Feelkâ ‘asâhu fe-iżâ hiye śu'bânun mubîn(un)
Bunun üzerine Musa, asasını yere attı. Bir de ne görsünler, apaçık bir ejderha.
A’râf Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
(107)(Fe elkâ asâhu fe izâ hiye su’bânun mubîn.)
“Bunun üzerine Mûsâ, asâsını yere bırakıverdi, o da birdenbire kocaman bir ejderha kesiliverdi.” Cenâb-ı Hakk Mûsâ (a.s.)’a asâsı ile ne yaptığı hakkında sorduğunda, o da cevâben “koyunlarıma dallardan yaprak düşürürüm, ayakta ona dayanırım destek için, vahşi hayvânlara karşı kendimi korumak için kullanırım” diyor. Ayakta iken dayanması aklına dayanmasıdır, vahşi hayvânlardan koruması nefsi emmâre ve levvâmeden korunmasıdır. Bu asâ ilâhî varlıktan gelen akıldır, yere konulduğundan nefsi küllde olanlar o asânın aklı küllden gelen güç ile büyüdüğünü görüyorlar çünkü mânâ îtibarıyla aklı küll çok büyük oluşumdur. Asâ yerine başka bir şey olsaydı Mûsâ (a.s.)’ın elinde o cinsin benzeri büyük bir varlık olacaktı, yâni kendisindeki aklı cüz’i aklı küllden aldığı bilgiyle geliştiriyor. Ayrıca Mûsâ’nın elindeki asâ, bitkisel bir malzeme iken yere konduğunda mertebe değiştirerek hayat sahibi olmuştur, görünüşte nefsi emmâreyi temsil ediyor iken, aslında Mûsâ’nın elinde Fir’avn’a karşı emmâre gücü oluşmuştur, ve daha sonra bu ejderha-asâ, Fir’avn’ın bütün sihirbazlarını mağlûb edecektir.