‘Asâ rabbuhu in tallekakunne en yubdilehu ezvâcen ḣayran minkunne muslimâtin mu/minâtin kânitâtin tâ-ibâtin ‘âbidâtin sâ-ihâtin śeyyibâtin ve ebkârâ(n)
Eğer o sizi boşarsa, Rabbi ona, sizden daha hayırlı, müslüman, inanan, sebatla itaat eden, tövbe eden, ibadet eden, oruç tutan, dul ve bakire eşler verebilir.
Eğer o sizi boşarsa belki de Rabbi ona, sizden daha hayırlı, kendisini Allah'a teslim eden, inanan, gönülden itaat eden, tevbe eden, oruç tutan dul ve bakire eşler verir.
Bu ayet, Peygamber'in eşlerine bir uyarı niteliğinde olup, Allah'ın dilediği takdirde onlardan daha hayırlı eşler verebileceğini bildirmektedir. Ayetteki anahtar kavramlar, ideal eş niteliklerini ve Allah'a yönelişi vurgulamaktadır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Talâk (طلاق) kelimesi, bağın çözülmesi ve serbest bırakma anlamına gelir. Ayetteki 'tallekakunne' ifadesi, Peygamber'in eşleriyle olan evlilik bağını çözmesi, yani onları boşaması manasındadır ve bu, bir tehdit veya uyarı olarak sunulmuştur.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Talâk, bir şeyi serbest bırakmak, salıvermek demektir. Burada 'talâk' fiili, evlilik akdinin feshedilmesi anlamında mecazi olarak kullanılmıştır ve eşlerin serbest bırakılmasına işaret eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Bedel (بدل) ve ibdâl (إبدال), bir şeyi başka bir şeyle değiştirmek, yerine koymak demektir. Ayetteki 'yubdilehu' ifadesi, Allah'ın Peygamber'e, mevcut eşlerinin yerine daha hayırlı başka eşler verebileceği kudretini ve iradesini gösterir.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): İbdâl, bir şeyin yerine başka bir şeyin konulmasıdır. Bu ayetteki kullanımı, Allah'ın Peygamber'e, eşlerinden daha üstün niteliklere sahip yeni eşler nasip etme gücünü vurgular.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): İslam (إسلام) kavramı, Allah'a tam bir teslimiyet ve boyun eğme halini ifade eder. 'Müslimât' kelimesi, bu teslimiyeti gerçekleştiren kadınları tanımlar ve ayetteki bağlamda, Allah'ın iradesine tam olarak uyan, itaatkar eş niteliğini belirtir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): İslam, Allah'ın emirlerine teslim olmak ve O'na boyun eğmektir. 'Müslimât' kelimesi, bu ayette, Peygamber'in eşlerinden beklenen veya onlardan daha hayırlı olacak eşlerde bulunması gereken temel bir dini nitelik olarak zikredilmiştir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Kunût (قنوت), sürekli itaat, boyun eğme ve huşu içinde durma anlamına gelir. 'Kânitât' kelimesi, bu ayette, Allah'a karşı derin bir saygı ve sürekli bir itaat içinde olan kadınları ifade eder, bu da ideal eş niteliklerinden biridir.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Kunût, hem Allah'a hem de kocaya itaat etme anlamlarını içerir. Ayetteki 'kânitât' ifadesi, Allah'a karşı tam bir teslimiyet ve ibadette süreklilik gösteren, aynı zamanda eşlerine karşı da itaatkar olan kadınları niteler.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Tevbe (توبة), günah işledikten sonra Allah'a dönme, pişmanlık duyma ve O'ndan af dileme eylemidir. 'Tâibât' kelimesi, bu ayette, sürekli olarak günahlarından arınmaya çalışan, Allah'a yönelen ve manevi temizliği önemseyen kadınları tanımlar.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Tevbe, günahı terk edip Allah'a dönmektir. 'Tâibât' ifadesi, bu ayette, Allah'a karşı işlenen hatalardan dönme ve sürekli olarak O'na yönelme niteliğine sahip kadınları belirtir, bu da onların manevi olgunluğunu gösterir.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): Sâihât (سائحات) kelimesi, bu ayette 'oruç tutanlar' anlamına gelir. Araplar, oruç tutan kişiyi 'sâih' olarak adlandırırlardı, çünkü oruçlu kişi yeme içmeden uzak durarak bir nevi 'seyahat' eder gibi olurdu.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Sâihât, oruç tutan kadınlar demektir. Bazı müfessirler ise bu kelimeyi 'Allah yolunda seyahat edenler' veya 'ibadet için gezenler' olarak yorumlamışlardır. Ayetteki bağlamda, kendini ibadete adayan ve özellikle oruç ibadetini yerine getiren kadınları niteler.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Seyahat (سياحة), yeryüzünde dolaşmak anlamına gelir. Ancak Kur'an'da bazen oruç tutmak anlamında da kullanılır, çünkü oruçlu kişi yeme içmeden uzak durarak bir nevi 'nefsini terbiye etme yolculuğuna' çıkar. Ayetteki 'sâihât', oruç ibadetini yerine getiren kadınları ifade eder.
Bu âyetin tefsiri eserlerde henüz eşleştirilmedi.
Eşleştirme tamamlandıkça bu bölüm otomatik dolar.