Ve-inne leke le-ecran ġayra memnûn(in)
Şüphesiz sana tükenmez bir mükafat vardır.
Kuşkusuz senin için tükenmez bir ecir var.
Kalem Suresi'nin 3. ayeti, Hz. Muhammed'e (s.a.v.) Allah tarafından verilecek olan kesintisiz ve minnetsiz bir mükafatı müjdelemektedir. Ayet, 'ecir' ve 'memnun' kavramları üzerinden bu mükafatın niteliğini vurgulamaktadır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'ecr' kelimesini bir iş karşılığında verilen bedel olarak tanımlar. Ayetteki 'ecr' ise, peygamberin risalet görevini yerine getirmesi karşılığında Allah'ın lütfedeceği, dünyevi karşılıklardan üstün, ahirete yönelik ve kesintisiz bir mükafatı ifade eder. Bu, Allah'ın vaadi olup, kulun çabasına karşılık gelen ilahi bir ihsandır.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Sicistânî, 'ecr'i 'sevap' ve 'karşılık' olarak açıklar. Ayetteki 'ecr', peygamberin tebliğ ve sabrına karşılık olarak Allah'ın ona bahşedeceği, bitmeyen ve eksilmeyen bir lütuf ve mükafatı vurgular. Bu, dünyevi ücretlerden farklı olarak, ilahi bir ihsanın sürekliliğini ifade eder.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'ecr' kavramının Kur'an'da genellikle Allah'ın kullarına amelleri karşılığında verdiği mükafatı ifade ettiğini belirtir. Bu ayetteki 'ecr', özellikle peygamberin risalet görevini yerine getirmesi karşılığında, Allah'ın ona lütfedeceği, hiçbir zaman kesintiye uğramayacak olan ilahi bir karşılığı ve onuru simgeler.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'gayr' kelimesini 'başka' veya 'dışında' anlamında kullanır. Ayetteki 'gayra memnunin' ifadesi, verilen ecirde hiçbir eksiklik, kesinti veya minnetin olmadığını, yani mükafatın tam ve kesintisiz olduğunu vurgular. Bu, mecazi olarak mükafatın mükemmelliğini ifade eder.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kefevî, 'gayr' kelimesinin bir şeyi olumsuzlama veya istisna etme işlevi gördüğünü belirtir. Ayetteki 'gayra memnunin' ifadesi, ecirin 'memnun' olma halinden tamamen uzak olduğunu, yani hiçbir şekilde kesintiye uğramayacağını veya bir minnet altında bırakmayacağını net bir şekilde ortaya koyar.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'menn' kökünden türeyen 'memnun' kelimesini 'kesilmiş, eksiltilmiş' veya 'minnet edilmiş' olarak açıklar. Ayetteki 'gayra memnunin' ifadesi, peygambere verilecek olan ecirin hiçbir zaman kesintiye uğramayacağını, eksilmeyeceğini ve bu ecir karşılığında kimseye minnet borçlu olunmayacağını vurgular. Bu, mükafatın tam ve sürekli olduğunu belirtir.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Fîrûzâbâdî, 'menn' kelimesinin 'kesmek' ve 'minnet etmek' anlamlarına geldiğini belirtir. Ayetteki 'memnun' kelimesi, ecirin kesintiye uğramayacağını, eksilmeyeceğini ve Allah'ın bu ecri verirken kimseye minnet etmeyeceğini ifade eder. Bu, Allah'ın lütfunun sınırsızlığını ve karşılıksızlığını gösterir.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'menn' kökünün hem 'kesmek' hem de 'minnet etmek' anlamlarını taşıdığını belirtir. Ayetteki 'gayra memnunin' ifadesi, peygambere verilecek olan mükafatın ne kesintiye uğrayacağını ne de bu mükafatın bir minnet vesilesi yapılacağını açıkça ifade eder. Bu, mükafatın ilahi cömertliğin bir tezahürü olduğunu gösterir.
Kalem Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
Kesilmez, tükenmez, devamlı hiç kesilmeyen bir nimet, yahut hiç kimsenin minnetini çekmeden sırf Allah'ın lütfu ve yardımı olan bir mükafat. (E.H.Y.)
~~68.3~
وَاِنَّ لَكَ لَاَجْرًا غَيْرَ مَمْنُونٍ
Kuranı Kerim Türkçe okunuş:~ ~ ~
68.3 - Ve inne leke leecran ğayra memnûn.
68.3 - Ve tükenmez bir ecir var muhakkak senin için
Ve inne-mutlak “لَكَ- leke-senin için” görüldüğü gibi, ayet-i kerime’nin, ilk muhatabı gene Peygamber Efendimiz olmakla birlikte, onun ümmetinden olan her “KİM-lik te okuduğu zaman bu ilâh-i mananın mutlak muhatabı olmaktadır. Bahsedilen ilk mükafat idrak edenler bakımından “KİM-lik” tesbitidir. Kim’lik tesbiti yapıldıktan sonra ancak onun üzerine her şey bina edilebilir. Eğer gerçek mana da Kim’lik tesbiti yapılamamışsa, o zaman kişi kim’lik kaybı ile, hayalen yaşamakta olmaktadır. Bu yaşam ise tam bir hayal ve gaflettir. Kendinden haberi olmayan ve nefsin elinde onun bineği olan, gezen yürüyen bir vasıta hükmündedir.
“Leke-senin için” ve “ente-sen” muhatabiyyet kişinin Hakk’ın indindeki, “Halife-hilâfeti” yönüyledir. Allah-u Azimüşşanın “Abd” kulunu muhatap olarak ona ilâhi bir kim’lik vermesi “azim bir mükafat ve sonu gelmeyen bir lütuftur” ve kul bu hakikati idrak ettiği zaman memnuniyye-tini nasıl ifade edeceğini bilemez ve bundan aciz kalır.
Ancak bu ecri-mükâfatı, kazanabilmesi ve kendi varlığının hakikatine erişebilmesi için bir irfan ehlinin kontrolunda, oldukça uzun bir süre çok çalışması ve birçok imtihanlardan geçmesi gerekmektedir.
Bunun neticesinde o “kul-Halife” “zahiri ile halk, batını ile Hakk” olmuştur. Ancak bu anlayış dahi batınendir. Zahiren kim ne olursa olsun bu dünyanın kuralları içinde hayatını sürdürür. Onun Hakk olması kendi bünyesi içinde kalmaktadır ve başka kimsenin üzerinde herhangi bir nefsi tasarrufta bulunma hakkı yoktur. Zahirende şeriat kurallarının dışına çıkması mümkün değildir. Burada yakin ilmi ile bilinenler ahirette ayni olarak zuhura gelecek ve o kişiler ahiretlerinde gerçek ilâh-i kim’likleri ile yaşayacaklardır. Bu hal ise sonsuz memnuniyettir.
Kul yaşadığı sürece çalışmaları ile, hangi mertebeyi kazanmış ise, o mertebenin yaşantısı içinde ve o mertebenin ölçülerine göre mükafatlandırılmış olacaklardır.
“ İz- -T-B- “
وَاِنَّكَ لَعَلى خُلُقٍ عَظ۪يمٍ
Kuranı Kerim Türkçe okunuş: