Mâ-lhâkka(tu)
Nedir o gerçekleşecek olan kıyamet?
Nedir, o Kıyamet?
Bu ayet, 'el-Hâkka' kavramının mahiyetini sorgulayarak, kıyametin kaçınılmazlığını ve dehşetini vurgulamaktadır. Soru edatı 'mâ' ile kavramın büyüklüğü ve idrak zorluğu ifade edilirken, 'el-Hâkka' kelimesi hem 'gerçekleşen' hem de 'gerçekleştiren' anlamlarıyla kıyametin kesinliğini ve etkileyiciliğini dile getirir.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'mâ' edatının burada bir şeyi yüceltme ve onun şanını artırma (ta'zîm) maksadıyla kullanıldığını belirtir. Ayetteki 'mâ el-Hâkka' ifadesi, Hâkka'nın ne kadar büyük ve dehşet verici olduğunu anlatmak için bir soru kalıbı olarak gelmiştir, yoksa hakiki bir bilgi edinme amacı taşımaz.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): el-Kefevî, 'mâ'nın istifham (soru) edatı olarak kullanıldığında, bazen bir şeyin mahiyetini sormakla birlikte, bazen de o şeyin büyüklüğünü ve şaşırtıcılığını ifade etmek için geldiğini belirtir. Hâkka Suresi'ndeki bu kullanım, kıyametin dehşetini ve akıllara durgunluk veren büyüklüğünü vurgulamaktadır.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'el-Hâkka' kelimesinin 'hak' kökünden türediğini ve 'gerçekleşmesi kesin olan şey' anlamına geldiğini belirtir. Bu ayette kıyamet gününe atıfta bulunarak, onun vuku bulmasının şüphe götürmez bir gerçek olduğunu vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'el-Hâkka'nın, 'hak' kelimesinden türeyen ve 'gerçekleşmesi kaçınılmaz olan, doğruluğu kesinleşmiş olan' anlamlarına gelen bir isim olduğunu açıklar. Kıyamet gününe bu ismin verilmesi, onun vuku bulmasının ve içindeki olayların kesinliğine işaret eder. Ayetteki 'mâ el-Hâkka' ifadesi, bu kesinliğin büyüklüğünü ve dehşetini sorgular.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'hak' kavramının Kur'an'da 'gerçeklik, doğruluk, kesinlik' gibi temel anlamlar taşıdığını belirtir. 'el-Hâkka' ise bu kökten türeyerek, 'mutlak gerçeklik' ve 'kaçınılmaz olay' anlamlarını kazanır. Kıyamet gününe bu ismin verilmesi, onun varlığının ve gerçekleşmesinin mutlak bir hakikat olduğunu vurgular.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'el-Hâkka' kelimesinin 'hak' kökünden türeyen bir ism-i fail olduğunu ve 'gerçekleştiren, hak eden' anlamlarının yanı sıra, 'gerçekleşmesi kesin olan olay' anlamında da kullanıldığını ifade eder. Ayetteki kullanımıyla, kıyametin vuku bulmasının kesinliği ve bu olayın kendisinin bir hakikat olduğu vurgulanır.
Hâkka Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
"Hakikat'in (el-Hakk) mutlak oluşu karşısında beşerî idrakin acziyetini" ve "ilâhî tecellînin (taayyün) mahiyetinin akıl ve duyularla kavranamayacağını" ifade eder.
"Mâ" (ne) soru edatı, burada "hakikatin zatı itibarıyla bilinemezliğine" işaret eder. "El-Hâkka", "Hak" kökünden gelir ve "Hakk'ın kendini en kapsamlı şekilde açtığı an" anlamındadır. Ancak bu açılma (tecellî), tecellî edenin (Hakk'ın) zatını değil, sadece isim ve sıfatlarının tecellîlerini gösterir. Soru, insan aklının (akl-ı meâd) bu tecellînin hakikatini kavrama kapasitesinin olmadığını, dolayısıyla "O günün mahiyeti neyle kavranabilir ki?" anlamında bir "acziyet itirafı" dır.
Bu, aynı zamanda "ilâhî zâtın (hüviyet) bilinemezliği" ilkesinin kıyamet gününe uygulanmasıdır. Nasıl ki Allah'ın zatı idrak edilemez, O'nun kıyamet günündeki tecellîsinin keyfiyeti de idrak edilemez.
"ilmelyakîn" (bilgi yoluyla bilme) ile "hakkalyakîn" (bizzat yaşayarak bilme) arasındaki farkı gösterir. Dünyada iken "El-Hâkka" hakkında bilgi sahibi olunabilir (ilmelyakîn), ama "O nedir?" sorusu, onun mahiyetinin ancak vuku bulduğunda (hakkalyakîn) tam olarak anlaşılacağını vurgular.
"Mâ" Soru Edatı, Kur'an'daki bazı soru edatları, "ilâhî sırra (gayb) işaret" eder. "Mâ el-Hâkkah?" sorusu da bu kategoridedir. Bu soru, aslında "Hakk'ın tecellîsinin keyfiyetini" sormaktadır. Ancak bu sorunun cevabı yoktur, çünkü tecellînin keyfiyeti, tecellî edenin zatı gibi bilinemez. Soru, "tecellînin zuhur edeceği ânın (vaktin) ve o anda olacakların mahiyetinin, beşerî aklın kategorilerine sığmayacağını" göstermek için sorulmuştur.[6]