Daraba(A)llâhu meśelen lilleżîne keferû-mraete nûhin vemraete lût(in)(s) kânetâ tahte ‘abdeyni min ‘ibâdinâ sâlihayni feḣânetâhumâ felem yuġniyâ ‘anhumâ mina(A)llâhi şey-en ve kîle-dḣulâ-nnâra me'a-ddâḣilîn(e)
Allah, inkar edenlere, Nuh'un karısı ile Lut'un karısını örnek gösterdi. Bu ikisi, kullarımızdan iki salih kişinin nikahları altında bulunuyorlardı. Derken onlara hainlik ettiler de kocaları, Allah'ın azabından hiçbir şeyi onlardan savamadı. Onlara, "Haydi, ateşe girenlerle beraber siz de girin!" denildi.
Allah, inkâr edenlere, Nuh'un karısı ile Lut'un karısını misal verdi. Bu ikisi, kullarımızdan iki salih kulun (nikahı) altında idiler, onlara hıyanet ettiler. (Kocaları,) Allah'tan hiçbir şeyi onlardan savamadı. (Onlara): "Haydi girenlerle birlikte siz de ateşe girin!" denildi.
Bu ayet, inkar edenlere Nuh ve Lut peygamberlerin eşleri üzerinden bir örnek sunarak, Allah katında kişisel imanın önemini ve peygamberlerle akrabalık bağının dahi kurtuluş için yeterli olmadığını vurgular. Ayet, 'misal verme', 'inkar etme', 'ihanet etme' ve 'cehenneme girme' gibi temel kavramlar üzerinden ilahi adaleti ve sorumluluğu dilbilimsel bir derinlikle işler.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Darabe kelimesi, bir şeyi bir şeye benzetmek, bir şeyi açıklamak için örnek vermek anlamında kullanılır. Ayetteki 'darabe meselen' ifadesi, Allah'ın bir hakikati açıklamak ve insanlara ibret vermek amacıyla bir örnek sunması demektir. Burada, inkar edenlerin durumunu açıklamak için Nuh ve Lut'un eşleri örnek gösterilmiştir.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Darabe'l-mesel, bir şeyi açıklamak için bir benzetme yapmak, bir örnek vermek demektir. Bu ayette Allah, inkar edenlerin durumunu somutlaştırmak ve zihinlerde canlandırmak için bu iki kadının hikayesini bir 'mesel' olarak ortaya koymuştur.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): K-f-r kökü, Kur'an'da 'örtmek', 'gizlemek' ve dolayısıyla 'inkar etmek' anlamlarında kullanılır. Özellikle dini bağlamda, Allah'ın nimetlerini veya hakikatini örtmek, yani nankörlük etmek ve imanı reddetmek anlamına gelir. Ayetteki 'kefaru' ifadesi, Nuh ve Lut'un eşlerinin Allah'ın birliğini ve peygamberlerin mesajını reddetmelerini ifade eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Küfr, bir şeyi örtmek demektir. Şer'i anlamda ise, Allah'ın birliğini ve peygamberlerin getirdiği hakikatleri örtmek, yani inkar etmek ve iman etmemektir. Bu ayetteki 'kefaru' kelimesi, bu kadınların kalplerindeki imansızlığı ve peygamberlerin davetine karşı direnişlerini anlatır.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): K-f-r kökü, Kur'an'da sadece inançsızlığı değil, aynı zamanda nankörlüğü ve gerçeği gizlemeyi de ifade eder. Ayetteki 'kefaru' kelimesi, bu kadınların peygamber eşi olmalarına rağmen, Allah'ın lütfunu ve hakikati inkar etmelerini, yani nankörlüklerini ve imansızlıklarını vurgular.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): Hıyanet, emanete riayet etmemek, güveni bozmaktır. Bu ayetteki 'hanetahuma' ifadesi, Nuh ve Lut'un eşlerinin kocalarına karşı ahlaki veya dini bir ihanet içinde olduklarını belirtir. Bu, zina gibi bir fiil değil, peygamberlerin davetine inanmayarak ve düşmanlarına bilgi sızdırarak yaptıkları bir ihanettir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Hıyanet, emanet edilen şeyde eksiklik yapmak veya onu zayi etmektir. Ayetteki 'hanetahuma' ifadesi, bu kadınların peygamber eşi olmalarına rağmen, kocalarının peygamberlik görevlerine ve davetlerine karşı sadakatsizlik gösterdiklerini, onlara karşı düşmanlık beslediklerini veya düşmanlarına destek verdiklerini anlatır. Bu, iman konusunda bir ihanettir.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Hıyanet, emanet edilen şeyin zıddını yapmaktır. Bu ayetteki 'hanetahuma' ifadesi, Nuh ve Lut'un eşlerinin, peygamber olan kocalarının tebliğ ettiği hakikatlere inanmayarak ve onlara karşı düşmanca bir tavır sergileyerek, eşlik ve iman emanetine hıyanet ettiklerini gösterir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Ğınâ, bir şeye ihtiyaç duymamak veya bir şeyi yeterli kılmaktır. Ayetteki 'lem yuğniya anhuma' ifadesi, Nuh ve Lut peygamberlerin, eşlerinin inkarı karşısında Allah'ın azabını onlardan savmaya veya onlara bir fayda sağlamaya güçlerinin yetmediğini, yani peygamberliklerinin bile bu kadınları kurtarmaya yetmediğini belirtir.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Ğınâ, bir şeyi başkasından müstağni kılmak, yani ona ihtiyaç bırakmamaktır. Bu ayetteki 'lem yuğniya anhuma' ifadesi, peygamberlerin eşlerine Allah'tan gelecek azabı engelleme veya onlara bir fayda sağlama konusunda hiçbir güçlerinin olmadığını, yani onları Allah'ın azabından kurtaramadıklarını ifade eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Nâr, bilinen ateştir. Kur'an'da genellikle ahiret azabı olan cehennem ateşi için kullanılır. Ayetteki 'edhula'n-nâra' ifadesi, Nuh ve Lut'un eşlerinin inkar ve ihanetleri sebebiyle ahiretteki cehennem azabına çarptırılacaklarını açıkça belirtir.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Nâr, yakıcı ateştir. Kur'an'da bu kelime, Allah'ın inkar edenlere ve günahkarlara hazırladığı azap yurdu olan cehennemi ifade etmek için kullanılır. Bu ayetteki 'en-nâr' kelimesi, bu iki kadının akıbetinin cehennem olduğunu vurgular.
Bu âyetin tefsiri eserlerde henüz eşleştirilmedi.
Eşleştirme tamamlandıkça bu bölüm otomatik dolar.