İçeriğe atla
Hâkka 51Cüz 29 · Sayfa 568

Hâkka Sûresi 51. Âyet

الحاقة

Sohbete sor

Ve-innehu lehakku-lyakîn(i)

Şüphesiz Kur'an, gerçek kesin bilgidir.

Hâkka Sûresi

Terzibaba - Necdet Ardıç

"Yakîn" (kesin bilgi) üç mertebede ele alınır ve bu mertebeler, insanın hakikate ulaşma derecelerini gösterir.

"Kur'an'ın (Hakk'ın kelâmı) sadece doğru olmakla kalmayıp, aynı zamanda 'hakkalyakîn' mertebesinde, yani bizzat yaşanarak, müşahede edilerek idrak edilecek olan mutlak hakikatin ta kendisi olduğunu" ifade eder. 

a) İlme'l-yakîn (İlim yoluyla kesinlik): Bir şeyi haber yoluyla, delil ve istidlal (akıl yürütme) ile bilmek. Örneğin, bir ateşin varlığını dumanından veya birinden duyarak bilmek. Bu, bilginin en alt mertebesidir.

b) Ayne'l-yakîn (Görerek kesinlik): Bir şeyi bizzat müşahede ederek, gözle görerek bilmek. Ateşi görmek, onun varlığına dair çok daha güçlü bir bilgi verir. Bu, bilginin orta mertebesidir.

c) Hakka'l-yakîn (Yaşayarak kesinlik): Bir şeyin bizzat içinde olarak, onu yaşayarak bilmek. Ateşin içine girmek, onun yakıcılığını hissetmek, ateşin varlığına dair en kesin ve en yüksek bilgidir.


İlimlerin başında tarif gerekirse “Bilim” diye bir saha var, ama “İlim” başka bir şeydir. Bilim bilmek genel olarak, herkesin üzerinde çalıştığı kendi sahasına göre çalıştığı bilgilerin ismi “Bilim” dir. Bir gün otobüsün kapılarına baktım, durakta bekliyorum eve gideceğim ön tarafta binilir yazıyor, arka tarafta inilir yazıyor. Başındaki “b” çıkarılırsa ikisi de inilir oluyor. Oradaki “B” harfini ayırdığımız zaman “Bilim” deki “B” harfini ayırdığımız zaman o zaman “İlim” çıkıyor ortaya. “Bilim” in ilmel, aynel, Hakkal yaşantısı yoktur, sadece sathi, madde bilgilerini ilgilendiriyor. derinliği ve yüksekliği yoktur. ama "B" yi alır“ sadece salt “İlim” kalırsa işte o zamanİlmel yakıyn, Aynel Yakıyn, Hakkal Yakıyn sahası ortaya açılmış oluyor.

Peki o zaman o “B” harfi ne olacaktır? Oradaki “Bilim” in “B” si Arapça’da ne oluyor, “İle” oluyor. İşte o “B” yi ayırdığımız zaman ilim ile ancak Hakk’a gidilir. “B” nin başındaki dikey çizgiyi ayırırsak bir ve 3 olur yani 13 ortaya çıkar. Bilimin içinde bunlar var, ama bilim sahiplerin onun farkında olmadıkları için bilimden gerçek ilme geçmeleri mümkün olmuyor. işte onun açılımı da “B” harfini ayırdığımızda “B” ye bir kimlik verdiğimizde “Bilim” içinde “B” nin bir ayrı kimliği yok bir bütün olarak kelime bütünlüğü var ama “B” yi baştan ayırırsak ona bir kimlik, şahsiyet verdiğimizde esas ortaya çıkan “İle” dir. Oradaki “İle” ilim ile bu ilim de İlahi ilimler ile ancak Yakıyn hali ve ilimler ortaya çıkmış oluyor.

