İnne rabbeke huve a'lemu bimen dalle ‘an sebîlihi ve huve a'lemu bilmuhtedîn(e)
Şüphesiz senin Rabbin, kendi yolundan sapan kişiyi daha iyi bilir. O, hidayete erenleri de daha iyi bilir.
Doğrusu Rabbin, yolundan sapanı en iyi bilendir. Hidayete ereni de en iyi bilen O'dur.
Bu ayet, Allah'ın mutlak ilmini ve kullarının hidayet veya dalalet durumlarını eksiksiz bildiğini vurgulamaktadır. 'Bilmek' fiili üzerinden ilahi kudret ve adaletin temel bir yönü ortaya konulurken, 'sapmak' ve 'hidayet bulmak' kavramları insanın iradi seçimlerinin sonuçlarına işaret eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Rabb kelimesi, 'terbiye etmek, bir şeyi tedricen kemale erdirmek' anlamındaki 'rabbe' fiilinden türemiştir. Allah için kullanıldığında, yaratma, rızık verme, terbiye etme ve hükmetme gibi tüm ilahi sıfatları kapsar. Ayetteki 'Rabbin' ifadesi, Hz. Peygamber'e hitaben, Allah'ın onun ve tüm varlıkların mutlak sahibi ve yöneticisi olduğunu belirtir.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Rab, 'sahip, malik, efendi, terbiye eden' anlamlarına gelir. Allah için kullanıldığında, O'nun her şeyin yaratıcısı, yöneticisi ve koruyucusu olduğunu ifade eder. Ayetteki bağlamda, Allah'ın kullarının durumlarını en iyi bilen ve buna göre hükmeden mutlak otorite olduğu vurgulanır.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Rab kavramı, Kur'an'da Allah'ın en temel isimlerinden biridir ve O'nun yaratıcı, besleyici, koruyucu ve hükmedici rolünü ifade eder. Bu ayette 'Rabbin' ifadesi, Allah'ın peygamberine olan özel ilgisini ve O'nun, kullarının hidayet ve dalalet durumlarını tam olarak bildiğini belirtir.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): Âlim kelimesi 'bilen' anlamına gelirken, 'a'lem' ismi tafdil sigasıyla 'en iyi bilen' demektir. Bu ayette Allah'ın, kullarının yolundan sapma veya hidayet bulma durumlarını diğer tüm varlıklardan daha iyi ve tam olarak bildiğini ifade eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): İlim, bir şeyi olduğu gibi idrak etmektir. 'A'lem' ise, ilimde en üstün olanı, yani her şeyi en mükemmel şekilde bileni ifade eder. Ayetteki kullanımıyla Allah'ın, insanların iç hallerini, niyetlerini ve akıbetlerini tam bir vukufla bildiği vurgulanır.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): A'lem kelimesi, Allah'ın 'Alîm' isminin mübalağalı bir şekli olup, O'nun ilminin mutlak ve sınırsız olduğunu gösterir. Ayette, Allah'ın kimin doğru yolda olduğunu ve kimin saptığını en ince ayrıntısına kadar bildiği, bu bilginin hiçbir şüpheye yer bırakmadığı belirtilir.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Dalâl, 'yoldan sapmak, hedefi şaşırmak' demektir. Kur'an'da genellikle hak yoldan ayrılma, doğruyu bulamama anlamında kullanılır. Bu ayette, Allah'ın belirlediği doğru yoldan ayrılan, şaşıran ve hakikati göremeyen kimseleri ifade eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Dalâl, doğru yoldan sapmak, şaşırmak ve kaybolmaktır. Bazen kasıtlı olarak sapmayı, bazen de bilmeyerek şaşırmayı ifade edebilir. Ayetteki 'men dalle' ifadesi, Allah'ın yolundan bilerek veya bilmeyerek ayrılan herkesi kapsar ve Allah'ın bu kişilerin durumunu tam olarak bildiğini vurgular.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Dalâl kavramı, Kur'an'da hidayetin zıttı olarak kullanılır ve 'doğru yoldan sapma, kaybolma' anlamını taşır. Bu, sadece fiziksel bir yol kaybı değil, aynı zamanda ahlaki ve dini bir sapmayı da ifade eder. Ayette, Allah'ın bu sapmış kişilerin durumunu eksiksiz bildiği belirtilerek, ilahi adaletin temel bir unsuru vurgulanır.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Sebîl, 'yol' demektir. Kur'an'da genellikle 'Allah'ın yolu', yani din, şeriat, hakikat ve doğru yaşam biçimi anlamında kullanılır. Ayetteki 'sebîlihî' ifadesi, Allah'ın insanlara gösterdiği, peygamberler aracılığıyla bildirdiği doğru yolu ifade eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Sebîl, 'geçilen yol' anlamına gelir. Kur'an'da mecazi olarak 'Allah'ın dini', 'Allah'a giden yol', 'hakikat' gibi anlamlarda kullanılır. Bu ayette, Allah'ın insanlara emrettiği ve onlardan uymalarını istediği doğru inanç ve amel yolunu ifade eder.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Sebîl kavramı, Kur'an'da genellikle 'Allah'ın yolu' veya 'doğru yol' anlamında kullanılır ve bu yol, Allah'ın emirlerine uymak, O'na iman etmek ve salih ameller işlemekle karakterize edilir. Ayette, 'yolundan sapanlar' ifadesiyle, Allah'ın belirlediği bu ilahi rehberlikten ayrılanlar kastedilir.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Hidayet, 'doğru yolu göstermek, rehberlik etmek' demektir. Mühtedî ise, 'hidayeti kabul edip doğru yola giren' kişidir. Ayette, Allah'ın kendilerine gösterdiği doğru yolu benimseyen ve bu yolda yürüyen kimseleri ifade eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Hidayet, lütuf ve ihsanla doğru yola iletmektir. Mühtedîler, Allah'ın kendilerine bahşettiği hidayeti kabul ederek doğru yolu bulanlardır. Ayette, Allah'ın bu kişilerin durumunu da eksiksiz bildiği ve onları ödüllendireceği ima edilir.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Mühtedî kelimesi, 'hidayet' kökünden türemiş olup, 'doğru yolu bulan, hidayete eren' anlamına gelir. Bu, sadece bilgi edinmek değil, aynı zamanda bu bilgiyi hayata geçirmek ve doğru yolda istikamet üzere olmak demektir. Ayette, Allah'ın bu kişilerin samimiyetini ve çabalarını bildiği vurgulanır.
