümmi : Anasından nasıl doğmuş ise öyle kalıp okuma yaz-ma öğrenmemiş (kimse)

Ümmi-i Sadık

Ümmi-i sadık : Ümmi peygamber, Hz. Muhammed (s.a.v.)

Kûr’ân-ı Keriym A’raf Sûresi 7. sûre 157. âyettinde;





elleziyne yettebi’unerrasûl­ennebiyyel ümmiyyelleziy

yecidünehü mektüben ındehüm fiyttevrati vel inciyli

Meâlen :

“Âyetlerimize inanıp, yanlarındaki Tevrat ve İncil’de yazılı buldukları, okuyup yazması olmayan Peygamber Muhammed’e uyanlara yazacağız,” buyrulmaktadır.

Özet yorum: Tevrat ve İncil’de yazılı olan Ümmi Peygamber (s.a.v.) Kûr’ân, yani zât ilminin anası olduğu gibi, Tevrat, “Esma” ilminin, İncil “sıfat” ilminin de anası, kay-nağı olduğu yukarıdaki âyette açık olarak bildirilmişltir.

Hz. Rasûlullah (s.a.v.)in ümmi olması bizim anladığı-mız mânâda okuma yazma bilmemesi demek değil, okuma yazma araçlarına (kağıt-kâlem) gibi ihtiyacı olmadığı mânâsı-nadır.

Âlemimizde böyle başka bir zuhur yoktur. Bu oluşum sadece Hz. Muhammed (s.a.v.) efendimize has ve onun en büyük mu’cizelerindendir. İlmi ilâhi o mahalden bütün insân-lık âlemine yayılmıştır.

Cebrâil (a.s.) ın kendisine ilk geldiğinde “Ikra’’’ (oku) demesi manidardır.

Cebrâil (a.s.) cahil bir varlık mı idi ki; okuma yazma bilmeyene “Ikra’’’ (oku) diye hitab etsin.

Peygamberimiz (s.a.v.) vefat etmesine yakın bir za-manda “bana kağıt veriniz size birşeyler yazacağım!” buyurmuştu.

Orada bulunanlardan bir kısmı “kağıt verelim,” bir kısmı da “vermeyelim,” dedi. Ömer’ül Faruk (r.a.) bu kı-sımda idi. “Allah’u Teâlâ’nın kitabı bize yetişir,” dedi.

(ve kağıt verilmedi...........) (**)[16]

Ümm’ül Bilâd

Ümm’ül bilâd : Beldelerin anası → Mekke-i Mükerreme

Ümm’ül kura : Şehirlerin anası → Mekke-i Mükerreme

Kûr’ân-ı Keriym Şura Sûresi 42/7. âyetinde;

وَكَذٰلِكَ اَوْحَيْنَا اِلَيْكَ قُرْاٰنًا عَرَبِیًّا







ve kezalike ev­hayna ileyke Kûr’ânen ‘arebiyyen

litün­zire ümmel kura ve men havleha

ve tün­zire yevmel cem’ı lâ raybe fiyhi

feriy­kun fiyl cenneti ve feriykun fiyssa’ıyri

Meâlen :

“Ey Muhammed! Böylece şehirlerin anası olan Mekke’de ve çevresinde bulunanları uyarman, şüphe götürmeyen toplanma günü ile uyarman için sana arapça okunan bir kitap vâhyettik. İnsânların bir takımı cennete, bir takımı da çılgın alevli ateşe girer,” buyrulmaktadır.

Özet yorum : Her şehir ve kasaba, içinde yaşayan-ların ve yaşananların anası’dır. Her türlü oluş ve doğuşları kucaklayıp muhafaza etmektedirler. Tarihleri sürecinde ora-larda nasıl hadiseler cereyan etmişse, o hadiselerin özelliği nispetince değer kazanırlar.

İşte bu yüzden dünya tefekkür tarihinin, kuruluşundan beri en büyük hadiselerini kucaklayan “Mekke-i Müker-reme” beldelerin (şehirlerin) anası ünvanını almıştır.

Burada evvelâ Canab-ı Hakk zâtından,

- “ilk halife” “insân” (Âdem-i) dünyaya ikram etti ve onunla beraber zât-i tecellisi olan zuhur mahalli “Beytullah”ı ikram etti.

