İçeriğe atla
Hâkka 39Cüz 29 · Sayfa 568

Hâkka Sûresi 39. Âyet

الحاقة

Sohbete sor

Vemâ lâ tubsirûn(e)

(38-40) Görebildiklerinize ve göremediklerinize yemin ederim ki, o (Kur'an), hiç şüphesiz çok şerefli bir elçinin (Allah'tan alıp tebliğ ettiği) sözüdür.

Hâkka Sûresi

Terzibaba - Necdet Ardıç

لَا Lâ:  Arabçada kelimenin başında nefy edatı'dır. Cevap yerine veya yersiz inkârda kullanılır. "Yoktur, değildir" gibi.

Gördüklerinize ve görmediklerinize yemin edilmekle beraber, kırık mealde “gördüklerinize ve görmediklerinize yemin etmiyorum” anlamına gelmektedir. Zâhiri olarak Gördüklerinize ve görmediklerinize üstüne yemin etmiyorum, Görmenin – Müşahadenin üstüne yemin edilecek - yemin edilmeyecek kadar önemli bir olay demek olur.

Ama işi evveline aslına döndürüp bâtınen bakacak olursak; لَا Lâ, ”Lâm” ve “Elif” harflerinden müteşekkildir. “Lam” Lahut-Ulûhiyet, “Elif” Ahadiyyet-Zât mertebesini ifade etmektedir.

أُقْسِمُ Kasem-yemin ederim, kim kasem-yemin eder. “Ben” Kasem ederim. Burada “Elif” ile Ahadiyete dönük yönü olmak ile beraber, okuyucuya da dönük yönü vardır. Görmeyi-Müşahadeyi imandan yakîn bir biliş ile ikan yani kesin bir bilgi ile “Elif” 12 zâhir ve bir bâtın noktalı 13 ile kasem-yemin ederim. Esmâ mertebesinden müşahade ile oluşan bu hâl Resülûllah (s.a.v.) in Rabbi hassı ile Allah esmâsı ile ve diğer müşahade ehli için kendi Rabbi hassı olan Esmâları iledir. Ama bu dünya hayatında hakk’ı- hakikati görmeyen, göremeyen ehl-i gaflet için bu olay gelecek zaman da olduğunu düşündüğü için لَا أُقْسِمُ “Lâ uksimu” Yemin edilecek bir durum yok (gördüklerinize ve görmediklerinize) hükmündedir. Ama ehli irfan için لَا أُقْسِمُ “Lâ uksimu” Lâ ya yani “Lâm Elif” Ulûhiyet ve Ahadiyyet mertebelerine yemin hükmündedir. Resülûllah (s.a.v.) efendimizin Cenâb-ı Hakkın A’maiyyet mertebesini tarif ederken, altında ve üstünde hava olmayan bir yerdeydi diye tarif ettiğini duyan Hazret-i Ali Efendimiz elan yani şimdide öyledir buyurmuştur.

“Lâ” nın farkına varıp, hayal ve vehim den geçip, bu mükevvenat âleminin hakkın hayalinden başka bir şey olmadığını anlayan irfan ehli görüneni ve görünmeyeni taa! başından görmektedirler. İşte bu da (بِمَا) daki بِ (Bi-Be) olan risâlet mertebesinin veya bu mertebenin varisi olan bu mertebenin vekili-varisinin elini tutmakla olur. Diğer gaflet ehli ise (لَا) “La” Yokluk hayal perdesinden daha geçememiş olduklarından batını müşahade edecekleri halleri yoktur, kendileri ortada yoktur ki, yok olan neyi görecektir. “Köre neki, görene” demişlerdir.

(بِمَا) Şeyler, eşya, eşya eşyanın hakikati ile ile olan Nûr ile görülmesi mümündür.

Basîr kavramı esmâ-i hüsnâdan biri olarak “görmeye konu olan şeyleri bütün özellikleriyle idrak edip gören” şeklinde tarif edilebilir.[79] 

Sadece zahir âlemde görülenler olduğu gibi bâtın alemde göremediğimiz oluşumlarda vardır. Melek, cin, şeytan v.s şeyleri görmek zahir gözü ile mümkün değildir. Bâtın âlem kalb-gönül gözüyle belirli bir irfani eğitim sonucu idrak ve müşahade edilebilir. (M.D.)

Arife göre nahoş bir şey yoktur ve onun için (bir şeyi) süslemeye gerek yoktur. Hak ise kulları adına inançsızlıktan razı olmaz. Bu durum işleri bilmemeyi sağlayan perdeleri çekmede örtünün ta kendisidir. Gözler perdeleri yakar ve bu nedenle de zahirden batına geçmek (itibar) emredilmiştir. ‘Bu hususta basiret sahipleri için ibret vardır.[80] Örtü çekilmiş, kapı kilidenmiş, bahşiş cömertçe ihsan edilmiştir. Artık perdenin faydası olmadığı kadar kapı da engel değildir. Zahirden batına geçecek bir göz olunca, hiçbir perde onun karşısında duramaz. Perdeleri ve örtüleri görünce, sevenlerin gözlerin den perdelenmiş olduğunu zannedersin.[81]