Kalem Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
68.7 - İnne rabbeke huve ağlemu bimen dalle an sebîlih, ve huve ağlemu bilmuhtedîn.
Elmalılı Hamdi Yazır Meali:
68.7 - Şübhesiz rabbındır en bilen yolundan sapanı, yine odur en bilen hidayete irenleri.
------------------------
“Şüphesiz Rabb'in daha iyi bilendir.” Bu açıklama da Peygamber'e yukarki hitabı yapan ve güvenceyi veren yüce Allah'ın ortaktan uzak olan kendi ilahlık şanını; sıfatlarının, ilim ve gücünün yüksekliğini ve dolayısıyla ona inanılıp güvenilerek itaat edilmesi ve aksine hareket etmekten sakınılması gerektiğini anlatmak suretiyle, bir taraftan yapılacak bildiri ve duyuruları başından ve sonundan vesikalandırarak ve özellikle kendisine yönelterek verilecek duyurulara bir hazırlamadır. Yani sana o ihsanı yapan, o garanti ve güvenceyi veren ve önünü sonunu görüp gözetecek ve eğriye doğruya hak ettiğini verecek olan ancak Rabbındır. Çünkü odur ancak seni yetiştiren, herkesten de senden de daha iyi bilen بِمَنْ ضَلَّ عَنْ سَبِيلِه۪
yolundan sapanı. Aklı varken dünya ve ahirette mutluluğa götürecek hak yolundan sapmış, çığırından çıkmış, sonsuz mutsuzluğa götürecek yanlış yolda kendini kaybetmiş olanları ki gerçekte deliler, sapıklar onlardır.
وَهُوَ اَعْلَمُ بِالْمُهْتَد۪ينَYine odur ancak en iyi bilen eğrilikten sakınıp doğru yolu tutmuş, neticede arzuladıklarına kavuşacak olanları, ki gerçekte aklı olanlar da işte onlardır. O halde ancak Rabbine itaat et, Rabbinin gösterdiği yolda git (E.H.Y.)
~~68.7~
اِنَّ رَبَّكَ هُوَ اَعْلَمُ بِمَنْ ضَلَّ عَنْ سَبٖيلِهٖ وَهُوَ اَعْلَمُ بِالْمُهْتَدٖينَ
Kuranı Kerim Türkçe okunuş:
68.7 - İnne rabbeke huve ağlemu bimen dalle an sebîlih, ve huve ağlemu bilmuhtedîn.
Elmalılı Hamdi Yazır Meali:
68.7 - Şübhesiz rabbındır en bilen yolundan sapanı, yine odur en bilen hidayete irenleri.
Men-Kim, ki Hadi ismi istikametinde hidayettedir. O’nu bilir. Men-Kim, ki Mudil ismi istikametinde dalalettedir o’nu da bilir. Çünkü bu isimler kendisinindir. Ancak Allah-u Tealâ kimseye hidayet ehli veya dalelet ehli olsun diye amir hüküm yürütmez. Bunları bildirir hangi yoldan gitmesini kulun irade ve ihtiyarına bırakmıştır. Kimse diyemez ki Allah beni mudil ismi üzere yaşantımı düzenledi.
Eğer böyle bir şey olsa idi o zaman bu husus, cebri olacağından kulun ihtiyarı hükümsüz kalacaktır. Bu husus ta hilâfet hakikatine uygun değildir. İnsan hür bir varlıktır ancak nefsin hükmüne girdiğinde hürlüğü elinden gider nefs ve beşeriyetinin hükmü altına girdiğinden hürlüğü elinden nefsi emmare tarafından alınmış nefsi emarenin zindanlarında onun tutuklusu olmuştur. Ancak nefsin emirlerini yerine getirdiğinden farkında olmadan bu tutkunluğu hürriyet zannetmektedir. Acayip ve acınacak bir haldir. “ İz- -T-B- “
فَلاَ تُطِعِ الْمُكَذّب۪ينَ
Kuranı Kerim Türkçe okunuş: