Ve âḣarîne minhum lemmâ yelhakû bihim(t) ve huve-l'azîzu-lhakîm(u)
(Allah, o peygamberi) onlardan henüz kendilerine katılmayan başkalarına da göndermiştir. O, mutlak güç sahibidir, hüküm ve hikmet sahibidir.
Cumâ Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
(Yetlü) “okuyan” sözünün muhatabı önceki âyette ümmet-i Muhammed, yâni ümmet-i icabettir. Yâni kendine, davetine tabi olanlardır. Ümmet-i davet ise daha henüz bu ve benzeri Âyetlerin muhatabı değillerdir. (M.D.)
"Henüz onlara katılmamış/ulaşmamış başkaları" ise, henüz o "ümmî" (fıtrî ve boş) haline ermemiş, yani "nefs mertebeleri"nde daha aşağı seviyelerde bulunan, hakikate ulaşma yolculuğuna (seyr u sülûk) henüz başlamamış veya başlangıç aşamasında olan talip ve potansiyel kâmil insan adaylarıdır.[23]
"Azîz" ismi, "ğalabe" (üstün gelme) ve "kıymet" (değer) mânâlarını taşır. Burada tecelli eden anlamı şudur: Allah, Hakikat-i Muhammediyye'yi (elçiyi) göndermekle, nefslerin en değersiz, en karanlık hallerine (dalâl) bile üstün gelir, onları fetheder ve onlara kendi katındaki yüksek değeri ( kâmil insân olma istidadını) bahşeder. Bu "iç elçi", nefsin en koyu gaflet kalelerini dahi fethedecek güçtedir. Bu, bir "ruhânî fetih"tir.[24]