Mâ ente bini'meti rabbike bimecnûn(in)
(1-2) Nun. (Ey Muhammed) Andolsun kaleme ve satır satır yazdıklarına ki, sen Rabbinin nimeti sayesinde, bir deli değilsin.
Sen Rabbinin nimetiyle mecnun değilsin.
Kalem Suresi'nin 2. ayeti, Hz. Peygamber'e yönelik bir ithamı reddederken, ilahi bir lütuf ve nimetle donatılmış olduğunu vurgular. Ayet, 'nimet' ve 'mecnun' kavramları üzerinden, peygamberliğin kaynağını ve niteliğini dilbilimsel bir derinlikle ele alır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'nimet' kelimesini, 'insana ulaşan her türlü hayır ve iyilik' olarak tanımlar. Ayetteki 'nimet' ifadesi, Hz. Peygamber'e bahşedilen peygamberlik, vahiy ve üstün ahlak gibi ilahi lütufları kapsar ve onun 'mecnun' olmadığına dair bir delil olarak sunulur.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kefevî, 'nimet'i, 'Allah'ın kuluna ihsan ettiği, onun için faydalı olan her şey' olarak açıklar. Bu ayetteki 'nimet', özellikle Hz. Peygamber'in akıl ve hikmet sahibi oluşunu, vahiy ile desteklenmesini ve dolayısıyla 'mecnun' ithamından uzak olduğunu ifade eder.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'nimet' kavramının Kur'an'daki merkeziyetine dikkat çeker ve onu 'Allah'ın insanlara bahşettiği lütuflar, iyilikler ve ihsanlar' olarak yorumlar. Bu ayetteki 'nimet', Hz. Peygamber'in ilahi bir lütuf ve destekle donatılmış olduğunu, bu sayede 'mecnun' gibi olumsuz bir sıfatın ona yakıştırılamayacağını vurgular.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'Rab' kelimesini 'sahip, malik, terbiye eden, ıslah eden' anlamlarında kullanır. Ayetteki 'Rabbinin nimeti' ifadesi, bu nimetin kaynağının, Hz. Peygamber'i özel olarak terbiye eden ve ona sahip çıkan Allah olduğunu belirtir.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'Rab' kelimesinin 'malik ve efendi' anlamlarını vurgular. Ayetteki 'Rabbinin nimeti' ifadesi, bu nimetin, her şeyin sahibi ve yöneticisi olan Allah tarafından verildiğini, dolayısıyla bu nimetin yüceliğini ve kutsallığını ifade eder.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Fîrûzâbâdî, 'Rab' kelimesinin 'terbiye eden, büyüten, geliştiren, sahip olan' gibi geniş anlamlarını sıralar. Ayetteki 'Rabbinin nimeti' ifadesi, Allah'ın Hz. Peygamber'i özel bir terbiye ile yetiştirdiğini ve ona bahşettiği nimetlerin bu ilahi terbiyenin bir sonucu olduğunu gösterir.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Sicistânî, 'mecnun' kelimesini 'cin tarafından çarpılmış, aklı örtülmüş' olarak açıklar. Ayetteki 'bimecnun' ifadesi, Hz. Peygamber'e yönelik 'deli' ithamını kesin bir dille reddeder ve onun aklının ve idrakinin tam olduğunu vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'c-n-n' kökünün temel anlamının 'örtmek, gizlemek' olduğunu belirtir ve 'mecnun' kelimesini 'aklı örtülmüş, cinlerin etkisiyle aklını yitirmiş' olarak tanımlar. Ayet, Hz. Peygamber'in aklının örtülmediğini, aksine ilahi bir nimetle aydınlandığını ifade eder.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Semîn el-Halebî, 'mecnun' kelimesinin 'cinlerin etkisiyle aklını kaybeden kişi' anlamına geldiğini ifade eder. Ayet, bu olumsuz sıfatı Hz. Peygamber'den uzaklaştırarak, onun peygamberliğinin ilahi bir gerçeklik olduğunu ve aklının sağlamlığını teyit eder.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'c-n-n' kökünün 'gizlenmek, örtülmek' anlamından hareketle 'mecnun' kelimesinin 'aklı gizlenmiş, örtülmüş' anlamını taşıdığını belirtir. Ayetteki kullanım, Hz. Peygamber'in aklının ve idrakinin tam olduğunu, herhangi bir gizlenme veya örtülme durumunun söz konusu olmadığını vurgular.
