Yâ eyyuhâ-nnebiyyu câhidi-lkuffâra velmunâfikîne vaġluz ‘aleyhim(c) ve me/vâhum cehennem(u)(s) vebi/se-lmasîr(u)
Ey Peygamber! Kafirlere ve münafıklara karşı cihad et, onlara karşı sert davran. Onların varacağı yer cehennemdir. Ne kötü varılacak yerdir orası!
Ey Peygamber! Kâfirler ve münafıklarla savaş, onlara karşı sert davran. Onların varacağı yer cehennemdir. O gidilecek yer, ne de kötüdür!
Tahrîm Suresi 9. ayet, Peygamber'e inkarcılar ve münafıklarla mücadele etme ve onlara karşı kararlı bir tutum sergileme emrini vermektedir. Ayet, bu mücadelenin niteliğini ve akıbetini dilbilimsel olarak 'cihad', 'ğilzet' ve 'masîr' kavramları üzerinden derinlemesine ele almaktadır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Cihad (جهاد), 'cehd' (جهد) kökünden gelir ve bir işi yaparken tüm gücü sarf etmek, zorluğa katlanmak anlamına gelir. Ayetteki 'cahid' emri, Peygamber'in inkarcılar ve münafıklarla olan mücadelesinde maddi ve manevi tüm imkanlarını seferber etmesini, bu uğurda azami gayret göstermesini ifade eder. Bu, sadece savaşmak değil, aynı zamanda tebliğ ve irşad yoluyla da mücadele etmeyi kapsar.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde'ye göre 'cahid' (جاهد), 'savaş' anlamına gelir. Ayetteki bağlamda, Peygamber'in inkarcılarla ve münafıklarla fiili bir mücadeleye girmesi, onların şerlerini engellemek için gerekli adımları atması emredilmektedir. Bu, sadece kılıçla değil, aynı zamanda sözle ve delille de mücadeleyi içerir.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'cihad' kavramının Kur'an'da geniş bir anlamsal yelpazeye sahip olduğunu belirtir. Ayetteki 'cahid' emri, sadece askeri bir mücadeleyi değil, aynı zamanda kişinin kendi nefsiyle, şeytanla ve toplumdaki kötülüklerle olan sürekli mücadelesini de içerir. Peygamber'e verilen bu emir, İslam'ın yayılması ve korunması için gösterilmesi gereken topyekûn bir çabayı ifade eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Küfr (كفر), bir şeyi örtmek, gizlemek anlamına gelir. Şer'î anlamda ise, Allah'ın nimetlerini veya varlığını inkar etmek, hakikati örtbas etmektir. Ayetteki 'küffar' (كفار) kelimesi, Allah'ın birliğini, Peygamber'in risaletini ve İslam'ın temel prensiplerini bilinçli olarak reddeden, inkar eden kimseleri ifade eder. Bu, sadece inanmamak değil, aynı zamanda düşmanca bir tutum sergilemektir.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'küffar'ı (كفار) 'hakikati örtenler' olarak açıklar. Ayetteki bağlamda, Peygamber'in mücadele etmesi emredilen bu grup, İslam'ın mesajını kabul etmeyen ve ona karşı çıkan, düşmanca tavır sergileyen kimselerdir. Onların inkarı, sadece bir inançsızlık değil, aynı zamanda İslam'a karşı bir direniştir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Nifak (نفاق), 'nafak' (نفق) kökünden gelir ve yeraltında iki çıkışı olan tünel anlamına gelir. Mecazi olarak, dıştan İslam'ı kabul edip içten inkar etmek, iki yüzlü davranmaktır. Ayetteki 'münafıkîn' (منافقين), Müslümanlar arasında yaşayıp onlardan gibi görünen, ancak kalplerinde küfrü gizleyen ve fırsat buldukça İslam'a zarar vermeye çalışan kimseleri ifade eder. Onlarla mücadele, dış düşmanlardan daha zorlu bir iç mücadeleyi gerektirir.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Sicistânî, münafığı (منافق) 'dışıyla içini bir tutmayan' olarak tanımlar. Ayetteki 'münafıkîn' (منافقين) kelimesi, Peygamber'in hem dış düşmanlarla hem de iç düşmanlarla mücadele etmesi gerektiğini vurgular. Münafıklar, İslam toplumunun içinden zarar veren, fitne çıkaran ve birliği bozan unsurlardır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Ğılzet (غلظة), bir şeyin kalın, kaba veya sert olması anlamına gelir. Ayetteki 'uğluz' (اغلظ) emri, Peygamber'in inkarcılar ve münafıklarla olan ilişkisinde yumuşak başlılıktan ziyade, kararlı, tavizsiz ve gerektiğinde sert bir tutum sergilemesini ifade eder. Bu, onlara karşı caydırıcı ve disiplinli bir duruş sergilemek demektir, ancak zulüm anlamına gelmez.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Semîn el-Halebî, 'ğılzet'in (غلظة) 'şiddet' ve 'katılık' anlamlarına geldiğini belirtir. Ayetteki 'uğluz' (اغلظ) emri, Peygamber'in inkarcılar ve münafıkların şerlerini engellemek için gerektiğinde sert tedbirler almasını, onlara karşı zayıf bir duruş sergilememesini ifade eder. Bu, onların İslam'a ve Müslümanlara zarar vermelerini engellemek için bir gerekliliktir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Cehennem (جهنم), ahiretteki azap yurdunun özel ismidir. Kelimenin kökeni hakkında farklı görüşler olmakla birlikte, genellikle derinlik ve karanlık anlamlarıyla ilişkilendirilir. Ayetteki 'cehennem' (جهنم) kelimesi, inkarcıların ve münafıkların dünyadaki kötü amellerinin karşılığı olarak karşılaşacakları şiddetli azap ve ebedi kalış yerini ifade eder. Bu, onların akıbetinin ne kadar kötü olduğunu vurgular.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kefevî, cehennemi (جهنم) 'azap yurdu' olarak tanımlar. Ayetteki 'cehennem' (جهنم) kelimesi, inkarcıların ve münafıkların dünyadaki isyanları ve düşmanlıkları nedeniyle ahiretteki kaçınılmaz sonlarını belirtir. Bu, aynı zamanda Müslümanlar için bir uyarı ve ibret vesilesidir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Masîr (مصير), 'sarâ' (صار) fiilinden türemiş bir isim olup, bir şeyin dönüştüğü veya vardığı yer anlamına gelir. Ayetteki 'masîr' (مصير) kelimesi, inkarcıların ve münafıkların cehenneme olan nihai dönüşlerini, yani akıbetlerini ifade eder. 'Ne kötü dönüştür!' ifadesi, bu akıbetin şiddetini ve korkunçluğunu pekiştirir.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Fîrûzâbâdî, 'masîr'i (مصير) 'gidilecek yer' veya 'sonuç' olarak açıklar. Ayetteki 'masîr' (مصير) kelimesi, inkarcıların ve münafıkların dünyadaki tercihlerinin ve amellerinin doğal bir sonucu olarak cehenneme varacaklarını belirtir. Bu, ilahi adaletin tecellisini ve her eylemin bir karşılığı olduğunu gösterir.
Bu âyetin tefsiri eserlerde henüz eşleştirilmedi.
Eşleştirme tamamlandıkça bu bölüm otomatik dolar.