Yâ eyyuhâ-lleżîne âmenû lâ tulhikum emvâlukum velâ evlâdukum ‘an żikri(A)llâh(i)(c) vemen yef'al żâlike feulâ-ike humu-lḣâsirûn(e)
Ey iman edenler! Mallarınız ve evlatlarınız sizi, Allah'ı zikretmekten alıkoymasın. Her kim bunu yaparsa, işte onlar ziyana uğrayanların ta kendileridir.
Ey İnananlar! Mallarınız ve çocuklarınız sizi Allah'ı anmaktan alıkoymasın. Kim bunu yaparsa işte onlar ziyana uğrayanlardır.
Bu ayet, müminlere malların ve çocukların Allah'ı anmaktan alıkoymaması gerektiğini vurgulayarak, bu tür bir gafletin hüsranla sonuçlanacağını bildirmektedir. Ayet, iman, mal, evlat, zikir ve hüsran kavramları etrafında şekillenmektedir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): İman (أمن), kalbin tasdik etmesi ve güven duymasıdır. Ayetteki 'âmenû' ifadesi, Allah'a ve O'nun bildirdiklerine kalben inanıp güvenen, bu inancın gereğini yerine getiren kimseleri tanımlar. Bu bağlamda, iman edenlerin dikkatini dünya meşgalelerinden Allah'a yöneltmeleri gerektiği vurgulanır.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): İman, Kur'an'da sadece bir inanç beyanı değil, aynı zamanda Allah'a tam bir teslimiyet ve güveni ifade eden aktif bir tutumdur. 'Âmenû' kelimesi, bu teslimiyetin ve güvenin bir sonucu olarak, müminlerin Allah'ın emirlerine uymaları ve O'nu anmaktan geri durmamaları gerektiğini ima eder.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): Lehv (لهو), insanı asıl yapması gereken şeyden alıkoyan, oyalayan her türlü meşguliyettir. Ayetteki 'tülhiküm' ifadesi, malların ve çocukların, müminleri Allah'ı zikretmekten ve ahiret için çalışmaktan alıkoyan birer oyalanma aracı haline gelmemesi gerektiği uyarısını taşır.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Lehv, bir şeyi unutturan, ondan gafil bırakan şeydir. Bu ayette 'lâ tülhiküm' ile kastedilen, dünya malı ve evlat sevgisinin, Allah'ı anma ve O'na ibadet etme gibi daha önemli görevlerden insanı uzaklaştırmamasıdır. Bu, mecazi olarak, dünya nimetlerinin cazibesine kapılıp ahireti unutma tehlikesine işaret eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Lehv, insanı faydalı işlerden alıkoyan, eğlence ve oyalanma anlamına gelir. Ayetteki 'tülhiküm', malların ve çocukların, Allah'ı zikretme gibi manevi bir görevi ihmal ettirecek derecede bir meşguliyet kaynağı olmaması gerektiğini vurgular. Bu, dünya nimetlerine aşırı düşkünlüğün manevi zararlarına dikkat çeker.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Mal (مال), insanın sahip olduğu, faydalandığı her şeydir. Ayetteki 'emvâlüküm', müminlerin dünya hayatında sahip oldukları maddi zenginlikleri ifade eder. Bu zenginliklerin, Allah'ı zikretme gibi manevi görevlerden alıkoyucu bir unsur olmaması gerektiği uyarısı yapılır.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Mal, insanın mülkiyetinde olan, tasarruf edebildiği her türlü varlıktır. Ayetteki 'emvâlüküm' ifadesi, müminlerin sahip olduğu servetlerin, onları Allah'tan uzaklaştıran birer fitne unsuru haline gelmemesi gerektiğini vurgular. Malın, Allah yolunda kullanılması gereken bir emanet olduğu ima edilir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Veled (ولد), doğan, dünyaya gelen çocuktur. Ayetteki 'evlâdüküm', müminlerin çocuklarını ifade eder. Çocuk sevgisinin ve onlarla meşguliyetin, Allah'ı zikretme ve O'na ibadet etme gibi temel görevleri unutturmaması gerektiği uyarısı yapılır. Çocukların da birer imtihan vesilesi olduğu belirtilir.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Veled, ister erkek ister kız olsun, doğum yoluyla meydana gelen nesildir. Ayetteki 'evlâdüküm' ifadesi, çocukların doğal sevgisinin ve onlara karşı sorumlulukların, müminleri Allah'tan gafil bırakmaması gerektiğini vurgular. Çocukların yetiştirilmesi ve onlara gösterilen ilginin, Allah'a olan kulluk görevini gölgede bırakmaması gerektiği mesajı verilir.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): Zikir (ذكر), hem dil ile anmak hem de kalben hatırlamak ve unutmamaktır. Ayetteki 'zikrillâh', Allah'ı tesbih etmek, O'nun ayetlerini okumak, emir ve yasaklarını düşünmek, O'nun büyüklüğünü idrak etmek gibi geniş bir anlamı kapsar. Malların ve çocukların bu zikirden alıkoymaması gerektiği vurgulanır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Zikir, unutulan bir şeyi hatırlamak veya akılda tutmaktır. 'Zikrillâh', Allah'ı kalben ve dille anmak, O'nun emirlerini ve yasaklarını hatırlamak, O'nun nimetlerini düşünmek ve O'na şükretmektir. Ayette, bu zikrin dünya meşgaleleri tarafından engellenmemesi gerektiği belirtilir, çünkü zikir, müminin manevi hayatının merkezidir.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Zikir, Kur'an'da geniş bir anlam yelpazesine sahiptir; Allah'ı anmak, O'nu hatırlamak, O'nun kitabını okumak, O'nun ayetleri üzerinde düşünmek ve O'nun emirlerine uymak gibi birçok boyutu içerir. Bu ayette 'zikrillâh', müminlerin hayatlarının her anında Allah bilincini korumaları ve dünya nimetlerinin bu bilinci zayıflatmasına izin vermemeleri gerektiğini ifade eder.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Hüsran (خسر), bir şeyin eksilmesi, azalması ve nihayetinde kaybolmasıdır. Ayetteki 'el-hâsirûn', malları ve çocukları yüzünden Allah'ı zikretmeyi terk edenlerin, ahiret mutluluğunu kaybedenler olacağını ifade eder. Bu, dünya hayatında elde ettikleri geçici kazançların, ebedi kayıplara yol açtığına işaret eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Hüsran, sermayeyi kaybetmek veya sermayeden daha az kazanmaktır. 'El-hâsirûn' ifadesi, Allah'ı anmaktan yüz çevirerek dünya malına ve evladına dalanların, ahiret sermayelerini, yani cenneti ve Allah'ın rızasını kaybedenler olacağını belirtir. Bu, en büyük kaybın manevi kayıp olduğu vurgusunu yapar.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Hüsran, Kur'an'da genellikle ahiret bağlamında kullanılır ve kişinin dünya hayatındaki yanlış tercihleri nedeniyle ebedi kurtuluşu kaybetmesi anlamına gelir. Bu ayette 'el-hâsirûn', malları ve çocukları nedeniyle Allah'ı zikretmeyi ihmal edenlerin, nihayetinde manevi ve ebedi bir kayba uğrayacaklarını ifade eder. Bu, dünya ve ahiret dengesinin önemini vurgular.
Bu âyetin tefsiri eserlerde henüz eşleştirilmedi.
Eşleştirme tamamlandıkça bu bölüm otomatik dolar.