Humu-lleżîne yekûlûne lâ tunfikû ‘alâ men ‘inde rasûli(A)llâhi hattâ yenfaddû(k) veli(A)llâhi ḣazâ-inu-ssemâvâti vel-ardi ve lâkinne-lmunâfikîne lâ yefkahûn(e)
Onlar, "Allah Resulü'nün yanında bulunanlara (muhacirlere) bir şey vermeyin ki dağılıp gitsinler" diyenlerdir. Halbuki göklerin ve yerin hazineleri Allah'ındır. Fakat münafıklar (bunu) anlamazlar.
Onlar öyle kimselerdir ki: "Allah'ın elçisinin yanında bulunanları beslemeyin ki dağılıp gitsinler." diyorlar. Oysa göklerin ve yerin hazineleri Allah'ındır, fakat münafıklar anlamazlar.
Bu ayet, münafıkların Peygamber'in etrafındakilere yardım etmeme yönündeki teşviklerini ve bu tutumlarının ardındaki cehaleti ele almaktadır. Ayet, 'infak', 'infidâd' ve 'feqh' gibi temel kavramlar üzerinden münafıkların niyetlerini ve Allah'ın kudretini karşılaştırmalı olarak sunar.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): İnfak (نَفَقَ), malı elden çıkarmak, tüketmek anlamına gelir. Bu ayetteki kullanımı, münafıkların, müminlere yapılan yardımı keserek onları dağıtma niyetini ifade eder. Malın Allah yolunda harcanması anlamındaki infakın aksine, burada menfi bir eylem olarak zikredilmiştir.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): İnfak, Kur'an'da genellikle Allah yolunda harcama, sadaka verme anlamında kullanılır ve müminlerin temel vasıflarından biridir. Ancak bu ayette, münafıkların 'infak etmeyin' çağrısı, bu kavramın olumlu anlamını tersine çevirerek, mümin cemaatini zayıflatma ve dağıtma amacını taşır.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): İnfidâd (انفضاض), bir topluluğun dağılması, ayrılması demektir. Burada münafıklar, infakı keserek Peygamber'in yanındaki fakir ve muhtaç müminlerin geçim sıkıntısı nedeniyle dağılmasını, cemaatten ayrılmasını hedeflemektedirler.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Nafd (نفض) kökünden türeyen infidâd, bir şeyin etrafından dağılmak, ayrılmak manasına gelir. Ayetteki 'hatta yenfaddû' ifadesi, münafıkların, müminlere yapılan yardımı keserek onları Peygamber'in yanından uzaklaştırma ve cemaati parçalama stratejisini açıkça ortaya koyar.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): Hazâin (خزائن), hazine, depo, ambar anlamına gelir. Allah'ın hazineleri ise, O'nun kudret ve iradesiyle dilediği gibi tasarruf ettiği, tükenmez rızık ve nimet kaynaklarıdır. Bu ayette, münafıkların dar görüşlülüğüne karşılık Allah'ın sınırsız zenginliği vurgulanır.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Hazîne (خزينة), biriktirilmiş malın konulduğu yerdir. Allah'ın hazineleri ise, O'nun mülkünde olan ve dilediği zaman dilediğine verdiği, bitmeyen kaynaklardır. Ayet, münafıkların 'vermeyin' çağrısına karşılık, rızkın gerçek sahibinin Allah olduğunu ve O'nun hazinelerinin sınırsız olduğunu hatırlatır.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Fıkh (فقه), bir şeyi derinlemesine anlamak, idrak etmek demektir. Bu ayetteki 'lâ yefkahûn' ifadesi, münafıkların sadece yüzeyde kalmayıp, Allah'ın göklerin ve yerin hazinelerine sahip olduğu gerçeğinin derin anlamını, yani rızkın Allah'tan geldiğini ve O'nun dilediğine verdiğini kavrayamadıklarını belirtir.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Fıkh, bir şeyin hakikatini bilmek ve onu kavramaktır. Münafıkların 'lâ yefkahûn' olmaları, onların sadece bilgi eksikliği değil, aynı zamanda Allah'ın kudret ve rızık vericiliği konusundaki derin idrakten yoksun olduklarını gösterir. Bu durum, onların iman zayıflığını ve basiretsizliğini ortaya koyar.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Fıkh kavramı, Kur'an'da sadece bilmek değil, aynı zamanda bir şeyi doğru bir şekilde anlamak, idrak etmek ve onunla amel etmek anlamında da kullanılır. Münafıkların 'yefkahûn' olmamaları, onların Allah'ın sınırsız kudretini ve rızık vericiliğini sadece duymakla kalmayıp, bu gerçeğin kendi hayatları ve inançları üzerindeki derin etkisini kavrayamadıklarını ifade eder.
Bu âyetin tefsiri eserlerde henüz eşleştirilmedi.
Eşleştirme tamamlandıkça bu bölüm otomatik dolar.