Kalem Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
68.2 - Sen rabbının ni'meti ile, mecnun değilsin
Kısacası onlara yemin olsun ki, ey Muhammed! Sen Rabbinin nimeti sayesinde (veya onun nimeti hakkı için) deli değilsin. Bu ve buna bağlı olarak anlatılanlar yeminin cevabıdır. «
بِنِعْمَةِ رَبّ۪كَ de bulunan « باءsıla (ulaç) veya yemin için olabilir. Ebu Hay-yan, “Olumsuzlukta daha fazla vurgu ifade etmek üzere bunun, bir ara cümlesi halinde yemin için olması açıktır.” (Ebu Hayyan, a.g.e., VIII, 307-308.) demiştir. İbn Atıyye de: “Sen, Allah'a hamdolsun, fazilet sahibisin.” cümlesindeki “Allah'a hamdolsun.” sözü gibi, ara cümlesi olduğunu söylemiştir. Zemahşeri ise, olumsuz olan haberler ilgisinden dolayı, “sen Rabbinin nimetiyle akıllısın.” demek türünden, deli olmadığını söylemenin akıllı olduğunu söylemeye eşit olmak üzere ilahi nimetin ilgisini ifade ettiğini veya zarf-ı müstekar olarak « اَنْتَzamirinden hal olduğunu söylemiştir. Ni-metten maksat da, peygamberlik ve onun gereği olan akıl, akılla beraber olan cesaret, güzel ahlak, erdem, dünya ve ahirette mutluluk sebebi olan ilahi lütuf ve bağışlardır. Kısacası mana: Hz. Peygamber'e ilk vahyin gelmesi ile peygmaberliğin başlaması üzerine Mekke kafirlerinin haset, düşmanlık ve şaşkınlıkla yakıştırmaya kalkıştıkları deli-lik ve sapıklık kusurlarının kendisinden uzak; aksine onun akıl, cesa-ret, doğruluk ve erdemle seçkin bir kimse olduğunu ve bütün bunlar, onu terbiye edip yetiştirerek nebilik ve resullük lütfeden yüce Rab-binin nimetleri cümlesinden olup, bu yüzden göreceği eziyetlere ve çekeceği sıkıntılara karşılık ilerde başa kakılmayan ve tükenmeyen mükafat ve nimetlere kavuşmak üzere bulunduğunu açıklayıp söz vererek Hz. Muhammed'in (s.a.v) şerefli nefsini aklamak ve temize çı-karmakla kuvvetlendirmek ve bu şekilde onu ilahi bildirileri bütün alemlere ulaştırmaya sevketmektir. (E.H.Y.)
------------------------
مَاۤ اَنْتَ بِنِعْمَتِ رَبِّكَ بِمَجْنُونٍ
Kuranı Kerim Türkçe okunuş:
68.2 - Mâ ente biniğmeti rabbike bimecnûn.
68.2 - Sen Rabbının ni'meti ile, mecnun değilsin
Ayet-i Kerimedeki ifadeyi çok iyi anlamamız gerekiyor. Burada evvelâ peygamberimiz hakkın da, daha sonra onun ümmeti hakkın da, çok büyük müjde ve bilgiler verilmektedir.
Bu müjdeyi, Rububiyyet mertebesinden verilen nimeti, Rahmaniyyet mertebesi izah ve tasdik etmektedir. “Ente-sen” denmek sureti ile ayet-i kerimeyi okuyan her (her –kim’lik) olan Müslüman Peygamber Efendimizin şahsında muhatap alınmaktadır.
Ayet-i kerimenin ifadesi ile gerçek bir Müslüman irfan ehlinin bu ayeti kerimenin delaletiyle hiçbir şekilde, “takdiri ilâhi” dışında herhangi bir akıl nefs ve dünya ya muhabbet, hastalığına tutulması mümkün değildir. Çünkü konunun “Rahmaniyyet” mertebesi üzere izah ve tasdiki vardır.
Nimetten kasıt bir bakıma “ente-sen” demektir. “elestü birabbiküm-ben sizin Rabb-ınız değimliyim” (7-A’raf-172) belirtilen “Men-kim’lik” nimetidir. Geçmiş sayfalarda bahsedildiği gibi. “ İz- -T-B- “
“Ey salik, Hak yolunda “Makam-ı Cem-ül Cem”e gelip, cümle “Esma-i İlahiye”nin eser ve ahkamı senden zahir olduğu vakit;
sen, hakikatinle Hak ol.
suret ve zahirinle de halk ol.
Hakk’ın bütün mertebelerinin ahkamı sende toplanmış olmakla, sen sureti İlahiye üzere bulunman ile bütün halka Rahman olursun. Zira “İnsan-ı Kamil” zahiri ve batını ile halka rahmettir.” F.H.
Bu ilâh-i kimlik üzerine bütün hakikatler bina edilmiştir. Ancak ne yazık ki, İnsan oğlu genelde nefsinin hükmüne girdiğinden bütün bu hakikatlerden kendini mahrum ettirerek, Allah-ın kulu değil, nefsinin ve dünyanın kulu olduğundan "بِمَجْنُونٍ-bimecnun” Hükmü onların üzerinde faaliyetini sürdürebilmektedir. Rabb-ımız nimetini verip bunlardan tevhid ehlini koruduğunu açık olarak bildirmektedir.
“ İz- -T-B- “