İnnî zanentu ennî mulâkin hisâbiyeh
"Çünkü ben, hesabımla karşılaşacağımı zaten biliyordum."
"Çünkü ben hesabıma kavuşacağımı sezmiştim" der.
Bu ayet, hesap gününde kitabını sağından alan kişinin, dünyadayken hesapla karşılaşacağına dair güçlü inancını ifade etmektedir. Anahtar kavramlar, bu inancın ve karşılaşmanın doğasını dilbilimsel olarak ortaya koymaktadır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'zann' kelimesinin hem kesin bilgi (yakîn) hem de şüphe (şekk) anlamlarına gelebileceğini belirtir. Bu ayetteki 'zann' ise, 'yakîn' yani kesin bilgi ve güçlü bir beklenti anlamındadır; kişi, hesabıyla karşılaşacağına dair tam bir inanca sahiptir.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'zann' kelimesinin Kur'an'da bazen 'yakîn' (kesin bilgi) anlamında kullanıldığını ifade eder. Buradaki kullanımı da, kişinin ahiret hesabına dair şüphesiz bir inancını, yani 'kesin olarak bildim' anlamını taşır.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, Kur'an'da 'zann' kavramının bağlama göre farklı anlamlar taşıdığını, bazen olumsuz bir şüpheyi, bazen de güçlü bir beklentiyi veya kesin bir inancı ifade ettiğini belirtir. Bu ayetteki 'zann', kişinin ahiret inancının bir sonucu olarak hesapla karşılaşacağına dair güçlü ve olumlu bir beklentiyi, hatta kesin bir bilgiyi yansıtır.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'lika' (karşılaşma) kelimesinin Kur'an'da genellikle bir şeyle yüzleşme, ona ulaşma anlamında kullanıldığını belirtir. Burada 'mülâkî' (karşılaşan) kelimesi, kişinin hesabıyla yüzleşeceğini, ona ulaşacağını ve onunla hesaplaşacağını ifade eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'lika'nın bir şeyle bir araya gelmek, ona ulaşmak olduğunu açıklar. Ayetteki 'mülâkî' kelimesi, kişinin dünyadaki amellerinin karşılığı olan hesapla kaçınılmaz bir şekilde yüzleşeceğini, ona kavuşacağını vurgular.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'lika' kökünden türeyen kelimelerin Kur'an'da genellikle bir buluşma, bir araya gelme veya bir şeyle yüzleşme anlamında kullanıldığını belirtir. Bu ayetteki 'mülâkî', kişinin ahiretteki hesapla karşılaşmasının, onunla yüzleşmesinin kaçınılmazlığını ve bu karşılaşmaya olan inancını ifade eder.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Sicistânî, 'hisab' kelimesinin Kur'an'da genellikle amellerin karşılığının görülmesi, sorgulanması ve değerlendirilmesi anlamında kullanıldığını belirtir. Buradaki 'hisabî' ise, kişinin kendi amellerinin hesabıyla yüzleşeceğini ifade eder.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Fîrûzâbâdî, 'hisab'ın 'saymak, ölçmek, değerlendirmek' anlamlarına geldiğini ve ahiretteki 'hisab'ın, kişinin dünyadaki tüm yaptıklarının tek tek ortaya konulup karşılığının verilmesi olduğunu açıklar. Ayetteki 'hisabî', kişinin kendi amellerinin muhasebesi ve karşılığıdır.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kefevî, 'hisab'ın, bir şeyin miktarını bilmek ve ona göre karşılık vermek olduğunu ifade eder. Ahiret bağlamında ise, kulların amellerinin tartılması ve buna göre ceza veya mükafat verilmesi anlamına gelir. 'Hisabî' kelimesi, bu genel hesabın kişiye özel olanını, yani kendi amellerinin hesabını vurgular.
Bu âyetin tefsiri eserlerde henüz eşleştirilmedi.
Eşleştirme tamamlandıkça bu bölüm otomatik dolar.