İçeriğe atla
Hâkka 2Cüz 29 · Sayfa 566

Hâkka Sûresi 2. Âyet

الحاقة

Sohbete sor

Mâ-lhâkka(tu)

Nedir o gerçekleşecek olan kıyamet?

Hâkka Sûresi

Terzibaba - Necdet Ardıç

"Hakikat'in (el-Hakk) mutlak oluşu karşısında beşerî idrakin acziyetini" ve "ilâhî tecellînin (taayyün) mahiyetinin akıl ve duyularla kavranamayacağını" ifade eder.

"Mâ" (ne) soru edatı, burada "hakikatin zatı itibarıyla bilinemezliğine" işaret eder. "El-Hâkka", "Hak" kökünden gelir ve "Hakk'ın kendini en kapsamlı şekilde açtığı an" anlamındadır. Ancak bu açılma (tecellî), tecellî edenin (Hakk'ın) zatını değil, sadece isim ve sıfatlarının tecellîlerini gösterir. Soru, insan aklının (akl-ı meâd) bu tecellînin hakikatini kavrama kapasitesinin olmadığını, dolayısıyla "O günün mahiyeti neyle kavranabilir ki?" anlamında bir "acziyet itirafı" dır.

Bu, aynı zamanda "ilâhî zâtın (hüviyet) bilinemezliği" ilkesinin kıyamet gününe uygulanmasıdır. Nasıl ki Allah'ın zatı idrak edilemez, O'nun kıyamet günündeki tecellîsinin keyfiyeti de idrak edilemez. 

"ilmelyakîn" (bilgi yoluyla bilme) ile "hakkalyakîn" (bizzat yaşayarak bilme) arasındaki farkı gösterir. Dünyada iken "El-Hâkka" hakkında bilgi sahibi olunabilir (ilmelyakîn), ama "O nedir?" sorusu, onun mahiyetinin ancak vuku bulduğunda (hakkalyakîn) tam olarak anlaşılacağını vurgular.

"Mâ" Soru Edatı, Kur'an'daki bazı soru edatları, "ilâhî sırra (gayb) işaret" eder. "Mâ el-Hâkkah?" sorusu da bu kategoridedir. Bu soru, aslında "Hakk'ın tecellîsinin keyfiyetini" sormaktadır. Ancak bu sorunun cevabı yoktur, çünkü tecellînin keyfiyeti, tecellî edenin zatı gibi bilinemez. Soru, "tecellînin zuhur edeceği ânın (vaktin) ve o anda olacakların mahiyetinin, beşerî aklın kategorilerine sığmayacağını" göstermek için sorulmuştur.[6]