İn tetûbâ ila(A)llâhi fekad saġat kulûbukumâ(s) ve-in tezâherâ ‘aleyhi fe-inna(A)llâhe huve mevlâhu ve cibrîlu ve sâlihu-lmu/minîn(e)(s) velmelâ-iketu ba'de żâlike zahîr(un)
(Ey peygamber'in eşleri!) Eğer siz ikiniz Allah'a tövbe ederseniz, ne iyi. Çünkü kalpleriniz kaydı. Eğer Peygamber'e karşı birbirinize arka çıkarsanız bilin ki Allah onun yardımcısıdır, Cebrail de, salih mü'minler de. Bunlardan sonra melekler de ona arka çıkarlar.
Eğer ikiniz de Allah'a tevbe ederseniz ne iyi, çünkü kalpleriniz eğildi. Ve eğer Peygamber'e karşı birbirinize arka olursanız (bilin ki) onun dostu ve yardımcısı Allah, Cibrîl ve müminlerin iyileridir. Bunun ardından melekler de ona arkadır.
Tahrîm Suresi'nin 4. ayeti, Peygamber'in eşlerine hitap ederek tevbe ve itaatsizlik durumlarında karşılaşacakları sonuçları dilbilimsel bir derinlikle ele almaktadır. Ayet, kalplerin eğilimi, yardımlaşma ve destek gibi temel kavramlar üzerinden ilahi iradeyi ve peygamberin konumunu vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Tevbe, işlenen bir günahtan veya hatadan dönmek, pişmanlık duymak ve bir daha yapmamaya azmetmektir. Ayetteki 'تَتُوبَآ' ifadesi, Peygamber'in eşlerinin Allah'a yönelerek hatalarından vazgeçmelerini, O'nun rızasını kazanmak için samimi bir dönüş yapmalarını ifade eder.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Tevbe, Kur'an'da sadece bir pişmanlık hali değil, aynı zamanda Allah'a doğru bilinçli bir yöneliş ve O'nun emirlerine uyma kararlılığı olarak ele alınır. Bu ayetteki kullanımı, Peygamber'in eşlerinin Allah'a karşı olan sorumluluklarını hatırlatarak, O'na tam bir teslimiyetle dönmelerini öğütler.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): صَغَتْ kelimesi, kalbin bir şeye doğru eğilmesi, meyletmesi anlamına gelir. Ayetteki 'فَقَدْ صَغَتْ قُلُوبُكُمَا' ifadesi, Peygamber'in eşlerinin kalplerinin, Peygamber'e karşı hoş olmayan bir duruma veya dünya işlerine doğru eğilim gösterdiğini, dolayısıyla tevbe ile bu eğilimin düzeltilmesi gerektiğini belirtir.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Bu kelime, mecazi olarak kalbin haktan sapması, doğru yoldan ayrılması anlamında kullanılır. Ayetteki bağlamda, Peygamber'in eşlerinin kalplerinin, Peygamber'e karşı sergiledikleri tutumlar nedeniyle doğru istikametten bir miktar sapma gösterdiğini ve tevbe ile bu sapmanın giderilmesi gerektiğini ima eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): صَغْو, bir şeyin bir tarafa doğru eğilmesi, meyledilmesi demektir. Kalbin صَغْو'u ise, onun bir şeye doğru yönelmesi, ona ilgi duymasıdır. Ayetteki kullanım, Peygamber'in eşlerinin kalplerinin, Peygamber'e karşı sergiledikleri tavırlarla ilgili olarak bir eğilim gösterdiğini ve bu eğilimin tevbe ile düzeltilmesi gerektiğini vurgular.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): تَظَاهُر, iki veya daha fazla kişinin bir şeye karşı birbirine destek olması, arka çıkmasıdır. Ayetteki 'وَإِن تَظَـٰهَرَا عَلَيْهِ' ifadesi, Peygamber'in eşlerinin, Peygamber'e karşı olumsuz bir tutumda veya eylemde birbirlerine destek olmaları, işbirliği yapmaları anlamında kullanılmıştır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): تَظَاهُر, bir şeye karşı birbirine yardım etmek, destek olmak demektir. Bu ayetteki kullanımı, Peygamber'e karşı birleşerek ona muhalefet etme veya onu zor durumda bırakma çabası olarak anlaşılmalıdır. Bu, olumsuz bir yardımlaşma biçimini ifade eder.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): تَظَاهُر kelimesi, Kur'an'da genellikle bir şeye karşı birleşme, ittifak etme anlamında kullanılır. Bu ayette, Peygamber'in eşlerinin Peygamber'e karşı olumsuz bir tavırda birleşmeleri ve birbirlerine destek olmaları durumunu ifade eder, bu da ilahi bir uyarıyı beraberinde getirir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Mevlâ kelimesi, velayet kökünden türemiş olup, yakınlık, dostluk, yardım ve sahiplik gibi anlamları içerir. Ayetteki 'فَإِنَّ ٱللَّهَ هُوَ مَوْلَىٰهُ' ifadesi, Allah'ın Peygamber'in en yakın dostu, yardımcısı ve koruyucusu olduğunu, dolayısıyla ona karşı yapılan her türlü olumsuzluğun Allah'a karşı yapılmış sayılacağını vurgular.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Mevlâ, hem efendi hem de köle, hem yardımcı hem de kendisine yardım edilen kişi anlamlarına gelebilir. Ancak Allah için kullanıldığında, O'nun mutlak dost, koruyucu ve yardım edici olduğu anlamını taşır. Bu ayette, Peygamber'in eşlerinin olumsuz tutumlarına karşı Allah'ın Peygamber'i destekleyeceğini ve koruyacağını ifade eder.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Velayet kavramı, Kur'an'da Allah ile müminler arasındaki özel ilişkiyi ifade eder. Allah, müminlerin 'Mevlâ'sıdır, yani onların koruyucusu, destekçisi ve rehberidir. Bu ayette, Peygamber'in Allah'ın özel velayeti altında olduğu, dolayısıyla ona karşı yapılan her türlü eylemin Allah'ın iradesine karşı gelmek anlamına geleceği belirtilir.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): ظَهِيرٌ kelimesi, birine arka çıkan, destek olan, yardım eden anlamına gelir. Ayetteki 'وَٱلْمَلَـٰٓئِكَةُ بَعْدَ ذَٰلِكَ ظَهِيرٌ' ifadesi, Allah'ın yanı sıra Cebrail, salih müminler ve meleklerin de Peygamber'e yardımcı ve destekçi olduğunu, ona karşı yapılan her türlü olumsuzluğa karşı duracaklarını belirtir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): ظَهِيرٌ, birine arka çıkmak, ona yardım etmek, destek olmak demektir. Bu ayette, Allah'ın Peygamber'e olan desteğinin yanı sıra, Cebrail, salih müminler ve meleklerin de Peygamber'in yanında yer alarak ona yardım edeceklerini ve onu koruyacaklarını ifade eder.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): ظَهِيرٌ, 'yardımcı' anlamında kullanılan bir sıfattır. Ayetteki kullanımı, Peygamber'in eşlerinin olumsuz tutumlarına karşı Peygamber'in yalnız olmadığını, aksine Allah'ın, Cebrail'in, salih müminlerin ve meleklerin güçlü bir şekilde ona destek olduğunu vurgular.
Bu âyetin tefsiri eserlerde henüz eşleştirilmedi.
Eşleştirme tamamlandıkça bu bölüm otomatik dolar.