- daha sonra “İbrahim”i (a.s.) ikram etti,

- daha sonra “İsmail” (a.s.) ı,

- daha sonra “zem zem”i ikram etti.

- daha sonra âlemlere rahmet Habibini Hz. Muham-med Mustafa (s.a.v.) i,

- daha sonra “İslâm”ı, onunla beraber “Kûr’ân”ı ikram etti.

- Ve bütün mertebeleri kapsamına alan “zât-i te-celli”sini ikram etti. *[17] “ İz- -T-B- ”

İşte bu yüzden, senin de “tezkiye” edilmiş (temizlen-miş) beden-i varlığın, “arz-ı mübarek”in “ümm’ül Kûr’ân”dır.

Bütün mübarek ikramlar sana bu mübarek beden şeh-rinde olmaktadır. Elden gitmeden evvel mevcud vücûdları-mızın kıymetini bilelim

Kûr’ân-ı Keriym Şura Sûresi 42/7. âyetinde;

وَكَذٰلِكَ اَوْحَيْنَا اِلَيْكَ قُرْاٰنًا عَرَبِیًّا

ve kezalike ev­hayna ileyke kûr’ânen ‘arebiyyen

Meâlen :

“İşte böylece Kûr’ân’ı arapça olarak sana vâhyettik.”

Bu âyeti kerimede, Kûr’ân-ı Keriym’in hiç bir “ara-cı” olmadan Hz. Muhammed’e vâhy edildiği bildirilmek-tedir.

Diğer bazı âyetlerde “Cebrâil” ve değişik şekillerde “vâhy” edildiği bildirilmektedir. Yeri geldikçe inceleyeceğiz.

Kûr’ân’ın arapça olarak vâhy edilmesi “Kelime-i Tev-hid” isimli kitabımızda da belirttiğimiz gibi, Hakk tarafından yapılan “dört”üncü tercümesidir.

Ümm’ül Kitab

Ümm’ül kitab : “Akl-ı evvel”, arş’ın üstündeki kaza ve kader levhası, “levh-i mahfuz”

Kûr’ân-ı Keriym Şura Sûresi 43. sûre 1,2,3,4. âyetinde;









ha miym (1)

vel kitabıl mübiyni (2)

inna ce’alnahü Kûr’ânen ‘arebiyyen le’alleküm ta’kılune (3)

ve innehü fiy ümmil kitabi ledeyna le’aliyyün hakiy­mün (4)

Meâlen :

“Ha, mim, apaçık kitab’a and olsun ki, akledesiniz diye Kûr’ân’ı arapça okunan bir kitab kılmışızdır, şüp-hesiz o, bizim katımızda Ana kitab’da mevcud, yüce ve hikmet dolu bir kitab’dır.”

(Vâhiylerin toplu olduğu toplandığı ana kitab)

Özet yorum :

“Ha-Mim” “Hakikat-i Muhammedi”dir. Her tecellide mertebesi vardır.

Burada bahsedilen “vel kitabil mübin” (ve açık kitab) bâtından zahire, çıkışa doğru, “Esma – Rûbubiyyet” mertebesi, “ilmi ilâhi”nin tafsile doğru açılmasıdır.

“inna ce’alnahü Kûr’ânen ‘arebiyyen”

“inna” → “muhakkak ki biz”

“cealna” → “kıldık - murad ettik”

“hu” → “o’nu”

“Kûr’ânen arabiyyen”→ “arapça Kûr’ân olarak”

“le’alleküm ta’kılune”,

“umulur ki akledersiniz”

“ve innehü fiy ümmil kitabi”,

“muhakkak o ümm’ül kitabdır.” → “Akl-ı evvel”

“ledeyna le’aliyyün hakiy­mün”,

“yanımızda olan yüce ve hikmet dolu kitabdır.”

Ümm’ül Kûr’ân

Ümm’ül Kûr’ân : Fâtiha sûresi

(Kûr’ân-ı Keriym’in aslı olduğu için ümm’ül Kûr’ân’dır.)

Bir Hadis-i şerif’de :

“Ey cabir, dikkat et, sana Kûr’ân’da nazil olan en büyük sûreyi bildiriyorum: Fâtiha-ı şerifedir! Zira onda her derde karşı bir şifa vardır,” buyruldu. *[18]

Bir Hadis-i Kudsi’de

“Ben (sâlât) namaz sûresi olan Fâtihayı benim aramla kulum arasında yarı yarıya taksim ettim; yarısı benim ve yarısı kulumundur ve kulumun istediği hak-kıdır,” buyuruldu.