Şimdi bunun birinci sahasına ”İlmel Yakıyn” oradaki “Yakıyn” kelimesi Türkçedeki “Yakın” değildir. bu bir Arapça kelimedir, Türkçedeki “Yakın” ın Arapça’daki karşılığı “Kurp” yani Kurban bayramı, “Kurb-u nevafil” denildiği gibi uzakta olan iki varlığın birbirine yaklaşmasıdır. İşte “Kurban” denildiği zaman bizim hemen aklımıza süslenmiş kesilecek koyun kuzu geliyor. Halbuki o değildir, “Kurb” yakınlaşma manasınadır, işte o kurban kesildiği zaman Hakk’a yaklaşılacak “Kurb” kurban değildir, ama kelime o hale gelmiştir. O koç koyun kurban değil bir vasıtadır Hakk’a yaklaşma vasıtasıdır. Ayrıca koyun kurban edilince insan Hakk’a nasıl yaklaşacak bu hale o hayvan daha layıktır. Neden çünkü canını veriyor, biz ne veriyoruz cebimizden üç beş kuruş çıkıyor. Hangisi daha değerlidir. Her neyse bu işin başka bir tarafı ama düşünmek lazımdır.

Hazmi Babam kurban almaya gittiği zaman nerede sakin oturan ufak tefek arızaları olanları alırmış, çünkü onlara kimse bakmıyor, tenezzül etmiyor, satılmasa belki sahibi geriye götürecek onlar da kurbanlıktan mahzun olmasınlar diye nerede kişilerin almadıkları varsa gider onu kurbanlık olarak seçermiş. Şimdi iki hayvan koyalım yan yana bunlardan birisinin sureti çok güzel diğerinin de ufak tefek ayağında kulağında ve boynuzunda ufak tefek kusur var ama kurban olmaya engel kusurlar değil. Bunlar dış görünüşleri farklı olsa bile içeriden bir farkları var mı? ruhaniyet olarak farkları var mı? Hiç farkları yoktur. Bakın ne kadar değişik hayat görüşleri ortaya çıkabiliyor.

Evvela kişi kendine dönmeye başladığı zaman işte bu ilim

Yakıyn ilimlerinin başlangıcıdır. Zaten çalışmalarımız içerisinde sohbetlerde Hakk’a olan yakıynlik kendimize olan yakıynlik anlayışları içerisinde eğer bu yakıyn ilmi çalışmaları sahaları olmazsa kimse bir yere gidemez hiçbir yere gidemeyiz. Yakıyn ilmi ile ancak Hakk’a yol almak mümkündür, yakıyn ilmi günümüzdeki navigasyondan başka bir şey değildir. Bilmediğiniz bir yer bile olsa o ilim sizi oraya kadar tarif ederek götürüyor. Yani şunu bilmemiz gerekiyor her birerlerimiz bu sahada Yakıyn ilmi içerisinde çalışmaktayız. Çünkü bu ilimden başka Hakk’a yaklaştıracak hiçbir saha ilim yoktur. İşte tasavvun özü aslı budur.

Yoksa tasavvuf birkaç şiir okumakla birkaç zikir yapmakla birkaç ilahi okuyupta duygulanmakla aşılacak bir saha ulaşılacak bir mahal değildir. Tabi onların hepsi de lazım şeriat mertebesi de lazım tarikat mertebesi de lazım bu tarikat mertebesinde şiirler lazım olur insanın muhabbeti işte coştuğu zaman yazar, hepsi güzel yerli yerincedir, ama devam eden yolculukta Hakikat Mertebesi sahasına gelindiği zaman mutlaka Yakıyn ilmine ihtiyaç vardır. O yakıyn ilmi de “Men arafe nefsehu fakat arefe rabbehu” bakın ilk şartı budur. “Kim ki nefsine arif olursa” nefsine arif olmak için de yakıyn ilmi yani kişinin kendi hakikatine dönük bir ilim sahasına geçmek gerekmektedir. Ondan sonra da “Men arefe nefsehu fakat arefe rabbehu” o da Yakıyn ilminin ikinci aşamasıdır. Kişi rabbını böylece tanımış oluyor.

