Kad ferada(A)llâhu lekum tehillete eymânikum(c) va(A)llâhu mevlâkum(s) ve huve-l'alîmu-lhakîm(u)
Allah (gerektiğinde) yeminlerinizi bozmayı (ve kefaret ödemeyi) size meşru kılmıştır. Allah, sizin yardımcınızdır. O, hakkıyla bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.
Allah size yeminlerinizi çözmeyi meşrû kılmıştır. Allah sizin sahibinizdir. O bilendir, hikmetle yönetendir.
Tahrîm Suresi'nin 2. ayeti, yeminlerin çözülmesi (keffaret) meselesini ele alırken, Allah'ın bu hükmü koyan ve kullarının dostu olan, her şeyi bilen ve hikmet sahibi bir varlık olduğunu vurgular. Ayet, fıkhi bir hükmün yanı sıra Allah'ın sıfatlarına da dikkat çekmektedir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Farz, bir şeyi kesip ayırmak, belirlemek ve takdir etmek demektir. Şeriatta ise Allah'ın kullarına vacip kıldığı, kesin olarak emrettiği şeyler için kullanılır. Ayetteki 'kad farada' ifadesi, Allah'ın yeminlerin çözülmesini (tahille) kesin bir hüküm olarak belirlediğini gösterir.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Farz kelimesi, burada 'helal kıldı, caiz kıldı' anlamında kullanılmıştır. Allah'ın yeminlerin keffaretle çözülmesini meşru kıldığını, bu konuda bir kolaylık ve izin verdiğini ifade eder.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): Tahille, yeminleri çözmek, helal kılmak demektir. Ayetteki 'tahillete eymânikum' ifadesi, yeminlerin keffaret ödenerek bozulmasının caiz kılındığını, böylece yemin bağından kurtulmanın meşru olduğunu belirtir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Hall, bir şeyi çözmek, açmak demektir. Tahille ise, bir şeyi helal kılmak, yasak olan bir şeyi serbest bırakmak anlamına gelir. Burada yeminlerin bağlayıcılığının keffaretle ortadan kaldırılmasına işaret eder.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Tahille, yeminleri bozmanın helal kılınmasıdır. Yeminlerin bağlayıcılığını ortadan kaldıran, onu çözüme kavuşturan bir durumdur. Ayetteki kullanımı, Allah'ın bu konuda bir ruhsat verdiğini gösterir.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Yemin (eymân), bir şeyi tasdik veya tekzip etmek için Allah'ın adını anarak verilen sözdür. Ayetteki 'eymânikum' ifadesi, müminlerin kendi aralarında veya Allah'a karşı ettikleri yeminleri kapsar ve bu yeminlerin keffaretle çözülebileceğini belirtir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Yemin, sağ el ile tutulan şey veya kuvvet anlamlarına gelir. Terim olarak ise, bir şeyi teyit etmek için Allah'ın adını anarak yapılan antlaşmadır. Ayetteki bağlamda, bu yeminlerin bağlayıcılığının keffaretle ortadan kaldırılabileceği hükmünü ifade eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Mevlâ, velayet sahibi, işleri üstlenen, dost ve yardımcı demektir. Allah için kullanıldığında, O'nun kullarının işlerini üstlendiğini, onlara yardım ettiğini ve onları koruduğunu ifade eder. Ayetteki 'Allahü Mevlâkum' ifadesi, Allah'ın müminlerin en yakın dostu ve destekçisi olduğunu vurgular.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Mevlâ, hem efendi hem de köle, hem yardımcı hem de kendisine yardım edilen anlamlarına gelebilir. Ancak Allah için kullanıldığında, O'nun kullarının işlerini idare eden, onlara yardım eden ve onları koruyan yegane varlık olduğunu belirtir. Bu bağlamda, Allah'ın yeminler konusunda koyduğu hükmün arkasında duran ve kullarına destek olan olduğunu ifade eder.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Alîm, Allah'ın her şeyi kuşatan, gizli ve açık, geçmiş ve gelecek her şeyi bilen sıfatıdır. Bu bağlamda, Allah'ın yeminlerin mahiyetini, keffaretin hikmetini ve kulların durumlarını tam olarak bildiğini ifade eder. O'nun koyduğu hükümler, bu sonsuz ilmin bir yansımasıdır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): İlim, bir şeyi olduğu gibi idrak etmektir. Alîm ise, ilmi sonsuz olan, her şeyi bilen demektir. Ayetteki 'el-Alîm' sıfatı, Allah'ın yeminler ve keffaret hükümleriyle ilgili tüm detayları, kulların niyetlerini ve bu hükümlerin sonuçlarını tam olarak bildiğini gösterir.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Hakîm, her şeyi yerli yerince yapan, hikmet sahibi olan, hüküm ve karar veren demektir. Allah'ın bu sıfatı, O'nun koyduğu yemin keffareti hükmünün de derin bir hikmete dayandığını, kulların maslahatına uygun olduğunu ve adaletle tesis edildiğini gösterir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Hikmet, bir şeyi sağlam ve doğru bir şekilde yapmak, ilim ve akıl ile hareket etmektir. Hakîm ise, her işi hikmetle yapan, hükümlerinde isabetli olan demektir. Ayetteki 'el-Hakîm' sıfatı, Allah'ın yeminlerin çözülmesi hükmünü, kulların iyiliği ve düzenin sağlanması gibi derin hikmetlerle koyduğunu ifade eder.
Bu âyetin tefsiri eserlerde henüz eşleştirilmedi.
Eşleştirme tamamlandıkça bu bölüm otomatik dolar.