Elhâkka(tu)
Gerçekleşecek olan kıyamet!
(Gerçekleşecek) Kıyamet!
Hâkka Suresi'nin ilk ayeti olan "ٱلْحَآقَّةُ", kıyametin kaçınılmaz ve kesin gerçekleşeceğini vurgulayan tek bir kelimeden oluşur. Bu kelime, hem bir isim hem de bir sıfat olarak, olayın vuku buluşundaki mutlaklığı ve hakikiliği ifade eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'hak' kelimesinin asıl anlamının 'bir şeyin gerekliliğini ve sabitliğini ifade etmek' olduğunu belirtir. 'el-Hâkka' ise, kıyamet için kullanılan bir isim olup, onun vuku bulmasının kesinliğini ve hakikat oluşunu vurgular. Bu ayette, kıyametin şüphesiz bir gerçek olduğunu ve mutlaka vuku bulacağını ifade eder.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'el-Hâkka'yı 'kıyamet' olarak açıklar ve bu ismin, kıyametin gerçekleşmesinin hakikat oluşundan ve şüphe götürmezliğinden geldiğini ifade eder. Ayetteki kullanımı, kıyametin vuku buluşunun kesinliğini ve kaçınılmazlığını mecazi bir anlatımla pekiştirir.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'hak' kavramının Kur'an'daki merkeziyetine dikkat çeker ve 'el-Hâkka'nın, kıyametin mutlak gerçekliğini ve ilahi adaletin tecellisini temsil ettiğini belirtir. Bu ayette, kıyametin sadece bir olay değil, aynı zamanda ilahi bir hakikat olarak sunulduğunu gösterir.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Semîn el-Halebî, 'el-Hâkka'nın, kıyametin isimlerinden biri olduğunu ve bu ismin, kıyametin hakikat oluşu ve vuku buluşunun kesinliği nedeniyle verildiğini açıklar. Ayetteki kullanımı, dinleyicinin zihninde kıyametin kaçınılmazlığını ve şüphe götürmezliğini pekiştirmeyi amaçlar.
Hâkka Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
Elmalılı hamdi yazır tefsirinde “Hâkka” kelimesi hakkında 12 değişik yorum vardır.
1. Hakk kelimesi "sabit ve gerekli" mânâlarında alındığı takdirde el-Hâkka; meydana gelmesi gerekli olan, geleceği hiç kuşkusuz sabit olan saat demektir.
2. Hakk kelimesi, bir şeyi hakikati üzere tanımak ve tanıtmak mânâsına mastar olarak düşünüldüğünde "el-Hâkka", kendisinde durumların hakkıyle tanınacağı, yani eşyanın hakikatini açıp ortaya çıkaracak saat demektir.
3. el-Hâkka, "işlerin hakikatlerini kapsayan" demektir. Yani içinde, doğruluğu ve gerçekleşmesi gerekli işlerin ve hallerin meydana geldiği şey demektir ki, Kıyamet'te meydana gelmesi ve varlığı gerekli olan sevap, ceza ve diğer kesin işleri ifade eder.
4. Hâkka, hakka demektir. Hakka ise, hukûk kelimesinin tekili olan hak tan daha özeldir. "Bu benim özel hakkımdır." mânâsına denir.
5. Hâkka, şaşmaksızın inen ve yapacağını yalansız yapan bela demektir ki "Onun oluşunu yalanlayan yok."(Vâkıa, 56/2) mânâsınadır.
6. Bir toplum üzerine meydana gelmesi hak olan vakit demektir ki birinci mânâya yakındır.
7. Herbir doğruluk ve eğriliğe, iyilik ve kötülüğe ceza ve mükâfatın hak olduğu, başka bir deyişle her çalışana çalışmasının karşılığının verilmesinin hak olduğu vakit demektir ki, bu da kıyamettir.
8. Yükümlü ve sorumlu kişilerin yaptığı işlerin bütün eserleri gerçekleşip artık bekleme sınırından çıkıldığı hak saat demektir. Çünkü bütün sevap ve ceza o gün ortaya çıkar.
9. Ezheri'nin görüşüne göre, yenmeye ve üstün gelmeye çalışmak mânâsına, onunla karşılaştım da onu hakladım, yani "yenişmek üzere karşılaştım da ben yendim" denilmesinde olduğu gibi "haklamak" yani hakkından gelmek mânâsınadır. Çünkü bu kıyamet günü, dini hususunda Allah'la batıl yoldan yarışa kalkanları hep hakları, yenilgiye uğratır.
10. Ebu Müslim'in görüşüne göre, el-Hâkka, "Rabbının sözü hak oldu."(Yunus, 10/33; Ğâfir, 40/6) âyetinde geçen fiilinden türetilmiş fâile (etken ortaç)tır.
11. Âkıbet, âfiyet kelimeleri gibi mastardır ki, "sırf hakikat" demek olur.
12. Bu kelime, kıyametin ismi olması itibarıyla, başka
herhangi bir anlamı düşünülmeden, türememiş isim olur.
