Felemmâ ‘atev ‘an mâ nuhû ‘anhu kulnâ lehum kûnû kiradeten ḣâsi-în(e)
Yasaklandıkları şeylerden vazgeçmeye yanaşmayınca da onlara "aşağılık maymunlar olun" dedik.
Böylece onlar kibre kapılıp yasak kılınan şeylerden vazgeçmeyince, biz de onlara, hor ve zelil maymunlar olun, dedik.
A'râf Suresi 166. ayet, İsrailoğulları'nın Allah'ın yasaklarını çiğnemeleri sonucu uğradıkları ilahi cezayı, yani maymunlara dönüştürülmelerini anlatır. Ayet, 'isyan etme', 'yasaklanma', 'maymun olma' ve 'aşağılık duruma düşme' gibi temel kavramlar üzerinden ilahi kudretin ve itaatsizliğin sonuçlarının dilbilimsel derinliğini ortaya koymaktadır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'atv' kelimesini 'haddi aşmak, isyan etmek ve kibirlenmek' olarak açıklar. Ayetteki kullanımı, İsrailoğulları'nın Allah'ın emirlerine karşı gelerek yasakları çiğnemelerindeki aşırı direniş ve kibirlerini vurgular.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kefevî, 'atv' kelimesinin 'itaatten çıkmak ve haddi aşmak' anlamlarına geldiğini belirtir. Bu ayette, balık avlama yasağını çiğneyenlerin, Allah'ın koyduğu sınırları bilerek ve isteyerek aşmalarını ifade eder.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, Kur'an'daki 'isyan' ve 'karşı gelme' kavramlarını incelerken, 'atv' fiilinin sadece bir emre uymamak değil, aynı zamanda ilahi otoriteye karşı bir meydan okuma ve haddi aşma anlamı taşıdığını belirtir. Ayetteki 'atev' bu meydan okumayı ve ilahi sınırlara tecavüzü anlatır.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'nehy' kelimesini 'bir şeyi yapmaktan alıkoymak, yasaklamak' olarak açıklar. Ayetteki 'nuhû' fiili, İsrailoğulları'na cumartesi günü balık avlama yasağının konulduğunu ve bu yasağın ilahi bir emir olduğunu belirtir.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'nehy' kelimesinin mecazi olarak 'bir şeyden uzaklaştırmak' anlamında kullanıldığını ifade eder. Ayetteki 'nuhû' kelimesi, Allah'ın İsrailoğulları'nı belirli bir eylemden kesin bir şekilde men etmesini ve bu yasağın çiğnenmesinin sonuçlarını vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'nehy' kelimesinin 'bir şeyi yapmaktan alıkoymak, men etmek' olduğunu ve bunun genellikle bir otorite tarafından yapıldığını belirtir. Ayetteki 'nuhû', Allah'ın İsrailoğulları'na koyduğu kesin yasağı ifade eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'kûn' fiilinin 'var olmak, meydana gelmek, dönüşmek' anlamlarına geldiğini belirtir. Ayetteki 'kûnû' emri, Allah'ın kudretinin bir tezahürü olarak, İsrailoğulları'nın anında maymunlara dönüşmesini ifade eder.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kefevî, 'kâne' fiilinin 'oluş, varoluş ve dönüşüm' anlamlarını taşıdığını açıklar. Bu ayetteki 'kûnû' emri, ilahi bir iradeyle bir halden başka bir hale geçişi, yani insan formundan maymun formuna dönüşümü anlatır.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'kâne' fiilinin Kur'an'da genellikle 'olmak, meydana gelmek' anlamında kullanıldığını ve bazen de 'dönüşmek' anlamını taşıdığını belirtir. Ayetteki 'kûnû', Allah'ın emriyle gerçekleşen ani ve kesin bir dönüşümü ifade eder.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'kırade' kelimesini 'maymunlar' olarak açıklar ve bu dönüşümün, İsrailoğulları'nın yasakları çiğnemeleri nedeniyle uğradıkları bir ceza olduğunu belirtir. Bu, onların insanlık onurunu kaybetmelerini sembolize eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'kırade' kelimesinin 'maymunlar' anlamına geldiğini ve Kur'an'da bu kelimenin, ilahi emirlere itaatsizlik edenlerin aşağılanması ve cezalandırılması bağlamında kullanıldığını ifade eder. Ayetteki kullanımı, ahlaki düşüşün fiziksel bir tezahürüdür.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Semîn el-Halebî, 'kırade' kelimesinin 'maymunlar' olduğunu ve bu dönüşümün, İsrailoğulları'nın ahlaki ve manevi olarak ne kadar alçaldıklarını gösteren bir ceza olduğunu vurgular. Bu, onların akıllarını ve insanlıklarını kaybettiklerini simgeler.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'hâsiîn' kelimesini 'kovulmuş, uzaklaştırılmış ve horlanmış' olarak açıklar. Ayetteki kullanımı, maymunlara dönüştürülenlerin sadece fiziksel olarak değil, aynı zamanda manevi olarak da aşağılandıklarını ve ilahi rahmetten uzaklaştırıldıklarını ifade eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'has' kelimesinin 'kovmak, uzaklaştırmak ve aşağılamak' anlamlarına geldiğini belirtir. 'Hâsiîn' ise 'aşağılanmış, horlanmış ve kovulmuş' demektir. Bu ayette, İsrailoğulları'nın isyanları sonucunda uğradıkları cezanın sadece fiziksel bir dönüşüm değil, aynı zamanda bir aşağılanma ve dışlanma olduğunu vurgular.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Fîrûzâbâdî, 'has' kökünün 'hor ve hakir kılmak, kovmak' anlamlarını taşıdığını belirtir. 'Hâsiîn' kelimesi, bu ayette, İsrailoğulları'nın ilahi gazaba uğrayarak en aşağılık duruma düşürüldüklerini ve insanlık onurlarını kaybettiklerini ifade eder.
A’râf Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
(166) (Fe lemmâ atev an mâ nuhû anhu kulnâ lehum kûnû kıredeten hâsiîn.)
“Böylece onlar kibre kapılıp yasak kılınan şeylerden vazgeçmeyince, biz de onlara, hor ve zelil maymunlar olun, dedik.”