Felâ tuti'i-lmukeżżibîn(e)
O halde yalanlayanlara boyun eğme.
O halde, yalanlayıcılara itaat etme.
Kalem Suresi'nin 8. ayeti, 'yalanlayanlara itaat etmeme' emrini içermektedir. Bu ayet, peygamberin tebliğ görevinde karşılaşacağı muhalefet karşısında takınması gereken tavrı dilbilimsel olarak 'itaat' ve 'yalanlama' kavramları üzerinden net bir şekilde ortaya koymaktadır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'tav' (طوع) kelimesinin 'kolaylık ve isteklilikle boyun eğmek' anlamına geldiğini belirtir. Ayetteki 'tuti'' (تطع) fiili, 'itaat etme' emriyle, yalanlayanların isteklerine veya görüşlerine boyun eğmeme, onların yoluna uymama anlamını taşır. Bu, peygamberin tebliğde kararlılığını vurgular.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kefevî, 'itaat'ı, 'emredilen şeyi yerine getirme' olarak tanımlar. Ayetteki olumsuz emir 'felâ tuti'' (فلا تطع), yalanlayanların batıl görüşlerine veya taleplerine karşı gelmeyi, onların emrine uymamayı ve tebliğde kendi yolundan sapmamayı ifade eder.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, Kur'an'daki 'itaat' kavramının genellikle Allah'a ve peygambere yönelik olduğunu belirtir. Burada ise 'yalanlayanlara itaat etmeme' emri, müminlerin ve peygamberin, Allah'ın emirlerine ters düşen her türlü dış etkiye karşı duruşunu, yani 'Allah'a itaatin' bir gereği olarak 'başkalarına itaatsizliği' vurgular.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'kezzebe' (كذب) fiilinin 'yalanlamak, asılsız bulmak' anlamına geldiğini ifade eder. 'el-Mukezzibîn' (المكذبين) ise, peygamberin getirdiği hakikatleri ve vahyi yalanlayan, inkar eden kimselerdir. Ayetteki bağlamda bunlar, peygamberin tebliğine karşı çıkan müşriklerdir.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'tekzîb' (تكذيب) kelimesinin Kur'an'da 'inkar etme' ve 'yalanlama' anlamlarında kullanıldığını belirtir. 'el-Mukezzibîn' ifadesi, peygamberin risaletini ve getirdiği ayetleri yalanlayan, dolayısıyla onunla alay eden ve ona karşı çıkan kimseleri temsil eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'kezib' (كذب) kelimesinin 'gerçeğin aksini söylemek' olduğunu açıklar. 'el-Mukezzibîn' ise, sadece yalan söyleyenler değil, aynı zamanda hakikati bile bile inkar eden, peygamberin doğruluğunu reddedenlerdir. Ayetteki kullanım, bu kişilerin tebliğe karşı düşmanca tavrını vurgular.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'kezb' kökünün Kur'an'da hem 'yalan söylemek' hem de 'bir şeyi yalanlamak, inkar etmek' anlamlarında kullanıldığını belirtir. 'el-Mukezzibîn' ifadesi, peygamberin mesajını ve Allah'ın ayetlerini reddeden, onlara inanmayan ve bu inkarı açıkça ortaya koyan kimseleri ifade eder.
Kalem Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
68.8 - Felâ tutııl mukezzibîn.
Elmalılı Hamdi Yazır Meali:
68.8 - O halde tanıma o yalan diyenleri
------------------------
Artık itaat etme o yalanlayıcılara. Bu gerçekleri yalanlayan, yalan çıkarmaya çalışarak yalancılık eden ve sonunda kendi kendilerini yalanlayacak olan inkarcıları dinleme, tanıma, sözlerini tutma, seni sokmak istedikleri yanlış yola gitme, haksızlıklarına, isyanlarına rağmen görevine, o yüce ahlakın uygulanmasına devam et. “Fa-i cezaiyye” nin işaretiyle yukarıki güvencenin ilk neticesi olan bu yasaklama, Allah yolunda yapılacak görevin başlangıcını açıklayan bir öğüttür. Öncelikle ve özel olarak Peygambere hitap olmakla birlikte, surenin sonundan anlaşılacağı gibi, dolaylı olarak, akıl taşıyan herkese bir öğüttür.
Yani, hakyolunda ilk işin bu olsun. Hakk'ı tanımayan, cezasına inanmayan inkarcıları tanıma, sözlerini tutma, yalanlarına aldanmaktan, düşecekleri kötü sonuca düşmekten sakın, her şeyden önce uyanık ve samimi ol. Temizlik, dürüstlük her olgunluğun başıdır. Gerçi ahlakın büyüklerinden birisi de hoş görülü olmak, bağışlamaktır. Fakat bağışlamak, hoşgörülü ve yumuşak huylu olmak, haksızlığı teşvikte, ciddiyetsizlikte ve yağcılıkta değil; temiz, samimi ve cesur olmakta ve bunların neticelerine sabır ve tahammül ile ilim, irfan ve terbiye yaymaktadır.
Şunu da bil ki, sana deli diyen, aldanmış diyen, sapık diyen, öyle yalanlar yayan o yalancılar onu samimiyetle değil, düşmanlık güderek söylediler. (E.H.Y.)
فَلاَ تُطِعِ الْمُكَذّب۪ينَ
68.8 - Felâ tutııl mukezzibîn.
Elmalılı Hamdi Yazır Meali:
68.8 - O halde tanıma o yalan diyenleri
------------------------
Nefsi emmare hükmüne girmiş olan yalancı ve iftiracıları tanıma, onların hallerine tatlı sözlerine itaat edip aldanma. Peygamber Efendimize olan bu emir ve tavsiye aynı zaman da her bir müslümana ve ayrıca her bir irfan ehline yapılan ikazdır.
“ İz- -T-B- “