Ve-iż eserra-nnebiyyu ilâ ba'di ezvâcihi hadîśen felemmâ nebbe-et bihi ve azherahu(A)llâhu ‘aleyhi ‘arrafe ba'dahu ve a'rada ‘an ba'd(in)(s) felemmâ nebbe-ehâ bihi kâlet men enbe-eke hâżâ(s) kâle nebbe-eniye-l'alîmu-lḣabîr(u)
Hani peygamber eşlerinden birine, gizli bir söz söylemişti. Fakat eşi o sözü (başkasına) haber verip Allah da bunu peygambere bildirince, peygamber bunun bir kısmını bildirmiş, bir kısmından da vazgeçmişti. Peygamber, bunu ona (sırrı açıklayan eşine) haber verince o, "Bunu sana kim bildirdi?" dedi. Peygamber, "Bunu bana, hakkıyla bilen ve hakkıyla haberdar olan Allah haber verdi" dedi.
Peygamber, eşlerinden birine gizlice bir söz söylemişti. Fakat eşi, o sözü başkalarına haber verip Allah da bunu Peygamber'e açıklayınca, Peygamber (eşine) bir kısmını bildirmiş bir kısmından da vazgeçmişti. Peygamber bunu ona haber verince eşi: "Bunu sana kim söyledi?" dedi. Peygamber "Bilen, her şeyden haberi olan Allah bana söyledi." dedi.
Tahrîm Suresi'nin 3. ayeti, Peygamber'in eşlerinden birine sır olarak söylediği bir sözün ifşa edilmesi ve Allah tarafından bu durumun Peygamber'e bildirilmesi olayını ele almaktadır. Ayet, 'sır verme', 'haber verme' ve 'bilme' gibi temel kavramlar üzerinden ilahi bilginin ve beşeri ilişkilerdeki mahremiyetin önemini vurgulamaktadır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 's-r-r' kökünü 'gizlemek, sır tutmak' olarak açıklar. Ayetteki 'eserra' fiili, bir şeyi başkalarından saklamak, gizli tutmak anlamındadır. Peygamber'in eşine söylediği sözün mahiyeti itibarıyla gizli kalması gereken bir durum olduğunu ifade eder.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'eserra' fiilini 'gizledi' olarak tefsir eder. Ayetteki kullanımı, Peygamber'in eşiyle paylaştığı bilginin, başkaları tarafından bilinmemesi gereken özel bir bilgi olduğunu gösterir. Bu, aynı zamanda sözün mahrem niteliğine işaret eder.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'sır' kavramının Kur'an'daki kullanımını incelerken, bu tür gizli bilgilerin genellikle ilahi bir boyut taşıdığını veya ahlaki bir sorumluluk gerektirdiğini belirtir. Ayetteki 'eserra' fiili, Peygamber'in eşine duyduğu güveni ve bu bilginin gizli kalması gerektiği beklentisini yansıtır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'hadîs' kelimesini 'yeni olan şey, konuşma, haber' olarak tanımlar. Ayetteki 'hadîsen' kelimesi, Peygamber'in eşine aktardığı, içeriği belirli bir 'söz' veya 'konuşma'yı ifade eder. Bu sözün gizli tutulması gereken bir niteliği vardır.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'hadîs'i 'konuşma' veya 'haber' olarak açıklar. Ayetteki bağlamda, Peygamber'in eşine özel olarak söylediği, başkalarıyla paylaşılmaması gereken bir 'söz' veya 'bilgi' anlamına gelir.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'hadîs' kelimesinin Kur'an'da hem genel konuşma hem de özel bir haber veya kıssa anlamında kullanıldığını belirtir. Bu ayetteki 'hadîsen', Peygamber'in eşine özel olarak aktardığı, gizli kalması gereken bir 'söz' veya 'bilgi'yi ifade eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'nebe'' kökünü 'önemli bir haberi bildirmek' olarak açıklar. 'Nebbete' fiili, eşin, Peygamber'in gizli sözünü başkasına 'haber vermesi', yani ifşa etmesi anlamındadır. Bu, sıradan bir bilgi aktarımından ziyade, önemli bir bilginin açığa çıkarılmasıdır.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'nebbe' fiilini 'haber verdi' olarak tefsir eder. Ayetteki kullanımı, eşin, Peygamber'in sırrını 'açığa vurması' ve bu bilginin yayılmasına neden olması durumunu ifade eder.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'nebe'' kavramının Kur'an'da genellikle ilahi vahiy veya önemli bir haberin bildirilmesi bağlamında kullanıldığını belirtir. Burada ise beşeri bir sırrın 'haber verilmesi' ile bu kavramın ahlaki boyutuna dikkat çekilir; yani sırrın ifşası bir ihlaldir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'z-h-r' kökünü 'açığa çıkmak, görünür olmak' olarak tanımlar. 'Ezharahu' fiili, Allah'ın, eşin yaptığı ifşayı Peygamber'e 'açığa çıkarması', yani bu durumu Peygamber'e bildirmesi anlamındadır. Bu, ilahi bilginin her şeyi kuşatıcılığını gösterir.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Sicistânî, 'ezharahu' fiilini 'onu bildirdi, açığa çıkardı' olarak açıklar. Ayetteki kullanımı, Allah'ın, gizli kalması gereken bir durumu Peygamber'e vahiy yoluyla 'ortaya koyması' ve böylece Peygamber'in bu durumdan haberdar olmasını sağlamasıdır.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kefevî, 'zuhur' kavramını 'gizliliğin zıttı, görünür olma' olarak açıklar. Ayetteki 'ezharahu', Allah'ın gizli kalmış bir olayı Peygamber'e 'görünür kılması', yani vahiy yoluyla bildirmesi ve böylece Peygamber'in bilgi sahibi olmasını sağlamasıdır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'a-r-f' kökünü 'bilmek, tanımak, bildirmek' olarak açıklar. 'Arrafe' fiili, Peygamber'in eşine, onun sırrı ifşa ettiğini 'bildirmesi', yani bu durumu ona 'tanıtması' veya 'açıklaması' anlamındadır. Bu, Peygamber'in eşini yaptığı hatadan haberdar etmesidir.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Semîn el-Halebî, 'arrafe' fiilinin 'bir şeyi açıklamak, bildirmek' anlamında kullanıldığını belirtir. Ayetteki kullanımı, Peygamber'in eşine, onun sırrı ifşa ettiğini 'açıkça söylemesi' ve böylece eşinin durumdan haberdar olmasını sağlamasıdır.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'a-r-f' kökünün Kur'an'da 'bilgi edinme, tanıma ve bildirme' anlamlarında kullanıldığını ifade eder. Ayetteki 'arrafe', Peygamber'in eşine, onun sırrı ifşa ettiğini 'bilgi olarak aktarması' ve bu durumu ona 'yüzüne vurması' anlamını taşır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'Alîm'i 'her şeyi bilen', 'Habîr'i ise 'her şeyden haberdar olan, her şeyin iç yüzünü bilen' olarak açıklar. Ayette bu iki isim, Allah'ın mutlak ve kuşatıcı bilgisini vurgular. Peygamber'e sırrı ifşa eden eşinin durumunu Allah'ın bildiğini ve Peygamber'e haber verdiğini ifade eder.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Fîrûzâbâdî, 'Alîm' ismini 'ilim sahibi, her şeyi bilen', 'Habîr' ismini ise 'her şeyin iç yüzünü, gizli yönlerini bilen' olarak tanımlar. Bu ayetteki kullanımı, Allah'ın sadece görüneni değil, gizli olanı da bildiğini ve bu bilginin kaynağının Allah olduğunu gösterir.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'ilim' ve 'haber' kavramlarının Kur'an'daki ilahi boyutunu incelerken, Allah'ın 'Alîm' ve 'Habîr' sıfatlarının, O'nun her şeyi kuşatan, gizli ve açık her türlü bilgiye sahip olduğunu gösterdiğini belirtir. Bu ayette, beşeri bir sırrın dahi Allah'ın bilgisi dışında kalmadığı vurgulanır.
Bu âyetin tefsiri eserlerde henüz eşleştirilmedi.
Eşleştirme tamamlandıkça bu bölüm otomatik dolar.