Bunların herbirinden bir mânâ anlaşılmakla beraber, demek oluyor ki el-Hâkka, "O Hâkkanın ne olduğunu sana ne bildirdi?" buyrulduğu üzere akıl ve düşünceyle bilinen bir şey değildir.[4]
"El-Hâkka", Kıyamet sûresinin ilk ayeti olup, kıyamet gününün isimlerinden biridir. Muhyiddin İbn-i Arabî hazretleri bu kavramı, zahirî anlamının (kıyamet saati) ötesinde, varlığın nihai hakikati (el-Hakku) ve bu hakikatin mutlak olarak tecelli edeceği "an" (el-Hînetü'l-Câmi'a) olarak yorumlar. Onun sisteminde "Hâkka", "Hak" kökünden türemiş olup, hem "gerçekleşmesi kesin olan (vâcibü'l-vukû')" hem de "her şeyin hakikatini (eşyanın a'yân-ı sâbitesini) açığa çıkaracak olan" anlamlarına gelir.
"Hâkka", "Hak" kökünden gelir. Bu, iki temel mânâyı içerir:
Vücûb (Kesinlik): Varlığı zorunlu, gerçekleşmesi kesin olan. Bu, kıyametin mutlaka kopacağına işarettir.
İzhâr (Açığa Çıkarma): "Hakk" kelimesi, bir şeyin hakikatini ortaya koymak anlamına da gelir. "Hâkka", "eşyanın hakikatlerini (ayân-ı sâbite) bütün çıplaklığıyla açığa çıkaracak olan vakit" demektir. O gün, herkes kendi ezelî hakikatinin (istidadının) suretini görecektir. "O gün, herkesin kendi ayn-ı sâbitesini müşahede edeceği gündür."
Hakka kelimesinin sonunda “TE” (ﺔ) harfi hardır.
(ت ﺔ) TE
Te, bazen görünür, bazen gizlenir
Kavmin varlığında payına onun çeşitlilik düşer
Mertebesi Zatı ve sıfatları kuşatır
Onun fiil mertebesinde temkini yoktur
Ortaya çıkarıp gösterir sırlardan gariplikler izhar eder
Levh mülkünü, kalemleri ve Nun’u
Leyli, şemsi, A’la’yı ve Tarık’ı
Zatında, Duha’yı İnşirahı ve Tin’i
(İbn Arabi)
“Arapça, kelimelerin eril (müzekker) ve dişil (müennes) olabildiği dillerden biridir. Arapçada 3 adet müenneslik (dişillik) işareti vardır ve bunlardan biri de tai merbutadır.
Tai merbuta, "bitişik ta" demektir. Bir diğer ismi de tai te'nis'tir (yani dişillik ta'sı). Bu işaret, kelimelerin sonuna birleşen ve kapalı yazılan Te harfidir. Bir başka ifadeyle, Arapçanın 3. harfi olan Te harfinin iki yazılış şeklinden (açık ve kapalı) biridir. Açık yazılan Te harfi de, tıpkı kapalı yazılan tai merbuta işareti gibi, dişillik alameti olarak görev alabilmektedir” Açık olarak yazılan “TE” (ت), Kapalı olarak yazılan “TE” (ﺔ) bu şekildedir.
Sonuç olarak, isminden de anlaşılabileceği gibi tai merbuta işareti, Te harfinin bir yazım formudur ve açık yazılan Te harfi gibi iki nokta ile noktalanmıştır. Kelimelerin sonlarında yer alır ve genellikle dişillik bildirir; ancak kendisinden sonra bir harf gelecek olursa, artık kapalı yazılamaz ve açık Te şeklinde yazılır. (İbn Arabi)
“EnTe” (Sen) ancak ilim suretinde tecelli eder. “Te” harfi ise “EnTe” (sen) şeklindeki hitap harfidir. Bu ise hitap edilenin müşahede edilmesini gerektirir. “Te” ile ilgili; bilindiği gibi o da (En-te) nin “Te” sidir, onu diyebilmek için orada hazır olan ancak gaybde olan bir (Ene) olması lazımdır ki muhatabına (En-te) diyebilsin, aslında oradaki “Te” (ente) (ene) nin “T” deki kendini gizlemiş olan (Ene) sidir. (Ente) nin zuhur sahası “T” kaldırılınca zaten ortada kendisi kalmış olmaktadır. “T” ile Zatın zuhur mahalli olan birey böylece âlemi şehadette tasdik olunmuş olmaktadır. (Necdet Ardıç ‘Terzi Baba’)
“TE” (ﺔ) harfi yetkin kulluk mahallidir. Muhatab alınan makamdır: “Ene – EnTe”. Aynı zamanda kelimenin sonunda yer alan “TE” kelimeye müenneslik (dişilik) verir. Bu da mahallin edilgenliğinin kabul ediciliğini gösterir ki, bu da buraya kadar ki hakikatlerin evvela kabulü, sonra açığa çıkarılması için önemlidir. Aslında her şey hem edilgen (dişi) hem de etken (eril) dir. Bir şeyin zuhur bulması için Hakk’ın etkenliğine mukabil bunu kabul edecek edilgen bir mahalle ihtiyaç vardır ki tecelli zuhur edebilsin. (Er… Ay…)
Görüldüğü gibi, “TE” harfinin alt yuvarlığı İnsan-ı Kamil’in toplayıcılığını, üstündeki iki nokta, daha önce ifade ettiğimiz gibi bilgi noktasıdır, “TE” nin üzerindeki bir nokta Uluhiyetini, diğer noktada beşeriyetini gösterir. Dolayısıyla bu yönüyle “TE” ALLAH isminin mazharı olan İNSAN-I KAMİL makamı olmuştur. (Er… Ay…)[5] “ İz- -T-B- ”