Efendimiz (s.a.v.) de bunu şöyle beyan buyurur:

Kul, “elhamdilillâhi Rabbil âlemiyn” der,

Allah (c.c.) da, “kulum bana hamd etti” der.

Kul, “errâhmanirrahiym” der,

Allah (c.c.) da, “kulum beni sena etti” der.

Kul “maliki yemiddin” der,

Allah (c.c.) da der ki, “kulum beni temcid etti (yü-celtti) ve buraya kadar, benim;

“iyyake na’büdü ve iyyake nesta’in” kulumla be-nim aramda; sûrenin sonu ise sadece kulumundur ve kulumun istediği hakkıdır,” der, diyor. *[19]

Kûr’ân-ı Keriym Hicr Sûresi 15. sûre 87. âyetinde;

~~15.87~
وَلَقَدْ اٰتَيْنَاكَ سَبْعًا مِنَ الْمَثَانٖى وَالْقُرْاٰنَ الْعَظٖيمَ

ve lekad ateynake seb’an minel mesani vel kurane’l aziyme

Meâlen :

“And olsun ki, sana daima tekrarlanan yedi (ikili-lerden) âyetli fâtiha’yı ve Kûr’ân’ı aziym’i verdik,” buyurulmaktadır.

Bilindiği gibi Ümm’ül Kûr’ân; “Fâtiha-ı Şerif” “seb’ul mesani” biri besmele olarak yedi âyettir.[20] “ İz- -T-B- ”

Muhyiddin İbn-i Arabi hazretleri, İbn Arabî, “ümmî” kelimesini “ümm” (anne, esas, kaynak) köküyle ilişkilendirir. Ona göre ümmî, “kaynağına (aslına) bağlı olan ve henüz ‘yazılmamış’ (yani, kesin hükümlerle donmamış, şekillenmemiş) olan” demektir. Bu, ilâhî hakikati saf bir şekilde, ön yargısız alabilecek bir “fıtrî istidat” halidir. Fütûhât’ta bu durum, “kevnî ve şer’î ayetleri doğrudan, vasıtasız (nâkilsiz) bir marifetle anlamaya açık olma” potansiyeli olarak anlatılır. Bu, cahillik değil, aksine bir tür masumiyet ve kabul ediciliktir.[21]

Temizlenme (Tezkiye): Bu, "Nefs mertebelerinin arındırılması ve Hak'tan gayrı her şeyin (mâsivâ) kalpten silinmesi" sürecidir. Nihai tezkiye, "Tecellî-i Zât" karşısında nefsin fanâ olması, sadece Hakk'ın bâkî kalmasıdır. Bu, Füsûs'ta ifade edilen "Hakikatü'l-Hakâik" (hakikatlerin hakikati) makamına ulaşmaktır.

Yuallimuhumü'l-Kitâbe ve'l-Hikme; Hikmet ilmi ledün ve eşyanın yerli yerince kullanılması yani uluhiyet mertebesinin her mertebenin hakkını yerli yerince vermesidir. Kitap ise Kûr’ânı samit ile yazılı mushaf ve hareketli Kûr’ân ise hameli Kûr’ân olan İnsanı Kamil ve Kamil İnsandır. Ayrıca bu âlemde bir kitaptır.

(Aleyhim) “üzerlerine okuması” denmesi, bu hakikatleri giyininmelei bütün varlıkları bu mertebe düzeyinde onların ahlâkı olmaları daha sonra da diğer mertebelere uruc ederek seyrini tamamlamalarıdır. (M.D.)

"Hakikat-i Muhammediyye'nin tecellisinden önce, insan nefsinin 'kesret' (çokluk) içinde kaybolmuş, aslını unutmuş, 'tevhid'den uzak düşmüş olması" halidir. "Apaçık sapıklık", nefsin kendini hakikat zannetmesi (ene'nin putlaşması), ilâhî isimlerin tecellilerini (âyetleri) okuyamayarak varlığı birbirinden kopuk ve anlamsız görme halidir. İç elçinin gelişi, bu "karanlık ve dağınıklık" (dalâl) halinden, "aydınlık ve toplanmışlık" (hidâyet ve câmi'iyyet) haline geçiştir.[22]