“Yakıyn” kelimesini tarif ederlerken Muhiddin-i Arabi Hz leri “El yakıyni Hüvel Hakk” diye tarif etmiştir. yani yakıyn af’aliyle, esmasıyla, sıfatıyla, Zatı’yla Hakk’ın ta kendisidir. O halde yapılan bu sahadaki çalışmaların Allah’ın Zat’ına giden yol üzerinde olması lazım geldiği açık olarak görülmektedir. Birçok ilimler var ki fıkhi ilimler şeriat mertebesi istikametindedir, bazı duygusal ilimler bilgiler kitaplar tarikat mertebesindedir ki tarikat yol olduğu halde o tarikatlarda ne yazık ki yol diye bir şey kalmamış, oturma haline dönüşmüş, tabi onlar da güzel şeylerdir, karşı durmak manasına değil söylediklerim oraları olmamış olsa oralara giden insanlar nerede vakit geçirecekler, o kadar kişiyi oraları muhafaza etmiş oluyor.

En azında Allah lafzı peygamber lafzı çıkıyor, zikir çıkıyor, bunlar çok güzel çalışmalardır, ama hedefi buluyor mu bulmuyor mu orası ayrı konudur. Şeriat bir zemin hazırlamakta bu olmazsa hiç birisi olmaz hani demişler ya “Bir şeriat ki tarikatı yoktur atıldır, bir tarikat ki şeriatı yoktur batıldır” bakın hiç yanına yaklaşmayın ne olursa olsun isterse bilgisi allame bilgisi olsun neticede hepsi bozgunculuktur neticede bir işe yaramaz.

Yakıyni üçe ayırmışlar “İlmel Yakıyn” ancak bu bilimden sonra oluşacak bir hadisedir. Evvela bilgi olarak bilinecek ama bu saha kişinin dışında bildiği bilgi sahasıdır. Yani her türlü meslekten tıptan olsun hukuktan olsun gök bilimlerden deniz bilimlerinden bu bilgi hep dışarıda olan bir bilgidir yani kişi yoktur. Kişi bilgiyi yüklenmekte ama kendisi ortada yoktur. İşte bu gafletin ta kendisidir. Kişinin kendini bilmemesi gafletin ta kendisidir. İstediği kadar bu dini bir ilim bilim sahibi olsun. Çünkü bilgisi dilinin ucunda ve aklının üstündedir. İçeriye bünyeye ruhaniyete ulaşmış erişmiş nüfuz etmiş bir bilgi değildir, işte aradaki fark odur, Yakıyn ilmi kişinin özüne indirilen özünü idrak eden özünü anlatan bir ilimdir, “Bilim” ise kendi dışında olan bilgilerin toplamıdır. Gerçek manada ilim kişinin kendine dönük yaptığı çalışmalardır. Kendisini tanıması yönünde yaptığı sahadaki bilgilerdir. Onun da başlangıcı Âdem (as) dan Muhammed (sav) e kadar o peygamberan hazaratının nasıl evrelerden devrelerden geçtikleri bunların hepsi bizim hayatımızdır. Onlar dünya süresi içerisinde geniş bir zamanda bunlar yaşanmış bizler ise bu yaşanan süreyi kendi hayat süremizin içerisinde daha kısa kısa bölümlerle yaşamamız gerekiyor.

O halde böyle bir seyir yapmış olan bir kimse bakın bütün insanlık seyirini hayatı süresince kendi bünyesince yaşamış oluyor. İşte bu hadise de bireyin altı seyirinden ikincisidir. Birisi insanlık tarihinin seyr-i suluku ikincisi de kebdi ömür boyu yaptığı seyr-i suluku ikinci seyr-i suluk, üçüncüsü de bilindiği gibi bir senelik seyr-i suluk. Bazı kimseler bu yakıyn ilimlerini değişik şekillerde tarif etmişlerdir. Birisi diyor ki: “Birinin bir arkadaşı var, o arkadaş savaşa girmiş, yanındaki arkadaşa anlatmış, yanındaki arkadaş da bir üçüncüye

anlatmış, bu ilmi yakınlıktır.” Yani iki nakilden sonra geliyor.

Birisi de savaşın içerisine girmiş, kendi savaşmış o savaşı anlatıyor. Bu da “Aynel Yakıyn” dir. Ama savaşı yapan yine de ötekidir. Ama yaşadığını anlatıyor. Diğeri anlatanın anlattığından anlatıyor. Tabi ikinci daha ileri derecede bir anlatıştır. Üçüncüsü ise kişinin kendisinin savaşa girip savaşmasıdır. Acısıyla tatlısıyla işte yaralanmasıyla kazanıyorsa eğer onun yaşantısı ile böylece kendinin yaşamasıdır.

