Ye/tûke bikulli sâhirin ‘alîm(in)
"Bütün usta sihirbazları (toplayıp) sana getirsinler."
"Bütün bilgiç sihirbazları sana getirsinler."
Bu ayet, Firavun'un Hz. Musa ve Harun'a karşı sihirbazları toplama emrini içermektedir. Anahtar kavramlar, sihirbazların niteliğini ve toplanma eylemini vurgulayarak, Firavun'un mücadelesinin doğasını ortaya koymaktadır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'etâ' fiilinin bir yere ulaşmak veya bir şeyi getirmek anlamında kullanıldığını belirtir. Ayetteki 'ye'tûke' ifadesi, sihirbazların Firavun'a getirilmesi, yani onun huzuruna çıkarılması anlamını taşır. Bu, Firavun'un emriyle sihirbazların toplanıp kendisine sunulmasını ifade eder.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'etâ' fiilinin mecazi olarak bir şeyin vuku bulması veya birinin gelmesi anlamında kullanılabileceğini belirtir. Ayetteki bağlamda, sihirbazların Firavun'un isteği üzerine onun yanına gelmeleri, yani toplanıp getirilme eylemi kastedilmektedir.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'sihr' kelimesinin kökeninin, bir şeyi gerçekte olduğundan farklı göstermek, göz boyamak olduğunu belirtir. 'Sâhir' ise bu eylemi gerçekleştiren kişidir. Ayetteki 'sâhir' kelimesi, Firavun'un Musa'ya karşı kullanmayı düşündüğü, halkı etkileme ve aldatma yeteneğine sahip kişileri ifade eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'sihr'i, sebebi gizli olan ve gerçekte olmayan bir şeyi varmış gibi gösterme sanatı olarak tanımlar. 'Sâhir' de bu sanatı icra eden kişidir. Ayetteki 'sâhir' kelimesi, Firavun'un, Musa'nın mucizelerini sihir olarak niteleyip, kendi sihirbazlarıyla ona karşı koyma niyetini yansıtır.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, Kur'an'da 'sihr' kavramının genellikle olumsuz bir çağrışım taşıdığını ve gerçeği saptırma, aldatma ve şeytani güçlerle ilişkilendirildiğini belirtir. 'Sâhir' ise bu aldatıcı gücü kullanan kişidir. Ayetteki 'sâhir' kelimesi, Firavun'un gözünde Musa'nın bir sihirbaz olduğu algısını pekiştirmek ve ona karşı kendi sihirbazlarını kullanmak istemesini gösterir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'ilm' kelimesinin bir şeyi olduğu gibi idrak etmek olduğunu belirtir. 'Alîm' ise bu idrak ve bilgiye sahip olan kişidir. Ayetteki 'alîm' kelimesi, sihirbazların sadece sihir yapmakla kalmayıp, bu alanda derin bilgi ve uzmanlığa sahip olduklarını, yani işlerinde mahir olduklarını vurgular.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Fîrûzâbâdî, 'alîm' kelimesinin, bir konuda çok fazla bilgiye sahip olan ve o konuda derinlemesine uzmanlaşmış kişiyi ifade ettiğini belirtir. Ayetteki 'alîm' sıfatı, Firavun'un sadece sihirbazları değil, sihir sanatında en yetkin ve bilgili olanları istediğini gösterir, bu da mücadelenin ciddiyetini ortaya koyar.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'ilm' kökünden türeyen kelimelerin Kur'an'da genellikle kesin ve doğru bilgiye işaret ettiğini belirtir. Ancak ayetteki 'alîm' kelimesi, sihirbazların kendi alanlarındaki 'bilgilerini' ifade eder ki bu bilgi, ilahi hakikatten ziyade, aldatma ve göz boyama tekniklerine dair bir uzmanlıktır. Firavun, bu 'bilgili' sihirbazlarla Musa'nın mucizelerine karşı koymayı amaçlamıştır.
A’râf Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
(112) (Ye’tûke bi kulli sâhırin alîm.)
"Bütün bilgiç sihirbazları sana getirsinler."