Vetteḣaże kavmu mûsâ min ba'dihi min huliyyihim ‘iclen ceseden lehu ḣuvâr(un)(c) elem yerav ennehu lâ yukellimuhum velâ yehdîhim sebîlâ(en)(m) itteḣażûhu vekânû zâlimîn(e)
Musa'nın kavmi onun (Tur'a gitmesinin) ardından, ziynet eşyalarından, böğürmesi olan bir buzağı heykeli (yaparak ilah) edindiler. Onun kendileriyle konuşmadığını ve onlara hiçbir yol göstermediğini görmediler mi? (Böyle iken) onu (ilah) edindiler de zalim kimseler oldular.
Musa'nın arkasından kavmi, tutmuş süs takılarından böğüren bir buzağı heykeli edinmişlerdi. O buzağının kendilerine bir söz söylemediğini ve bir yol gösteremediğini görmemişler miydi? Fakat yine de onu tanrı edindiler ve zalimlerden oldular.
Bu ayet, İsrailoğulları'nın Hz. Musa'nın yokluğunda bir buzağı heykeli edinmelerini ve bu eylemin anlamsızlığını ele almaktadır. Ayet, 'ittihaz' (edinme), 'ıcl' (buzağı), 'cesed' (heykel/cisim), 'huvar' (böğürme) ve 'zalimin' (zalimler) gibi temel kavramlar üzerinden, putperestliğin akıl dışılığını ve sonuçlarını vurgulamaktadır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'ittihaz' kelimesinin 'ahz' kökünden türediğini ve bir şeyi kendine mal etme, benimseme, edinme anlamlarına geldiğini belirtir. Ayetteki 'ittihaz' fiili, İsrailoğulları'nın buzağıyı ilah edinme, onu kendilerine tanrı olarak kabul etme eylemini ifade eder. Bu, sadece fiziksel bir yapım değil, aynı zamanda inançsal bir benimsemedir.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kefevî, 'ittihaz'ın bir şeyi bir vasıf veya konumda kabul etmek olduğunu açıklar. Ayetteki 'ittihaz' fiili, buzağının 'ilah' olarak kabul edilmesi, yani ona ilahlık vasfının yüklenmesi anlamındadır. Bu, onların buzağıya tapınma niyetini ve eylemini net bir şekilde ortaya koyar.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'ıcl' kelimesinin genç sığır, yani buzağı anlamına geldiğini belirtir. Ayetteki 'ıcl', İsrailoğulları'nın ziynet eşyalarından yaptıkları ve taptıkları heykeli tanımlar. Bu, onların putperestlik için seçtikleri nesnenin ne olduğunu açıkça gösterir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'ıcl'ın sığır yavrusu olduğunu ve Kur'an'da genellikle buzağı heykeli bağlamında kullanıldığını ifade eder. Bu ayette de 'ıcl', İsrailoğulları'nın taptığı, altın ve mücevherden yapılmış buzağı heykeline işaret eder, onların sapkınlığını sembolize eder.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'cesed' kelimesinin ruhu olmayan cisim, beden anlamına geldiğini belirtir. Ayetteki 'cesed', buzağının sadece dış görünüşü olan, ruhu ve hayatı olmayan bir heykel olduğunu vurgular. Bu, onun ilah olamayacağının bir kanıtıdır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'cesed'in ruhsuz beden veya heykel anlamına geldiğini ifade eder. Ayetteki 'cesed', buzağının sadece maddî bir yapıdan ibaret olduğunu, konuşma veya yol gösterme gibi ilahi özelliklere sahip olmadığını belirtir. Bu, İsrailoğulları'nın taptığı şeyin acizliğini ortaya koyar.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'cesed'in Kur'an'da genellikle ruhsuz, cansız maddeyi ifade ettiğini belirtir. Bu ayette 'cesed', buzağının sadece fiziksel bir form olduğunu, ilahi bir güç veya bilinç taşımadığını vurgulayarak, putperestliğin boşluğunu ortaya koyar.