İnnehu lekavlu rasûlin kerîm(in)
(38-40) Görebildiklerinize ve göremediklerinize yemin ederim ki, o (Kur'an), hiç şüphesiz çok şerefli bir elçinin (Allah'tan alıp tebliğ ettiği) sözüdür.
Kuşkusuz Kur'ân, şerefli bir peygamberin (Allah'tan) getirdiği sözdür.
Bu ayet, Kur'an'ın ilahi menşeini ve Cebrail (a.s.) aracılığıyla indirildiğini vurgulamaktadır. Anahtar kavramlar, Kur'an'ın 'söz' oluşunu, bu sözü getiren 'elçi'nin niteliğini ve onun 'şerefli' vasfını dilbilimsel ve semantik açıdan derinlemesine incelemektedir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Kavl (قول), bir düşünceyi veya anlamı ifade eden sesli kelimeler bütünüdür. Ayetteki 'lekavlün' ifadesi, Kur'an'ın Allah'ın kelamı olduğunu, bir şairin veya kahinin sözü olmadığını kesin bir dille belirtir. Bu, Kur'an'ın ilahi menşeini ve doğruluğunu vurgular.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Kavl (قول), burada 'haber' veya 'vahiy' anlamında kullanılmıştır. Ayetteki bağlamda, bu sözün sıradan bir insan sözü değil, Allah tarafından vahyedilen ve Cebrail (a.s.) aracılığıyla iletilen ilahi bir mesaj olduğunu ifade eder.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): İzutsu, 'kavl' kelimesinin Kur'an'daki kullanımının sadece 'söz'den öte, 'ilahi buyruk', 'mesaj' ve 'hakikat' anlamlarını taşıdığını belirtir. Bu ayetteki 'lekavlün', Kur'an'ın mutlak hakikat ve ilahi bir bildiri olduğunu vurgular.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): Resul (رسول), gönderilen, elçilikle görevlendirilen demektir. Bu ayetteki 'resul', vahyi Allah'tan alıp Hz. Muhammed'e (s.a.v.) ulaştıran Cebrail (a.s.)'dır. Onun görevi, ilahi mesajı eksiksiz ve doğru bir şekilde iletmektir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Resul (رسول), bir mesajı iletmek üzere gönderilen kişidir. Ayetteki 'resul', Cebrail (a.s.)'ın Allah ile peygamberi arasında bir aracı olduğunu, vahyi taşıyan güvenilir bir elçi olduğunu belirtir. Bu, vahyin kaynağının ilahi olduğunu ve elçinin sadece bir iletici olduğunu gösterir.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Resul (رسول), Allah'ın emirlerini ve yasaklarını kullarına tebliğ etmek üzere seçtiği kişidir. Ayetteki 'resul', Cebrail (a.s.)'ın bu tebliğ görevini üstlendiğini ve Kur'an'ın onun aracılığıyla indirildiğini açıklar. Bu, vahyin kutsallığını ve elçinin önemini vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Kerîm (كريم), şerefli, değerli, cömert ve üstün niteliklere sahip demektir. Ayetteki 'kerîm' vasfı, Cebrail (a.s.)'ın Allah katındaki yüksek makamını, güvenilirliğini ve vahyi taşıma görevine layık olan yüce ahlakını ifade eder. Bu, vahyin önemini ve elçinin seçkinliğini pekiştirir.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Kerîm (كريم), her türlü noksanlıktan uzak, övgüye layık ve yüce olan demektir. Ayetteki 'kerîm' sıfatı, Cebrail (a.s.)'ın sadece fiziki güzelliğini değil, aynı zamanda manevi yüceliğini, güvenilirliğini ve Allah'a olan yakınlığını vurgular. Bu, Kur'an'ın indirildiği elçinin ne kadar mübarek olduğunu gösterir.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'kerîm' kelimesinin Kur'an'da genellikle 'şeref', 'değer' ve 'cömertlik' anlamlarında kullanıldığını belirtir. Bu ayetteki 'kerîm' sıfatı, Cebrail (a.s.)'ın Allah katındaki itibarını, vahyi taşıma görevindeki liyakatini ve bu görevi layıkıyla yerine getirmesinden dolayı sahip olduğu yüce mertebeyi ifade eder.
Hâkka Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
İlâhî hakikatlerin ve kelâm-ı ilâhî’nin kendisine ikram edildiği ve onları kendi nefsinden değil vahy olarak zâhire çıkaran “Kerîm Resûl'ün sözüdür.”[82] “ İz- -T-B- ”
- Nedir sîmurgu ve Kâf Dağını bildir;
Cennet ve Cehennem ve a'râfı bildir.
- O âlem nerdedir ki yok nişânı;
Onun bir günüdür, buranın bir yıl zamanı.
- Bu cihândan başka var mevcût ve hâsıl;
O "Görmediğiniz şeyler"e bir bakış kıl. (69.sûre/39.âyet)
- Bana nerede o Câbulkâ’yı göster;
Câbulsâ şehrinin cihânını göster.
- Düşün “doğular ve bâtılar” nerede;(70.sûre/40.âyet)
Bak onlara ve tâlip ol sırlara bu âlemde.
- "mislehünne”yi bak İbn-i Abbâs; (65.sûre/12.âyet)
Nasıl tefsir eder, gör ki ol hassas.
- Sen uykudasın ve gördüklerin hayâli;
Ne görüyorsan onundur bir misâli.
Gerçek kimliğimizi bulamadığımız sürece hayâli bir varlık olarak ortadayız ve hayâl olarak yaşamımızı sürdürmekteyiz. Efendimiz (s.a.v)’in bir hadisi şerifte buyurduğu üzere “İnsanlar uykudadır, öldükleri zaman uyanacaklardır.” Aslında burada belirtilen fiziksel ölüm değildir, çünkü dünyâda yaşarken hayâl ile yaşamış isek fiziksel ölüm ile öldüğümüzde âhirette yine hayâl içerisinde bir yaşantı devâm edecektir. Bizler “ölmeden evvel ölme” hükmünü yâni bireysel beşeri kimliğimiz ortadan kalkar ve gerçek Hakkânî varlığımız zuhûra gelirse işte o zaman hayâlden kurtulmuş oluruz.
Hayâl yoku var, varı da yok olarak gösterir ve insanı tamamen değişik bir yaşantıya saplar. Bu âlemde görünen herşey misâlden ibarettir. Bu misâllerden gerçeklerine geçebilirsek eğer hayâtımızın gâyesi budur ve ne mutlu bize.[83] “ İz- -T-B- ”