Yâ eyyuhâ-lleżîne âmenû kû enfusekum ve ehlîkum nâran ve kûduhâ-nnâsu velhicâratu ‘aleyhâ melâ-iketun ġilâzun şidâdun lâ ya'sûna(A)llâhe mâ emerahum ve yef'alûne mâ yu/merûn(e)
Ey iman edenler! Kendinizi ve ailenizi, yakıtı insanlar ve taşlar olan ateşten koruyun. O ateşin başında gayet katı, çetin, Allah'ın kendilerine verdiği emirlere karşı gelmeyen ve kendilerine emredilen şeyi yapan melekler vardır.
Ey inananlar! Kendinizi ve ailenizi bir ateşten koruyun ki onun yakıtı insanlar ve taşlardır. Onun başında gayet katı, şiddetli, Allah'ın kendilerine buyurduğuna karşı gelmeyen ve emredildikleri şeyi yapan melekler vardır.
Tahrîm Suresi'nin 6. ayeti, müminlere kendilerini ve ailelerini cehennem ateşinden koruma sorumluluğunu yüklerken, cehennemin yakıtını ve görevli meleklerin niteliklerini tasvir etmektedir. Ayet, iman, korunma, cehennemin doğası ve meleklerin itaati gibi temel kavramlar etrafında şekillenmektedir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): İman (أمن), kalbin tasdiki ve güven duymasıdır. Ayetteki 'âmenû' (ءَامَنُوا۟) ifadesi, sadece dille ikrarı değil, aynı zamanda kalple tasdiki ve bu tasdikin gerektirdiği amelleri de kapsar. Bu bağlamda, müminlere hitap edilerek, imanlarının bir gereği olarak kendilerini ve ailelerini korumaları emredilmektedir.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): İzuzu'ya göre 'iman' (أمن), Kur'an'da sadece soyut bir inanç değil, aynı zamanda Allah'a tam bir teslimiyet ve güven duygusunu ifade eder. Bu ayette 'Ey inananlar!' hitabı, iman edenlerin bu güven ve teslimiyetlerinin bir sonucu olarak sorumluluk üstlenmeleri gerektiğini vurgular; yani iman, pasif bir durum değil, aktif bir eylem çağrısıdır.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Vakâ (وقى) fiili, bir şeyi bir şeyden korumak, muhafaza etmek anlamına gelir. Ayetteki 'kû' (قُوٓا۟) emri, müminlerin kendilerini ve ailelerini cehennem ateşinden korumak için gerekli tedbirleri almalarını, yani Allah'ın emirlerine uyup yasaklarından kaçınmalarını ifade eder. Bu, mecazi olarak bir kalkan görevi görmektir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Vikâye (وقاية), bir şeyi zarar verici şeylerden korumaktır. 'Kû enfusekum' (قُوٓا۟ أَنفُسَكُمْ) ifadesi, nefisleri günahlardan ve Allah'ın gazabına yol açacak davranışlardan uzak tutmakla gerçekleşir. Bu, sadece bireysel bir korunma değil, aynı zamanda aile fertlerini de bu korunma kapsamına almayı gerektiren bir sorumluluktur.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): Nâr (نار), bilinen ateştir. Kur'an'da ise genellikle ahiret azabının sembolü olan cehennem ateşi için kullanılır. Bu ayette 'nâran' (نَارًا) kelimesi, müminlerin kendilerini ve ailelerini sakındırmaları gereken, yakıtı insanlar ve taşlar olan azap ateşini ifade eder.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Nâr (نار), ışık ve ısı veren maddedir. Kur'an'da ise hem dünya ateşi hem de ahiret ateşi için kullanılır. Buradaki 'nâran' (نَارًا) kelimesi, cehennemin şiddetini ve yakıcılığını vurgulamak için kullanılmış olup, müminlere bu azaptan korunma çağrısı yapmaktadır.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Ğalîz (غليظ), kalın, kaba ve sert demektir. Ayetteki 'ğilâzun' (غِلَاظٌ) kelimesi, cehennem meleklerinin (zebanilerin) insanlara karşı merhametsiz ve acımasız tavırlarını, görevlerini yerine getirirken gösterdikleri şiddeti ifade eder. Bu, onların Allah'ın emirlerine tam bir itaatle hareket ettiklerinin bir göstergesidir.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Ğalâza (غلظة), sertlik ve kabalık anlamına gelir. 'Ğilâzun' (غِلَاظٌ) kelimesi, cehennem bekçisi meleklerin, azap edilecek kişilere karşı hiçbir acıma duygusu taşımayan, son derece katı ve şiddetli karakterlerini betimler. Bu, onların görevlerinin doğası gereği bir özelliktir ve Allah'ın emrinden sapmadıklarını gösterir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Şiddet (شدة), bir şeyin kuvvetli ve sağlam olmasıdır. 'Şidâdun' (شِدَادٌ) kelimesi, cehennem meleklerinin fiziksel ve iradi güçlerini, azabı infaz etme konusundaki kararlılıklarını ve kudretlerini vurgular. Bu, onların Allah'ın emirlerini eksiksiz yerine getirebilecek kapasitede olduklarını gösterir.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Şiddet (شدة), bir şeyin sağlamlığı ve kuvvetidir. Ayetteki 'şidâdun' (شِدَادٌ) ifadesi, cehennem meleklerinin hem fiziksel olarak çok güçlü olduklarını hem de görevlerini yerine getirmede hiçbir zayıflık göstermediklerini belirtir. Onların bu gücü, Allah'ın emirlerine tam itaatlerinin bir yansımasıdır.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): Asâ (عصى), emre muhalefet etmek, itaatsizlik etmektir. 'Lâ ya'sûne' (لَّا يَعْصُونَ) ifadesi, cehennem meleklerinin Allah'ın kendilerine verdiği hiçbir emre karşı gelmediklerini, mutlak bir itaat içinde olduklarını açıkça belirtir. Bu, onların görevlerini kusursuz bir şekilde yerine getirdiklerinin kanıtıdır.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Asy (عصى) kökü, bir emre veya yasağa karşı gelme, itaatsizlik etme anlamını taşır. Ayetteki 'lâ ya'sûne' (لَّا يَعْصُونَ) ifadesi, meleklerin Allah'ın iradesine tam bir teslimiyetle bağlı olduklarını, O'nun koyduğu sınırlara asla tecavüz etmediklerini ve kendilerine verilen her görevi sorgusuz sualsiz yerine getirdiklerini vurgular.
Bu âyetin tefsiri eserlerde henüz eşleştirilmedi.
Eşleştirme tamamlandıkça bu bölüm otomatik dolar.