Kâlû âmennâ birabbi-l'âlemîn(e)
"Alemlerin Rabbine iman ettik" dediler.
"Âlemlerin Rabbine iman ettik." dediler.
Bu ayet, sihirbazların iman edişini ve bu imanın temelini oluşturan 'Rabb' ve 'âlemîn' kavramlarını dilbilimsel bir derinlikle sunmaktadır. Özellikle 'iman' fiilinin kullanımı, bu dönüşümün içsel ve samimi bir kabul olduğunu vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Kavl (قول), bir şeyin ifade edilmesi, sözlü olarak dile getirilmesidir. Ayetteki 'kâlû' (قالوا) ifadesi, sihirbazların imanlarını açıkça ve topluluk önünde ilan etmelerini, bu inancı gizlemeyip yüksek sesle dile getirmelerini vurgular. Bu, sadece bir düşünce değil, aynı zamanda bir eylemdir.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kavl (قول), bir düşüncenin veya inancın dil aracılığıyla dışa vurulmasıdır. Ayetteki 'kâlû' (قالوا), sihirbazların imanlarını sadece kalben tasdik etmekle kalmayıp, bunu sözlü olarak da ifade etmelerini, böylece imanlarının aleniyet kazanmasını ve başkalarına duyurulmasını belirtir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): İman (إيمان), kalbin tasdiki, dilin ikrarı ve azaların amelidir. Ayetteki 'âmennâ' (آمنّا) ifadesi, sihirbazların sadece Musa'nın mucizesini kabul etmekle kalmayıp, aynı zamanda bu mucizenin arkasındaki ilahi güce, yani 'âlemlerin Rabbine' tam bir teslimiyetle inandıklarını gösterir. Bu, bir sihirbazlık gösterisi değil, hakikatin kabulüdür.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): İman (إيمان) Kur'an'da sadece bir şeye inanmak değil, aynı zamanda o şeye güvenmek, kendini ona teslim etmek ve onunla bir güvenlik ilişkisi kurmaktır. Sihirbazların 'âmennâ' (آمنّا) demesi, Firavun'un tehditlerine rağmen, Allah'a olan güvenlerini ve O'nun korumasına sığınmalarını ifade eder. Bu, bir korkudan ziyade, bir hakikat arayışının sonucudur.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): İman (إيمان) kelimesi, 'emn' (أمن) kökünden türemiş olup, güven ve emniyet duygusuyla ilişkilidir. Ayetteki 'âmennâ' (آمنّا), sihirbazların Firavun'un gücünden duydukları korkuyu aşarak, Allah'a sığınmakla gerçek emniyeti bulduklarını ve O'na tam bir güvenle bağlandıklarını gösterir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Rabb (ربّ), hem malik (sahip) hem de mürebbî (terbiye edici) anlamlarını içerir. Ayetteki 'birabbi' (بربّ) ifadesi, sihirbazların sadece bir yaratıcıya değil, aynı zamanda tüm âlemleri terbiye eden, yöneten ve onlara hükmeden mutlak otoriteye iman ettiklerini gösterir. Bu, Firavun'un iddia ettiği 'rablik'ten tamamen farklı bir boyuttadır.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Rabb (ربّ) kavramı Kur'an'da, yaratma, rızık verme, yönetme ve terbiye etme gibi birçok ilahi fonksiyonu kapsar. Sihirbazların 'birabbi' (بربّ) demesi, Firavun'un kendi 'rablik' iddialarını reddederek, gerçek ve tek Rabbin âlemlerin Rabbi olduğunu kabul etmelerini ifade eder. Bu, bir dünya görüşü değişikliğidir.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Rabb (ربّ), bir şeyi ıslah eden, kemale erdiren ve idare edendir. Ayetteki 'birabbi' (بربّ) ifadesi, sihirbazların, kendilerini ve tüm varlığı en güzel şekilde yaratan, yöneten ve terbiye eden yüce kudrete iman ettiklerini, O'nun mutlak egemenliğini tanıdıklarını gösterir.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Âlem (عالم), 'alâmet' (علامة) kökünden gelir ve bir şeyin varlığına işaret eden her şeyi kapsar. 'el-Âlemîn' (العالمين) ise, Allah'ın varlığına ve kudretine delalet eden tüm varlık türlerini, yani insanları, cinleri ve diğer tüm yaratılmışları ifade eder. Ayetteki kullanımı, sihirbazların imanının sadece belirli bir topluluğa değil, tüm evrene şamil olduğunu gösterir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Âlem (عالم), 'ilm' (علم) kökünden türemiş olup, kendisiyle bir şeyin bilindiği şey demektir. 'el-Âlemîn' (العالمين) ise, Allah'ın varlığına ve birliğine delil olan her şeyi kapsar. Sihirbazların 'Rabbü'l-âlemîn'e' (ربّ العالمين) iman etmeleri, Firavun'un sınırlı krallığının ötesinde, tüm evrenin yegane sahibine ve yöneticisine teslimiyetlerini ifade eder.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Âlem (عالم), akıl sahibi varlıklar için kullanılır ve çoğulu 'âlemûn' (عالمون) veya 'âlemîn' (عالمين) gelir. Ayetteki 'el-âlemîn' (العالمين) ifadesi, insanları, cinleri ve melekleri kapsayan, akıl ve idrak sahibi tüm varlık topluluklarını ifade eder. Bu, sihirbazların imanının sadece kendi kavimlerine değil, tüm akıl sahibi varlıklara hitap eden evrensel bir hakikate yönelik olduğunu gösterir.
A’râf Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
(121) (Kâlû âmennâ bi rabbil âlemîn.)
"Âlemlerin Rabbine îman ettik." dediler.