Yekûlûne le-in raca'nâ ilâ-lmedîneti leyuḣricenne-l-e'azzu minhâ-l-eżel(le)(c) ve li(A)llâhi-l'izzetu ve lirasûlihi ve lilmu/minîne ve lâkinne-lmunâfikîne lâ ya'lemûn(e)
Onlar, "Andolsun, eğer Medine'ye dönersek, üstün olan, zayıf olanı oradan mutlaka çıkaracaktır" diyorlardı. Halbuki asıl üstünlük, ancak Allah'ın, Peygamberinin ve mü'minlerindir. Fakat münafıklar (bunu) bilmezler.
Diyorlar ki: "Andolsun, eğer Medine'ye dönersek, daha üstün olan, daha alçak olanı oradan mutlaka çıkaracaktır." Üstünlük, ancak Allah'a, O'nun elçisine ve müminlere mahsustur. Fakat münafıklar bilmezler.
Bu ayet, münafıkların Medine'ye dönüşte 'şerefli' olanların 'alçak' olanları çıkaracağına dair iddialarını aktarırken, gerçek şerefin Allah'a, Resulüne ve müminlere ait olduğunu vurgular. Ayet, 'izzet' ve 'zillet' kavramları üzerinden münafıkların yanlış algısını ve cehaletini ortaya koymaktadır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'rücû'' kelimesini bir şeyden sonra ona dönmek olarak açıklar. Ayetteki 'rece'nâ' ifadesi, münafıkların savaştan sonra Medine'ye geri dönme beklentilerini ve bu dönüşe yükledikleri anlamı ifade eder. Onlar için bu dönüş, güç dengelerinin değişeceği bir dönüm noktasıdır.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'rece'a' fiilinin Kur'an'da genellikle bir halden başka bir hale geçişi veya bir yere geri dönüşü ifade ettiğini belirtir. Bu ayetteki kullanımı, münafıkların Medine'ye fiziksel dönüşlerinin yanı sıra, bu dönüşle birlikte siyasi ve sosyal statülerinin de değişeceği yönündeki beklentilerini mecazi olarak yansıtır.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'ihrâc' kelimesinin bir şeyi bulunduğu yerden zorla uzaklaştırma anlamını taşıdığını belirtir. Ayetteki 'leyuhricenne' ifadesi, münafıkların 'şerefli' olarak gördükleri grubun, 'alçak' olarak nitelendirdikleri müminleri Medine'den kesin bir şekilde çıkaracaklarına dair yeminli iddialarını vurgular.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Semîn el-Halebî, 'ihrâc'ın bir yerden çıkarılma eylemini ifade ettiğini ve bu fiilin 'min' harf-i cerri ile kullanıldığında bir yerden ayrılma veya uzaklaştırma anlamını pekiştirdiğini açıklar. Ayetteki bağlamda, münafıkların müminleri Medine'den tamamen uzaklaştırma niyetlerini gösterir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'izzet' kelimesini 'şiddet, güç ve yenilmezlik' olarak tanımlar. 'el-A'azz' ise bu niteliklerin en üst düzeyde olduğu kişiyi ifade eder. Ayette münafıklar, kendilerini 'el-A'azz' olarak görerek, Medine'de üstünlüğün kendilerine ait olduğunu iddia etmektedirler.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'izzet' kavramının Kur'an'da 'güç, şeref, onur ve yenilmezlik' anlamlarını taşıdığını ve genellikle Allah'a atfedildiğini belirtir. Münafıkların bu kelimeyi kendileri için kullanması, onların gerçek 'izzet'in kaynağını yanlış anlamalarından kaynaklanan bir yanılgıdır.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Fîrûzâbâdî, 'izzet'in 'galibiyet, üstünlük ve yenilmezlik' anlamlarına geldiğini ve 'a'azz'ın da bu özelliklere en çok sahip olanı ifade ettiğini belirtir. Münafıklar, bu kelimeyi kullanarak kendilerini müminlerden daha güçlü ve üstün görme yanılgısı içindedirler.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'zillet' kelimesini 'horluk, aşağılık ve güçsüzlük' olarak açıklar. 'el-Ezell' ise bu niteliklerin en üst düzeyde olduğu kişiyi ifade eder. Ayette münafıklar, müminleri 'el-Ezell' olarak nitelendirerek onları küçümsemekte ve Medine'den çıkarılmaya layık gördüklerini ima etmektedirler.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'zillet' kavramının 'aşağılanma, hor görülme ve güçsüzlük' anlamlarını taşıdığını ve 'izzet'in zıttı olduğunu belirtir. Münafıkların bu kelimeyi müminler için kullanması, onların müminlere karşı duydukları nefreti ve onları değersiz görme eğilimini gösterir.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): el-Kefevî, 'zillet'in 'tava' (itaat) ve 'istikanet' (boyun eğme) anlamlarına geldiğini ve 'ezell'in de bu durumun en şiddetli halini ifade ettiğini belirtir. Münafıklar, müminleri kendilerine boyun eğmesi gereken, güçsüz ve aşağılık kimseler olarak görmektedirler.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'izzet'i 'şiddet, güç ve yenilmezlik' olarak tanımlar. Ayette 'lillâhi'l-izzetü' ifadesiyle gerçek ve mutlak şerefin yalnızca Allah'a ait olduğu, dolayısıyla münafıkların kendilerine atfettikleri 'izzet'in geçersiz olduğu vurgulanır.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'izzet'in Kur'an'da merkezi bir kavram olduğunu ve 'güç, şeref, onur ve yenilmezlik' anlamlarını taşıdığını belirtir. Ayet, bu kavramın gerçek sahibinin Allah olduğunu, sonra da O'nun Resulü ve müminler olduğunu açıklayarak münafıkların iddialarını çürütür.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'izzet'in Kur'an'da genellikle Allah'ın sıfatı olarak geçtiğini ve O'nun mutlak gücünü, şerefini ve üstünlüğünü ifade ettiğini belirtir. Ayetteki kullanımı, münafıkların 'izzet' anlayışının yanlışlığını ve bu niteliğin ancak Allah'tan geldiğini vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'ilim'i bir şeyin hakikatini idrak etmek olarak tanımlar. Ayetteki 'lâ ya'lemûne' ifadesi, münafıkların gerçek 'izzet'in kime ait olduğunu bilmediklerini, yani bu konuda cehalet içinde olduklarını ve hakikati idrak edemediklerini belirtir.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'ilim'in Kur'an'da sadece bilgi edinmek değil, aynı zamanda hakikati kavramak ve doğruyu yanlıştan ayırmak anlamına geldiğini vurgular. Münafıkların 'bilmemesi', onların sadece bilgi eksikliği değil, aynı zamanda manevi körlük ve hakikati reddetme durumlarını ifade eder.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): es-Sicistânî, 'ilim'in bir şeyi olduğu gibi bilmek olduğunu belirtir. Ayetteki 'lâ ya'lemûne' ifadesi, münafıkların Allah'ın, Resulünün ve müminlerin gerçek şeref ve üstünlüğünü idrak edememeleri, bu konuda yanılgı içinde olmaları anlamına gelir.
Bu âyetin tefsiri eserlerde henüz eşleştirilmedi.
Eşleştirme tamamlandıkça bu bölüm otomatik dolar.