İçeriğe atla
A'râf 148Cüz 9 · Sayfa 168

A'râf Sûresi 148. Âyet

الأعراف

Sohbete sor

Vetteḣaże kavmu mûsâ min ba'dihi min huliyyihim ‘iclen ceseden lehu ḣuvâr(un)(c) elem yerav ennehu lâ yukellimuhum velâ yehdîhim sebîlâ(en)(m) itteḣażûhu vekânû zâlimîn(e)

Musa'nın kavmi onun (Tur'a gitmesinin) ardından, ziynet eşyalarından, böğürmesi olan bir buzağı heykeli (yaparak ilah) edindiler. Onun kendileriyle konuşmadığını ve onlara hiçbir yol göstermediğini görmediler mi? (Böyle iken) onu (ilah) edindiler de zalim kimseler oldular.

A’râf Sûresi

Terzibaba - Necdet Ardıç

(148) (Vettehaze kavmu mûsâ min ba’dihî min huliyyihim iclen ceseden lehu huvâr, e lem yerev ennehu lâ yukellimuhum ve lâ yehdîhim sebîlen ittehazûhu ve kânû zâlimîn.)

“Mûsâ'nın arkasından kavmi, tutmuş süs takıla-rından böğüren bir buzağı heykeli edinmişlerdi. O buzağının kendilerine bir söz söylemediğini ve bir yol gösteremediğini görmemişler miydi? Fakat yine de onu ilâh edindiler ve zâlimlerden oldular.” Buzağıdan böyle bir ses çıkması kavminde onun mâbut olduğu fikrini uyandırdı. Bu sesin çıkmasına sebeb, buzağı heykelini altından yapan sâmirînin, içine Cebrâîl (a.s.) ın atının ayağının bastığı yerden bir avuç toprak alarak heykel hamurunun içine karıştırmasındandır. Rûh-ül kûds olan Cebrâîl (a.s.) kendinde bulunan kudsiyyet itibari ile her şeye hayat verebilmektedir. Bu yüzden yapılan buzağı “maden” kaynaklı olduğu halde “hayvan” mertebesinden ses vermiştir. Eğer sâmirî aynı malzemeden başka tür bir heykel yapsa idi bu sefer o heykelin sesini verecek idi. İşte benî İsrâîl-i bu üç husus yanılttı.

Biri uzun süre mısırda, içlerinde kaldığı toplumun ineğe tapar olması, diğeri bu heykelin altından olması ki maddeyi çok sevdiklerinden bu yüzdende buzağıya muhabbetleri arttı, diğeri de maden sûretinden, aslı olan canlı buzağı sesinin çıkması idi. Bu üç husus onların buzağaya tapmalarını çok kolaylaştırdı çünkü bu hale yatkındılar. İşte bu yüzden, (2/93) “Ve üşribü fî kulûbihümül icle” (Küfürleri sebebi ile kalplerine buzağı muhabbeti içirilmişti.)

Bu âyet şu eserlerde de geçiyor(2)