Velekad eḣażnâ âle fir'avne bi-ssinîne venaksin mine-śśemerâti le'allehum yeżżekkerûn(e)
Andolsun biz, Firavun ailesini, öğüt alsınlar diye yıllarca süren kıtlık ve ürün eksikliği ile cezalandırdık.
Gerçekten biz, Firavun sülâlesini, senelerce kıtlık ve gelir noksanlığı içinde tutup kıvrandırdık ki, düşünüp ibret alsınlar.
Bu ayet, Firavun ailesine uygulanan ilahi cezayı ve bu cezanın amacını dilbilimsel bir derinlikle ele almaktadır. 'Aḫaẕnâ' fiili ilahi müdahalenin şiddetini, 'es-Sinîn' ve 'en-Nakṣ' kavramları ise cezanın mahiyetini ve 'yeẕẕekkerûn' fiili cezanın hikmetini vurgulamaktadır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'aḫaẕe' fiilinin temel anlamının bir şeyi ele geçirmek, yakalamak olduğunu belirtir. Ayetteki 'aḫaẕnâ âle Fir'avne' ifadesi, Allah'ın Firavun ailesini musibetlerle kuşatması, onları cezalandırmak üzere yakalaması ve bu musibetlerin onların üzerindeki etkisini ifade eder. Bu, sadece bir şeyi almak değil, aynı zamanda bir gücün veya cezanın bir topluluğu tamamen etkisi altına almasıdır.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'aḫaẕnâ' fiilinin burada 'cezalandırdık' veya 'musibetle yakaladık' anlamında mecazi bir kullanım olduğunu ifade eder. Firavun ailesinin kuraklık ve ürün kıtlığı ile cezalandırılması, Allah'ın kudretinin onlara ulaşması ve onları bu musibetlerle kuşatmasıdır.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Semîn el-Halebî, 'aḫaẕe' fiilinin Kur'an'da farklı bağlamlarda kullanıldığını ve bu ayetteki kullanımının 'cezalandırmak, musibetle yakalamak' anlamına geldiğini vurgular. Firavun ailesinin bu şekilde 'yakalanması', ilahi bir müdahale ile onların refahlarının ve düzenlerinin bozulmasıdır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, Firavun kelimesinin Mısır krallarına verilen bir lakap olduğunu ve Kur'an'da genellikle Hz. Musa ile mücadele eden zalim kralı ve onun soyunu/halkını ifade ettiğini belirtir. Ayetteki 'âle Fir'avne' (Firavun ailesi), sadece kralı değil, onun yönetimindeki seçkinleri ve destekçilerini de kapsar.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, Firavun figürünün Kur'an'da ilahi otoriteye karşı çıkan, kibirli ve zalim bir liderin arketipi olarak sunulduğunu belirtir. Bu ayette Firavun ailesine uygulanan ceza, ilahi adaletin bu tür bir zulme karşı bir tepkisi olarak gösterilir.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'es-sinîn' kelimesinin burada 'kuraklık yılları' veya 'kıtlık yılları' anlamında kullanıldığını açıklar. Normalde 'sene' kelimesinin çoğulu olan 'sinîn', bu bağlamda olumsuz bir durumu, yani ürünlerin azaldığı, geçimin zorlaştığı yılları ifade eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'sene' kelimesinin genellikle 'yıl' anlamına geldiğini, ancak Kur'an'da bazen 'kıtlık' veya 'kuraklık' gibi olumsuz durumları ifade etmek için kullanıldığını belirtir. Ayetteki 'bi's-sinîn' ifadesi, Firavun ailesinin uzun süreli ve zorlu bir kıtlık dönemiyle cezalandırıldığını gösterir.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Fîrûzâbâdî, 'sene' kelimesinin bazen 'şiddet ve kuraklık' anlamında kullanıldığını ve bu ayetteki 'bi's-sinîn' ifadesinin de bu anlamı taşıdığını vurgular. Bu, Firavun ailesinin sadece zamanın geçişiyle değil, aynı zamanda bu zaman diliminde yaşadıkları zorluklarla cezalandırıldığını belirtir.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Es-Sicistânî, 'nakṣ' kelimesinin 'azalma, eksilme' anlamına geldiğini ve bu ayette 'minet-semerât' (ürünlerden) ifadesiyle birlikte kullanıldığında, tarım ürünlerindeki ciddi kıtlığı ve verimsizliği ifade ettiğini belirtir. Bu, Firavun ailesinin ekonomik olarak da cezalandırıldığını gösterir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'nakṣ' kelimesinin bir şeyin miktarının veya kalitesinin azalması anlamına geldiğini ifade eder. Ayetteki 'nakṣin mine's-semerât' ifadesi, Firavun ailesinin geçim kaynaklarının temelini oluşturan meyve ve diğer tarım ürünlerinde yaşanan ciddi bir eksikliği ve kıtlığı vurgular.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'nakṣ' kelimesinin Kur'an'da genellikle bir şeyin eksilmesi, azalması ve bu azalmanın olumsuz sonuçlarını ifade ettiğini belirtir. Bu ayetteki 'semerât' ile birlikte kullanılması, Firavun ailesinin refahının ve geçim kaynaklarının doğrudan hedef alındığını gösterir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'ẕikr' kökünün temel anlamının 'hatırlamak' olduğunu, ancak 'teẕekkür' (yeddzekkerûn) formunun 'öğüt almak, ders çıkarmak, ibret almak' gibi daha derin bir anlam taşıdığını belirtir. Ayetteki bu kullanım, ilahi cezanın amacının sadece cezalandırmak değil, aynı zamanda Firavun ailesinin hatalarından dönerek doğru yolu bulmalarını sağlamak olduğunu gösterir.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'yeddzekkerûn' fiilinin burada 'ibret alsınlar, öğüt alsınlar' anlamında kullanıldığını ifade eder. Firavun ailesine uygulanan bu musibetlerin, onların gafletten uyanmalarına ve Allah'ın kudretini hatırlayarak doğru yola dönmelerine vesile olması amaçlanmıştır.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'ẕikr' kavramının Kur'an'da sadece zihinsel bir hatırlama değil, aynı zamanda ahlaki bir uyanış ve ilahi hakikatlere yöneliş anlamına geldiğini vurgular. 'Yeddzekkerûn' fiili, Firavun ailesinin yaşadıkları zorluklar aracılığıyla ilahi mesajı ve kendi hatalarını idrak etmelerini, böylece davranışlarını düzeltmelerini ifade eder.
A’râf Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
(130) Ve lekad ehaznâ âle fir’avne bis sinîne ve naksın mines semerâti leallehum yezzekkerûn.)
“Gerçekten biz, Fir’avun sülâlesini, senelerce kıtlık ve gelir noksanlığı içinde tutup kıvrandırdık ki, düşünüp ibret alsınlar.”