Veulkiye-sseharatu sâcidîn(e)
Sihirbazlar ise secdeye kapandılar.
Sihirbazlar hep birden secdeye kapandılar.
Bu ayet, Firavun'un sihirbazlarının Hz. Musa'nın mucizesi karşısında iman etmelerini ve secdeye kapanmalarını anlatır. Ayet, sihirbazların ani dönüşümünü ve Allah'a teslimiyetlerini vurgulayan temel kavramlar içerir.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'ülkıye' fiilinin burada mecazi bir anlam taşıdığını, sihirbazların kendilerini secdeye atmaları, yani iman etmeleri ve teslim olmaları anlamında kullanıldığını belirtir. Bu, iradi bir eylemin pasif bir fiille ifade edilmesidir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'ulkıye' kelimesinin 'ilka' kökünden geldiğini ve bir şeyi bir yere bırakmak, atmak anlamına geldiğini ifade eder. Ayetteki bağlamda ise, sihirbazların kendilerini secdeye bırakmaları, yani Allah'ın kudreti karşısında acziyetlerini kabul edip iman etmeleri anlamında kullanılmıştır.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, Kur'an'da 'ilka' fiilinin bazen bir şeyin aniden ve beklenmedik bir şekilde gerçekleşmesini ifade ettiğini belirtir. Burada sihirbazların secdeye kapanması, mucizenin etkisiyle ani bir iman ve teslimiyetin tezahürüdür.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'sihr' kelimesinin kökeninin 'bir şeyin hakikatini gizlemek ve olduğundan farklı göstermek' olduğunu belirtir. 'Sahara' ise bu işi yapan kişilerdir. Ayetteki sihirbazlar, göz boyama ve aldatma sanatında usta olan kişilerdir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'sihr' kelimesinin 'gözü aldatan, hakikati gizleyen her şey' için kullanıldığını ifade eder. 'Saharât' ise bu tür eylemleri gerçekleştiren, insanları etkileyen ve yanıltan kişilerdir. Ayette, onların Hz. Musa'nın mucizesi karşısında kendi sihirlerinin acizliğini anlamaları vurgulanır.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'sihr' kavramının Kur'an'da hem gerçek dışı aldatıcı eylemleri hem de bazen olağanüstü görünen ancak ilahi olmayan güçleri ifade ettiğini belirtir. Ayetteki sihirbazlar, kendi sanatlarının sınırlarını aşan bir mucizeyle karşılaşmışlardır.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Sicistânî, 'sücûd' kelimesinin lügatte 'boyun eğmek, alçak gönüllülük göstermek' anlamına geldiğini belirtir. Şer'i anlamda ise, alnı yere koyarak Allah'a ibadet etmektir. Ayetteki sihirbazların secde etmesi, onların kalben iman edip Allah'ın kudretini tasdik etmelerinin dışa vurumudur.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'sücûd' kelimesinin 'tevazu ve boyun eğme' anlamını taşıdığını ve bunun bazen iradi (insanların secde etmesi) bazen de gayri iradi (gölgenin secde etmesi gibi) olabileceğini açıklar. Sihirbazların secde etmesi, iradi bir teslimiyet ve iman eylemidir.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kefevî, 'sücûd'un hem lügat hem de şer'i anlamda 'mutlak itaat ve boyun eğme' olduğunu vurgular. Ayetteki sihirbazların secde etmesi, Firavun'a olan bağlılıklarından vazgeçip Allah'a tam bir teslimiyetle yönelmelerini simgeler.
A’râf Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
(120) (Ve ulkıyes seharatu sâcidîn.)
“Sihirbazlar hep birden secdeye kapandılar.” İşte gerçek mantık sahibinin hakîkat ehli karşısında bunu yapması lâzımdır. Secdeden kasıt fiili olarak başını yere koyması değil, aklı küllden gelen bilgiyi kabullenme-sidir.