Yâ eyyuhâ-nnebiyyu lime tuharrimu mâ ehalla(A)llâhu lek(e)(s) tebteġî merdâte ezvâcik(e)(c) va(A)llâhu ġafûrun rahîm(un)
Ey peygamber! Eşlerinin rızasını arayarak, Allah'ın sana helal kıldığı şeyi niçin sen kendine haram ediyorsun? Allah çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.
Ey Peygamber! Eşlerinin rızasını arayarak Allah'ın sana helâl kıldığı şeyi niçin sen kendine haram ediyorsun? Allah çok bağışlayan çok esirgeyendir.
Tahrîm Suresi'nin ilk ayeti, Hz. Peygamber'in eşlerinin rızasını gözeterek Allah'ın helal kıldığı bir şeyi kendine haram kılmasını ele almaktadır. Ayet, 'tuharrimu' ve 'ahalle' kelimeleri üzerinden helal-haram kavramlarının ilahi yetkisini vurgularken, 'tebteğî' ve 'mardâte' ile beşeri arzuların bu ilahi sınırlara etkisini sorgulamaktadır. Son olarak, 'ğafûrun rahîmun' ile Allah'ın affediciliğine ve merhametine işaret edilmektedir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Haram (حرم), aslında bir şeyi yasaklamak, men etmek anlamına gelir. Bu ayetteki 'tuharrimu' fiili, Hz. Peygamber'in Allah'ın helal kıldığı bir şeyi kendi iradesiyle kendine yasaklaması, yani haram kılması anlamında kullanılmıştır. İsfehânî'ye göre bu, şer'î bir yasaklama değil, kişinin kendi nefsine koyduğu bir sınırlamadır.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'tuharrimu' fiilini 'tücennibu' (uzaklaştırmak, sakındırmak) olarak tefsir eder. Ayetteki kullanımıyla, Hz. Peygamber'in helal olan bir şeyi kendisinden uzak tutması, ona yaklaşmaması anlamını taşır. Bu, şer'î bir hüküm koymaktan ziyade, kişisel bir kaçınma eylemidir.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'haram' kavramının Kur'an'daki temel anlamının 'yasaklanmış, dokunulmaz kılınmış' olduğunu belirtir. Bu ayetteki 'tuharrimu' fiili, Allah'ın helal kıldığı bir şeye karşı Hz. Peygamber'in kendi iradesiyle bir 'haram' statüsü atfetme çabası olarak yorumlanabilir. Bu durum, ilahi yasa koyuculuğun mutlaklığına bir vurgu niteliğindedir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Helal (حلل), aslında bir düğümü çözmek, bir şeyi serbest bırakmak anlamına gelir. Şer'î bağlamda ise, Allah'ın bir şeyi mubah kılması, yasaklamamasıdır. Ayetteki 'ahalle' fiili, Allah'ın mutlak yetkisiyle bir şeyi serbest bıraktığını, ona izin verdiğini ifade eder. Bu, 'tuharrimu' fiilinin zıddı olarak, ilahi yasa koyuculuğun kaynağını gösterir.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Fîrûzâbâdî, 'helal' kelimesinin 'haram'ın zıddı olduğunu ve şeriatta yasaklanmamış olan her şeyi kapsadığını belirtir. Ayetteki 'ahalle' fiili, Allah'ın bir şeyi yasaklamayarak, onu kullarına mubah kıldığını açıkça ortaya koyar. Bu, Hz. Peygamber'in kendi kendine koyduğu yasağın, ilahi helallik hükmüyle çeliştiğini vurgular.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'tebteğî' fiilini 'talep ediyorsun, arıyorsun' şeklinde açıklar. Ayetteki kullanımıyla, Hz. Peygamber'in eşlerinin rızasını elde etme gayesiyle hareket ettiğini, bu rızayı arzuladığını ifade eder. Bu, fiilin ardındaki motivasyonu ortaya koyar.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Semîn el-Halebî, 'ibtigâ' (ابتغاء) kelimesinin bir şeyi elde etmek için çaba sarf etmek, onu istemek anlamına geldiğini belirtir. 'Tebteğî' fiili, Hz. Peygamber'in eşlerinin rızasını kazanmak için gösterdiği çabayı ve bu rızayı bir amaç olarak gördüğünü vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Rıza (رضا), bir şeyden hoşnut olmak, onu kabul etmek anlamına gelir. 'Mardâte' kelimesi ise rıza kaynağı, rıza sebebi demektir. Ayetteki 'mardâte ezvâcike' ifadesi, Hz. Peygamber'in eşlerinin hoşnutluğunu, onların memnuniyetini kazanma amacını açıkça belirtir. Bu, fiilin hedefidir.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): es-Sicistânî, 'mardâte' kelimesini 'rıza' ve 'hoşnutluk' olarak açıklar. Ayetteki bağlamda, Hz. Peygamber'in eşlerinin gönlünü hoş tutmak, onların memnuniyetini sağlamak için bir eylemde bulunduğunu gösterir. Bu, beşeri bir motivasyonun ilahi hükümlere müdahale etme potansiyeline işaret eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Ğafûr (غفور), 'ğafere' fiilinden türemiş bir sıfat olup, günahları örten, bağışlayan anlamına gelir. İsfehânî'ye göre, Allah'ın 'Ğafûr' olması, kullarının kusurlarını affetmesi ve onları cezalandırmaması demektir. Ayetteki kullanımı, Hz. Peygamber'in bu eyleminin bir hata olduğunu ima ederken, Allah'ın affediciliğinin genişliğini vurgular.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): el-Kefevî, 'Ğafûr' isminin, Allah'ın kullarının günahlarını örtmesi ve onlara azap etmemesi anlamına geldiğini belirtir. Bu ayette, Hz. Peygamber'in eşlerinin rızası uğruna yaptığı bu eylemin bir kusur olarak görülmesine rağmen, Allah'ın onu bağışlayacağı ve affedeceği mesajını taşır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Rahîm (رحيم), 'rahmet' kökünden türemiş bir sıfat olup, çok merhametli, acıyan anlamına gelir. İsfehânî'ye göre, Allah'ın 'Rahîm' olması, kullarına karşı şefkatli davranması, onlara iyilik etmesi ve nimetler vermesidir. Ayetteki 'Ğafûr' ismiyle birlikte kullanılması, Allah'ın affının merhametiyle birleştiğini, kullarına karşı şefkatli olduğunu gösterir.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'Rahîm' isminin Allah'ın kullarına yönelik sürekli ve özel merhametini ifade ettiğini belirtir. Bu ayette, Hz. Peygamber'in durumuna yönelik ilahi affın, Allah'ın genel merhametinin bir tezahürü olduğunu vurgular. Bu, ilahi uyarının sertliğine rağmen, Allah'ın kullarına karşı olan şefkatinin devam ettiğini gösterir.
Bu âyetin tefsiri eserlerde henüz eşleştirilmedi.
Eşleştirme tamamlandıkça bu bölüm otomatik dolar.