Sevâun ‘aleyhim estaġferte lehum em lem testaġfir lehum len yaġfira(A)llâhu lehum(c) inna(A)llâhe lâ yehdî-lkavme-lfâsikîn(e)
Onlara bağışlama dilesen de, dilemesen de onlar için birdir. Allah, onları asla bağışlamayacaktır. Çünkü Allah, fasıklar topluluğunu doğru yola iletmez.
Onlara mağfiret dilesen de, dilemesen de onlar için birdir. Allah onları bağışlamayacaktır. Çünkü Allah, yoldan çıkmış bir toplumu yola iletmez.
Bu ayet, münafıkların bağışlanma taleplerine karşı Allah'ın kesin tavrını ve onların fâsık vasfıyla ilişkilendirilişini dilbilimsel olarak ortaya koymaktadır. Anahtar kavramlar, bağışlama ve yoldan çıkma fiillerinin semantik derinliğini ve münafıkların durumunun değişmezliğini vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'sevâ'' kelimesinin 'eşitlik, denklik' anlamına geldiğini belirtir. Ayetteki kullanımıyla, münafıklar için yapılan istiğfarın kabul edilip edilmemesi arasında bir fark olmadığını, her iki durumun da onlar için aynı sonucu doğuracağını, yani bağışlanmayacaklarını vurgular. (s. 427)
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'sevâun aleyhim' ifadesini 'onlar için birdir, eşittir' şeklinde açıklar. Bu, münafıkların kalplerindeki küfür ve nifak nedeniyle, dışarıdan yapılan istiğfarın onlar üzerinde hiçbir olumlu etki yaratmayacağını, durumlarının değişmezliğini mecazi bir anlatımla ifade eder. (c. 2, s. 248)
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'istiğfar' kelimesini 'günahların örtülmesini ve affedilmesini istemek' olarak tanımlar. Ayetteki 'estağferte' ifadesi, Hz. Peygamber'in münafıklar için Allah'tan af dilemesini ifade eder, ancak bu dileğin onların nifakları sebebiyle kabul görmeyeceği belirtilir. (s. 448)
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'ğ-f-r' kökünün temel anlamının 'örtmek' olduğunu ve 'istiğfar'ın da bu örtme fiilinin Allah'tan talep edilmesi anlamına geldiğini belirtir. Ayette, bu talebin münafıklar için anlamsızlığı, onların kalplerindeki nifakın Allah katında örtülemeyecek kadar açık olduğunu gösterir. (s. 165)
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Fîrûzâbâdî, 'istiğfar'ın 'Allah'tan günahların bağışlanmasını ve affedilmesini istemek' olduğunu vurgular. Ayetteki bağlamda, bu istemenin münafıklar için faydasızlığı, onların iman etmedikleri sürece Allah'ın rahmetinden mahrum kalacaklarını açıkça ortaya koyar. (c. 4, s. 104)
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'ğafere' fiilini 'günahı örtmek ve onu cezalandırmaktan vazgeçmek' olarak açıklar. Ayetteki 'len yağfira' ifadesi, Allah'ın münafıkların günahlarını kesinlikle bağışlamayacağını, onların nifakları sebebiyle ilahi affın dışında kalacaklarını net bir şekilde ifade eder. (s. 361)
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'ğ-f-r' kökünün Kur'an'daki kullanımında genellikle Allah'ın kullarına yönelik merhametini ve günahları affetmesini ifade ettiğini belirtir. Ancak bu ayetteki 'len yağfira' kullanımı, münafıkların bu ilahi merhametten mahrum kalacaklarını, zira onların nifaklarının affedilmeyi engelleyen bir durum olduğunu gösterir. (s. 210)
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'hedâ' fiilinin 'lütuf ve incelikle doğru yola iletmek' anlamına geldiğini belirtir. Ayetteki 'lâ yehdî' ifadesi, Allah'ın fâsık kavmi doğru yola iletmeyeceğini, onların kendi seçimleri ve nifakları sebebiyle hidayetten mahrum kalacaklarını vurgular. (s. 529)
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kefevî, 'hidayet'in 'doğru yolu göstermek ve o yola ulaştırmak' olduğunu açıklar. Ayetteki olumsuz kullanımı, fâsıkların kendi iradeleriyle sapkınlığı seçmeleri nedeniyle Allah'ın onları zorla hidayete erdirmeyeceğini, ilahi yasaların bu tür bir zorlamayı içermediğini ifade eder. (s. 950)
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Semîn el-Halebî, 'kavm' kelimesinin 'bir araya gelmiş, belirli bir amaç veya özellik etrafında toplanmış insanlar topluluğu' anlamına geldiğini belirtir. Ayetteki 'el-kavm' ifadesi, özellikle münafıklardan oluşan ve fâsıklık vasfıyla nitelenen topluluğu işaret eder. (c. 3, s. 106)
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Sicistânî, 'kavm' kelimesinin 'erkeklerden oluşan topluluk' anlamını taşıdığını, ancak Kur'an'da genel olarak 'insan topluluğu' için de kullanıldığını ifade eder. Bu ayette, 'fâsıkîn' sıfatıyla nitelenen belirli bir insan grubunu, yani münafıkları kasteder. (s. 408)
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'fısk' kelimesinin 'doğru yoldan çıkmak, Allah'ın emrinden ayrılmak' anlamına geldiğini belirtir. Ayetteki 'el-fâsıkîn' ifadesi, münafıkların iman dairesinden çıkarak Allah'ın emirlerine isyan eden, yoldan sapmış kişiler olduğunu vurgular. (s. 376)
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'fısk' kavramının Kur'an'da 'Allah'ın koyduğu sınırları aşmak, itaatsizlik etmek' anlamında kullanıldığını belirtir. Münafıkların 'fâsıkîn' olarak nitelenmesi, onların sadece günah işlemekle kalmayıp, iman dairesinden çıkarak Allah'a karşı tam bir itaatsizlik içinde olduklarını gösterir. (s. 205)
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Fîrûzâbâdî, 'fâsık'ı 'Allah'ın emrinden çıkan, günah işleyen ve bu günahında ısrar eden kişi' olarak tanımlar. Ayetteki 'el-fâsıkîn' ifadesi, münafıkların nifakları sebebiyle bu vasfı hak ettiklerini ve bu durumun onların hidayetten mahrum kalmalarının temel nedeni olduğunu açıklar. (c. 4, s. 182)
Bu âyetin tefsiri eserlerde henüz eşleştirilmedi.
Eşleştirme tamamlandıkça bu bölüm otomatik dolar.