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Sicistânî, 'huvar' kelimesinin sığırın çıkardığı ses, yani böğürme olduğunu açıklar. Ayetteki 'lahu huvar' ifadesi, buzağı heykelinin böğürme sesi çıkardığını belirtir. Bu ses, muhtemelen rüzgarın veya bir mekanizmanın etkisiyle oluşan bir yanılsamadır ve İsrailoğulları'nı aldatmıştır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'huvar'ın sığırın sesi olduğunu ve buzağı heykelinin bu sesi çıkarmasının bir mucize veya aldatmaca olduğunu ifade eder. Ayetteki bu ifade, heykelin canlı gibi görünmesini sağlayan bir özelliğe işaret eder, ancak bu durum onun ilah olamayacağı gerçeğini değiştirmez.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'zulm' kelimesinin bir şeyi ait olduğu yerden başka bir yere koymak, haksızlık etmek anlamına geldiğini belirtir. Ayetteki 'zalimin' ifadesi, İsrailoğulları'nın Allah'a ait olan ibadeti ve ilahlığı buzağı heykeline yöneltmekle büyük bir haksızlık ve zulüm işlediklerini vurgular. Bu, hem kendilerine hem de Allah'a karşı işlenmiş bir günahtır.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'zulm' kavramının Kur'an'da genellikle Allah'ın sınırlarını aşmak, O'na şirk koşmak ve dolayısıyla kendine zarar vermek anlamında kullanıldığını ifade eder. Bu ayette 'zalimin', İsrailoğulları'nın buzağıya taparak Allah'a karşı gelmelerini ve bu eylemleriyle kendi ruhlarına ve ahiretlerine zulmetmelerini ifade eder.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'zulm'ün en geniş anlamıyla bir şeyi yerinden saptırmak, haksızlık etmek olduğunu belirtir. Ayetteki 'zalimin' kelimesi, İsrailoğulları'nın ilahlık makamını yanlış bir varlığa atfederek, hem akli hem de dini açıdan büyük bir sapma ve haksızlık içinde olduklarını gösterir.
A’râf Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
(148) (Vettehaze kavmu mûsâ min ba’dihî min huliyyihim iclen ceseden lehu huvâr, e lem yerev ennehu lâ yukellimuhum ve lâ yehdîhim sebîlen ittehazûhu ve kânû zâlimîn.)
“Mûsâ'nın arkasından kavmi, tutmuş süs takıla-rından böğüren bir buzağı heykeli edinmişlerdi. O buzağının kendilerine bir söz söylemediğini ve bir yol gösteremediğini görmemişler miydi? Fakat yine de onu ilâh edindiler ve zâlimlerden oldular.” Buzağıdan böyle bir ses çıkması kavminde onun mâbut olduğu fikrini uyandırdı. Bu sesin çıkmasına sebeb, buzağı heykelini altından yapan sâmirînin, içine Cebrâîl (a.s.) ın atının ayağının bastığı yerden bir avuç toprak alarak heykel hamurunun içine karıştırmasındandır. Rûh-ül kûds olan Cebrâîl (a.s.) kendinde bulunan kudsiyyet itibari ile her şeye hayat verebilmektedir. Bu yüzden yapılan buzağı “maden” kaynaklı olduğu halde “hayvan” mertebesinden ses vermiştir. Eğer sâmirî aynı malzemeden başka tür bir heykel yapsa idi bu sefer o heykelin sesini verecek idi. İşte benî İsrâîl-i bu üç husus yanılttı.
Biri uzun süre mısırda, içlerinde kaldığı toplumun ineğe tapar olması, diğeri bu heykelin altından olması ki maddeyi çok sevdiklerinden bu yüzdende buzağıya muhabbetleri arttı, diğeri de maden sûretinden, aslı olan canlı buzağı sesinin çıkması idi. Bu üç husus onların buzağaya tapmalarını çok kolaylaştırdı çünkü bu hale yatkındılar. İşte bu yüzden, (2/93) “Ve üşribü fî kulûbihümül icle” (Küfürleri sebebi ile kalplerine buzağı muhabbeti içirilmişti.)