İçeriğe atla
A'râf 137Cüz 9 · Sayfa 166

A'râf Sûresi 137. Âyet

الأعراف

Sohbete sor

Veevraśnâ-lkavme-lleżîne kânû yustad'afûne meşârika-l-ardi vemeġâribehâ-lletî bâraknâ fîhâ(s) vetemmet kelimetu rabbike-lhusnâ ‘alâ benî isrâ-île bimâ saberû(s) vedemmernâ mâ kâne yasne'u fir'avnu vekavmuhu vemâ kânû ya'rişûn(e)

Hor görülüp ezilmekte olan kavmi (İsrailoğullarını), toprağına bolluk ve bereket verdiğimiz yerin doğu ve batı taraflarına mirasçı kıldık. Rabbinin İsrailoğullarına verdiği güzel söz, onların sabretmeleri karşılığında gerçekleşti. Firavun ve kavminin yaptıklarını ve (özenle kurup) yükselttiklerini yerle bir ettik.

A’râf Sûresi

Terzibaba - Necdet Ardıç

(137) (Ve evresnel kavmellezîne kânû yustad’afûne meşârikal ardı ve megâribehelletî bâreknâ fîhâ, ve temmet kelimetu rabbikel husnâ alâ benî isrâîle bi mâ saberû, ve demmernâ mâ kâne yasnau fir’avnu ve kavmuhu ve mâ kânû ya’rişûn.)

“Ve o hırpalanıp ezilmekte olan kavmi de yeryüzünün, bereketle donattığımız doğusuna ve batısına mirasçı yaptık. Ve böylece Rabbinin,

İsrâîloğullarına olan o güzel vaâdi, sabırları yüzünden gerçekleşti. Biz de Fir’avun ile kavminin yapageldikleri sanat eserlerini ve diktikleri binaları yerle bir ettik.” Buna benzer Âyetler günümüzde mevcût olan Tevrat’ta da vardır ve bu nedenle o topraklar bize vaâd edildi diyerek Yahudiler o topraklara sahip çıkmaya çalışıyorlar.

Bâtınen baktığımızda ise doğuyu gönül âlemini Mûsevîyyet mertebesine mirasçı kıldık, batıyıda batıl olanlara mirascçı kıldık demektir.

Kelimeden maksat, Allah’ın Kelâm sıfâtını duyucu bir kavim olarak onları halkettik ve “lâ mevcude illâllah” kelimesinin hakîkatini onlara açtık demektir. Bu mertebenin bizim varlığımızdaki yeri ilâhî hakîkatleri anlamaya başlama noktasıdır.

Mûsâ (a.s.) o güne kadar gelen insânların içerisinde Allah kelâmını zât kelâmını duyan kimsedir ve bu târikat mertebesidir, şeriat mertebesinde böyle bir duyuş yoktur, ilhâmi bir duyuş vardır fakat bu mertebede fiili olarak duyuş vardır.

Mûsâ (a.s.) o kadar yakından duyuyor ki Cenâb-ı Hakk’ın sesini ve görmeyi istiyor ve bunun üzerine “len terâni” yâni “sen Beni göremezsin” hîtâbı geliyor. Âdem (a.s.) ile başlayan seyirde artık ayak yerden kurtulup mîraca çıkılmaya başlanmıştır. Bu mertebeye gelenlerde bu olayın bir nüshası yâni ses olarak duyuş olmasa da ilhâm olarak duyuşlar olması gereklidir.

Efendimize (s.a.v) Vedâ haccında “sizin dininizi bugün tamamladım” diyerek Cenâb-ı Hakk Âdemiyetten îtibaren gelen din-i mübîn-i İslâm’ın sonunu orada hükümler babında mühürledi. Mûsâ (a.s.)’a ise kelime tamamlandı.

Bu âyet şu eserlerde de geçiyor(1)