E'adda(A)llâhu lehum ‘ażâben şedîdâ(en)(s) fettekû(A)llâhe yâ ulî-l-elbâbi-lleżîne âmenû(c) kad enzela(A)llâhu ileykum żikrâ(n)
Allah, ahirette onlara şiddetli bir azap hazırlamıştır. O halde, ey iman etmiş olan akıl sahipleri, Allah'a karşı gelmekten sakının! Allah, size bir zikir (Kur'an) indirdi.
Allah onlara şiddetli bir azap hazırlamıştır. O halde ey inanan aklı selim sahipleri! Allah'tan korkun, Allah size bir uyarıcı gönderdi.
Bu ayet, Allah'ın inkarcılara hazırladığı şiddetli azabı ve mümin akıl sahiplerine yönelik takva çağrısını vurgulamaktadır. Ayet, Allah'ın onlara 'zikr'i yani Kur'an'ı indirdiğini belirterek, bu ilahi rehberliğin önemine dikkat çekmektedir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'azab' kelimesinin 'tatlı sudan men etmek' anlamına gelen 'azb' kökünden geldiğini belirtir. Bu, kişinin arzu ettiği şeylerden mahrum bırakılması ve acı çekmesi durumunu ifade eder. Ayetteki 'azâben şedîden' ifadesi, bu mahrumiyetin ve acının şiddetli olacağını vurgular.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'azab' kelimesini 'ceza' ve 'sıkıntı' olarak açıklar. Ayetteki bağlamda, Allah'ın inkarcılara yönelik hazırladığı 'azab', onların dünya hayatındaki isyanlarının karşılığı olarak ahirette karşılaşacakları çetin bir cezayı ifade eder.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Fîrûzâbâdî, 'şedîd' kelimesini 'güçlü, kuvvetli, şiddetli' olarak tanımlar. 'Azâben şedîden' terkibinde, azabın niteliğini belirterek, onun tahammül edilmesi zor, çok ağır ve çetin bir ceza olacağını ifade eder.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Semîn el-Halebî, 'şedîd' kelimesinin bir şeyin kemaline ulaşması, kuvvetlenmesi ve katılaşması anlamlarına geldiğini belirtir. Ayetteki kullanımıyla, Allah'ın hazırladığı azabın niteliğinin, en üst düzeyde bir şiddet ve ağırlık taşıdığını vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'takva' kelimesinin 'korunmak, sakınmak' anlamına geldiğini ve şerlerden korunmak için kullanılan bir terim olduğunu belirtir. Ayetteki 'fettekullâhe' ifadesi, akıl sahiplerine Allah'ın azabından sakınmaları, O'nun emirlerine riayet etmeleri ve yasaklarından kaçınmaları yönünde bir çağrıdır.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'takva' kavramının Kur'an'da Allah'a karşı duyulan derin saygı, korku ve sorumluluk bilinciyle hareket etme anlamını taşıdığını ifade eder. Bu, sadece bir korku değil, aynı zamanda Allah'ın rızasını kazanma çabasıdır. Ayetteki çağrı, müminlerin bu bilinçle hareket etmelerini teşvik eder.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'lübb' kelimesini 'akıl' olarak açıklar ve 'ulü'l-elbâb' ifadesinin 'akıl sahipleri' anlamına geldiğini belirtir. Ayetteki 'yâ ulîl-elbâb' hitabı, Allah'ın emir ve yasaklarını idrak edebilecek, düşünebilen ve öğüt alabilen kimselere yöneliktir.
Ebû'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kefevî, 'lübb'ün, bir şeyin özü, cevheri ve en seçkin kısmı olduğunu belirtir. İnsan için 'lübb', aklın en saf ve hikmetli yönünü ifade eder. Ayetteki 'ulü'l-elbâb', sadece düşünen değil, aynı zamanda düşündükleriyle doğruyu bulan ve ona göre hareket eden seçkin akıl sahiplerini işaret eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'zikr' kelimesinin 'hatırlamak, anmak' ve 'öğüt, şeref' gibi anlamlara geldiğini belirtir. Ayetteki 'enzellellâhu ileyküm zikran' ifadesi, Allah'ın insanlara unuttukları hakikatleri hatırlatan, onlara doğru yolu gösteren ve şeref kazandıran Kur'an'ı indirdiğini ifade eder.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'zikr' kavramının Kur'an'da geniş bir anlam yelpazesine sahip olduğunu ve bu ayette 'Kur'an'ın kendisi' anlamında kullanıldığını belirtir. Kur'an, insanlara Allah'ı, ahireti, emir ve yasakları hatırlatan, onları gafletten uyandıran bir 'zikr'dir.
Bu âyetin tefsiri eserlerde henüz eşleştirilmedi.
Eşleştirme tamamlandıkça bu bölüm otomatik dolar.