Velleżîne keżżebû bi-âyâtinâ senestedricuhum min hayśu lâ ya'lemûn(e)
Ayetlerimizi yalanlayanlara gelince, biz onları bilemeyecekleri bir yerden yavaş yavaş felakete götüreceğiz.
Âyetlerimizi inkâr edenlere gelince, biz onları, bilemiyecekleri yönlerden derece derece düşüşe yuvarlayacağız.
Bu ayet, Allah'ın ayetlerini yalanlayanların akıbetini ele almaktadır. Temel olarak, 'yalanlama' fiili ve bunun 'ağır ağır yaklaştırma' eylemiyle olan ilişkisi, ilahi cezanın tedricî ve beklenmedik doğasını vurgulamaktadır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Kezzabe (كَذَّبَ) fiili, bir sözün veya haberin doğru olmadığını iddia etmek, yalan söylemek anlamına gelir. Ayetteki 'ayetlerimizi yalanladılar' ifadesi, Allah'ın gönderdiği delilleri, mucizeleri ve vahiyleri inkâr etme, onları asılsız sayma eylemini ifade eder. Bu, sadece bir şeyi doğru kabul etmemek değil, aynı zamanda ona karşı çıkmak ve onu reddetmek anlamını taşır.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'tekzîb' kavramını, Kur'an'da peygamberlerin getirdiği mesajı ve Allah'ın ayetlerini reddetme, inkâr etme ve yalanlama olarak inceler. Bu, sadece bir bilgi hatası değil, aynı zamanda ahlaki bir duruşu, yani hakikate karşı direnişi ve onu kabul etmeyi reddetmeyi ifade eder. Ayetteki kullanım, ilahi mesajın reddedilmesinin sonuçlarına işaret eder.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Âyât (آيات) kelimesi, Kur'an'da genellikle Allah'ın kudretini gösteren alametler, deliller ve mucizeler için kullanılır. Bu ayetteki 'ayetlerimiz' ifadesi, Allah'ın peygamberleri aracılığıyla gönderdiği vahiyleri ve evrendeki yaratılış delillerini kapsar. Bunları yalanlamak, Allah'ın varlığını ve mesajını inkâr etmek anlamına gelir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Âyet (آية), bir şeyin varlığına delalet eden açık alamet, işaret veya mucize demektir. Kur'an'da hem evrensel deliller (kozmik ayetler) hem de peygamberlere verilen mucizeler ve indirilen vahiyler (kitabî ayetler) için kullanılır. Bu ayette, Allah'ın gönderdiği ilahi mesajların ve delillerin bütünü kastedilmektedir.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'ayet' kelimesinin Kur'an'daki geniş anlam yelpazesini inceler. Bu kelime, Allah'ın varlığını ve birliğini gösteren her türlü delili, peygamberlerin mucizelerini ve Kur'an'ın ayetlerini ifade eder. Ayetteki 'ayetlerimizi yalanlayanlar' ifadesi, bu delillerin ve mesajların tamamını reddedenleri kapsar.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İstidrâc (استدراج), bir şeyi derece derece, adım adım yaklaştırmak demektir. Bu ayette, Allah'ın ayetlerini yalanlayanları, bilmedikleri bir yönden, yavaş yavaş helake veya azaba doğru çekmesi anlamına gelir. Bu, onlara nimetler vererek veya mühlet tanıyarak, gafletlerini artırıp sonlarını hazırlama şeklindeki ilahi bir cezalandırma yöntemidir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): İstidrâc, bir şeyi basamak basamak, yavaş yavaş yükseltmek veya indirmek demektir. Kur'an'da ise genellikle Allah'ın, günahkâr kullarına nimetler vererek veya mühlet tanıyarak, onları fark ettirmeden azaba doğru yaklaştırması anlamında kullanılır. Bu, onların günahlarına devam etmelerine izin vererek, sonlarını daha da kötüleştirmektir.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): İstidrâc, Allah'ın bir kuluna nimetleri artırması, ancak o kulun şükrünü artırmaması ve günahlarına devam etmesi durumunda, o nimetlerin aslında onu helake sürükleyen birer basamak olmasıdır. Ayetteki 'senestedricuhum' ifadesi, bu ilahi stratejiyi, yani yalanlayanların farkında olmadan felakete doğru çekilmesini açıklar.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Ye'lemûne (يعلمون) fiili, bilmek, idrak etmek, farkında olmak anlamına gelir. Ayetteki 'lâ ya'lemûne' (bilmezler) ifadesi, Allah'ın onları istidrâc etme yöntemini, yani yavaş yavaş azaba yaklaştırmasını fark edemeyeceklerini, bunun kendileri için bir imtihan veya ceza olduğunu anlayamayacaklarını belirtir. Onlar, kendilerine verilen nimetlerin bir lütuf olduğunu zannederken, aslında helake doğru sürüklenmektedirler.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): İlm (علم), bir şeyi olduğu gibi idrak etmek, hakikatini kavramaktır. 'Lâ ya'lemûne' ifadesi, yalanlayanların, kendilerine uygulanan istidrâcın mahiyetini ve sonuçlarını kavrayamayacaklarını, bu durumun kendileri için bir tuzak olduğunu idrak edemeyeceklerini vurgular. Bu, onların gaflet içinde olmalarını ve ilahi planın inceliklerinden habersiz kalmalarını ifade eder.
A’râf Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
(182) (Vellezîne kezzebû bi âyâtinâ se nestedricuhum min haysu lâ ya’lemûn.)
“Âyetlerimizi inkâr edenlere gelince, biz onları, bilemiyecekleri yönlerden derece derece düşüşe
yuvarlayacağız.”