(A)llâhu-lleżî ḣaleka seb'a semâvâtin ve mine-l-ardi miślehunne yetenezzelu-l-emru beynehunne lita'lemû enna(A)llâhe ‘alâ kulli şey-in kadîrun ve enna(A)llâhe kad ehâta bikulli şey-in ‘ilmâ(n)
Allah, yedi göğü ve yerden bir o kadarını yaratandır. Allah'ın emri bunlar arasından inip durmaktadır ki, Allah'ın her şeye kadir olduğunu ve Allah'ın her şeyi ilmiyle kuşattığını bilesiniz.
Allah O'dur ki yedi göğü ve yerden de onlar kadarını yarattı. Emir bunlar arasında iner ki Allah'ın her şeye kâdir olduğunu ve Allah'ın bilgisinin, her şeyi kuşattığını bilesiniz.
Talâk Suresi 12. ayet, Allah'ın yaratma kudretini ve ilminin kuşatıcılığını vurgularken, evrensel düzenin ve ilahi buyrukların hikmetini 'yaratma', 'emir' ve 'ilim' gibi temel kavramlar üzerinden açıklamaktadır. Ayet, bu kavramlar aracılığıyla Allah'ın mutlak gücünü ve her şeyi kapsayan bilgisini insan idrakine sunar.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'halk' kelimesinin asıl anlamının 'takdir etmek, ölçü ve düzen vermek' olduğunu belirtir. Daha sonra bu takdire uygun olarak bir şeyi icat etme manasına geldiğini ifade eder. Ayetteki 'خَلَقَ سَبْعَ سَمَـٰوَٰتٍ' ifadesi, Allah'ın yedi göğü belirli bir ölçü, düzen ve hikmetle yarattığını gösterir.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'halk' kelimesini 'icat etmek' ve 'yoktan var etmek' anlamında kullanır. Ayetteki bağlamda, Allah'ın gökleri ve yeri benzer şekilde, yani bir eşi ve benzeri olmaksızın yarattığını vurgular.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, Kur'an'da 'halk' kavramının, Allah'ın mutlak yaratma gücünü ve evrenin O'nun iradesiyle varoluşunu ifade ettiğini belirtir. Bu ayette, Allah'ın gökleri ve yeri yaratması, O'nun kudretinin ve evren üzerindeki egemenliğinin bir delili olarak sunulur.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'nüzûl' kelimesinin 'yukarıdan aşağıya doğru inmek' olduğunu ve 'tenezzül'ün ise bu inişin sürekliliğini veya tedriciliğini ifade ettiğini belirtir. Ayetteki 'يَتَنَزَّلُ ٱلْأَمْرُ بَيْنَهُنَّ' ifadesi, Allah'ın emirlerinin, hükümlerinin ve takdirlerinin gökler ve yer arasında sürekli olarak tecelli ettiğini, işlediğini gösterir.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Semîn el-Halebî, 'tenezzül' fiilinin 'tefe'ul' babından gelerek 'tekerrür' (tekrarlanma) ve 'tedrîc' (aşamalı olma) anlamlarını taşıdığını ifade eder. Bu ayette, Allah'ın emirlerinin ve takdirlerinin sürekli ve düzenli bir şekilde işlediğini, evrenin işleyişini sağladığını vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'emr' kelimesinin hem 'sözlü buyruk' hem de 'iş, durum' anlamlarına geldiğini belirtir. Kur'an'da genellikle Allah'ın yaratma ve yönetme iradesini ifade eder. Ayetteki 'يَتَنَزَّلُ ٱلْأَمْرُ بَيْنَهُنَّ' ifadesi, Allah'ın evreni yöneten, düzenleyen ve varlıkları idare eden ilahi buyruklarının ve takdirlerinin gökler ve yer arasında sürekli işlediğini anlatır.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Sicistânî, 'emr' kelimesinin 'Allah'ın yaratma emri' ve 'işlerin idaresi' anlamlarına geldiğini belirtir. Bu ayette, Allah'ın gökler ve yer arasındaki tüm işleri ve olayları yöneten, düzenleyen ilahi iradesini ve hükümlerini ifade eder.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, Kur'an'da 'emr' kavramının, Allah'ın 'ol' emriyle varlıkları yaratmasını ve evrenin işleyişini sağlayan ilahi iradeyi temsil ettiğini açıklar. Ayetteki 'emr', Allah'ın kozmik düzeni ve yaratılışı sürekli olarak yöneten buyruklarını ifade eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'kudret' kelimesinin 'bir şeyi yapmaya muktedir olmak' anlamına geldiğini ve 'Kadîr' isminin ise Allah'ın her şeye gücünün yettiğini ifade ettiğini belirtir. Ayetteki 'أَنَّ ٱللَّهَ عَلَىٰ كُلِّ شَىْءٍ قَدِيرٌ' ifadesi, Allah'ın yaratma, yönetme ve her türlü işi gerçekleştirme konusunda mutlak ve sınırsız bir güce sahip olduğunu vurgular.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Fîrûzâbâdî, 'Kadîr' isminin, Allah'ın dilediği her şeyi dilediği şekilde yapmaya muktedir olduğunu, hiçbir şeyin O'nu aciz bırakamayacağını ifade ettiğini belirtir. Bu ayette, Allah'ın gökleri ve yeri yaratması gibi büyük işleri yapabilen mutlak kudret sahibi olduğunu gösterir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'ihâta' kelimesinin 'bir şeyi çepeçevre kuşatmak' ve 'bilgiyle tamamen kavramak' anlamlarına geldiğini belirtir. Ayetteki 'أَحَاطَ بِكُلِّ شَىْءٍ عِلْمًۢا' ifadesi, Allah'ın ilminin her şeyi, hiçbir istisna olmaksızın tamamen kuşattığını, hiçbir şeyin O'nun bilgisinin dışında kalmadığını anlatır.
Ebû'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kefevî, 'ihâta'nın bir şeyi her yönden kuşatmak ve onu tam olarak kavramak olduğunu ifade eder. Allah'ın ilminin her şeyi kuşatması, O'nun her şeyi en ince ayrıntısına kadar bildiğini ve hiçbir şeyin O'ndan gizli kalmadığını gösterir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'ilim' kelimesinin 'bir şeyi olduğu gibi idrak etmek' anlamına geldiğini belirtir. Allah'a nispet edildiğinde ise O'nun her şeyi eksiksiz ve kusursuz bir şekilde bildiğini ifade eder. Ayetteki 'أَحَاطَ بِكُلِّ شَىْءٍ عِلْمًۢا' ifadesi, Allah'ın bilgisinin mutlak, sınırsız ve her şeyi kapsayıcı olduğunu vurgular.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'ilim' kavramının Kur'an'da Allah'ın sıfatı olarak kullanıldığında, O'nun geçmişi, şimdiyi ve geleceği, görüneni ve görünmeyeni, her şeyi en mükemmel şekilde bildiğini ifade ettiğini belirtir. Bu ayette, Allah'ın ilminin evrendeki her zerreye kadar uzandığını ve hiçbir şeyin O'nun bilgisinden kaçamayacağını açıklar.
Bu âyetin tefsiri eserlerde henüz eşleştirilmedi.
Eşleştirme tamamlandıkça bu bölüm otomatik dolar.