Yemek şeklinde tarif edenler oluyor, birisi bir lokantaya gidiyor, çok güzel bir yemek yiyor onu arkadaşına anlatıyor, arkadaşı da dinliyor dinleyen “İlmi yakın” durumundadır. Diğeri ise kendisi lokantaya gidiyor o yemeği kendisi yiyor bu kendi müşahedesi “Aynel Yakıyn” ama sonra bakıyor ki o biz başkasının yemeğini yiyoruz bu yemek nasıl üretildi mutfağa gidip yemeği kendisi yapıyor, bu da Hakk’al Yakıyn” yani işin hakikatidir. Bunlar gibi pek çok daha kıyaslar vardır sizler de bulabilirsiniz.

Böylece baktığımız zaman ilimlerin arasına bir zahiri ilimler “Bilim” olarak geçmekte diğeri de İlahi ilim olarak yalnız ilahi ilim derken fıkhi manada olan ilim ilahi ilim değil onlar beşeri ilimler dini ilimlerdir. İlahi olan ilimler Yakıyn ilimleridir. Bu yakıyn ilimlerinden sonra da kişinin Hakk ile Hakk olması Hakk ile birlikte hayatını sürdürmesi neticesinde Cenab-ı Hakk ona kendi indinden kendi yanından bazı lütuflarda bulunur yalnız bu saha tehlikelidir, çok dikkatli olması lazımdır. Nasıl ki Hızır (as) dan bahsederken Kehf suresi 65. Ayette فَوَجَدَا عَبْدًا مِنْ عِبَادِنَاۤ اَتَيْنَاهُ رَحْمَةً مِنْ عِنْدِنَا وَعَلَّمْنَاهُ مِنْ لَدُنَّا عِلْمًا “..İndimizden ilim verdiğimiz bir kulumuzu buldular…” İndimizden ilim verdiğimiz dediği işte Ledün ilmidir. Hızır (as) a Cenab-ı Hakk bir lütufta bulunmuş O’na bazı bilgiler vermiş, Allah onu sahneye çıkarıyor. Allah’a şükrederiz Hızır (as) Musa (as) hepsine teşekkür ederiz o günkü sahneler olmuş, yaşanmış kayda geçmiş biz de onları görmediğimiz halde bilgilerimiz vasıtasıyla öğrenmiş oluyoruz, hatta yakıyn ilmi ile görmüş gibi oluyoruz. İşte o hadiseleri yaşadığımız zaman hangi düzeyde yaşamış isek gerek ilm’el yakıyn, gerek ayn’el yakıyn, gerek Hakk’al Yakıyn olarak yaşantılarını müşahede etmiş oluyoruz. Ama bu ancak bir eğitim ile ve hedef göstermekle mümkün olmaktadır. Kişi kendi kendine yakıyn ilimlerini bilemez, bulamaz.

Len terani” diyor, “Sen beni göremezsin” bunun karşısında peygamber efendimiz de “Men reani fakat reel Hakk” bana bakan Hakk’ı görür diyor. işte bunların hepsi Yakıyn ilminin içerisindeki merhaleleri bize bildiriyor. Buradan da anlıyoruz ki Hızır (as) hakkında peygamber miydi veli miydi diye ihtilaflar vardır ama bize bu hadise gösteriyor, Hızır (as) ile Musa (as) ın olduğu üç hadisede Hızır (as) ın nebi olduğunu görüyoruz. “Nebe” haber, “Nebi” de haberci manasınadır. O üç hadiseden bize Hızır (as) haber verdiği için o sürede Hızır (as) nebidir. Daha önceki halini bilmiyoruz daha sonraki halini de bilmiyoruz çünkü başka haber yok ondan evvelki ve sonraki devirlerinde velidir ama heber verdiği sürede nebidir. Tabi Allahualem bu benim kendi anlayışımdır, kendi düşüncemdir başkaları ne derlerse diyebilirler.

Cenab-ı Hakk her birerlerimize bu hakikati gerçekten idrak eden evvela kendi yakıyn haliyle tanıyan kimselerden eylesin inşeallah.[88] “ İz- -T-B- ”