Vemimmen ḣaleknâ ummetun yehdûne bilhakki vebihi ya'dilûn(e)
Yarattıklarımızdan, hakka sarılarak doğru yolu gösteren ve hak ile adaleti gerçekleştiren bir topluluk vardır.
Yine bizim yarattığımız insanlardan öyle bir ümmet var ki, onlar hakka yol gösterirler ve o hak ile adaleti yerine getirirler.
A'râf Suresi 181. ayet, Allah'ın yarattığı topluluklardan bazılarının hakka rehberlik ettiğini ve onunla adaletle hükmettiğini vurgular. Ayet, 'yaratma', 'topluluk', 'hidayet' ve 'adalet' kavramları üzerinden ilahi irade ve insan sorumluluğu arasındaki ilişkiyi dilbilimsel bir derinlikle ele alır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Halk (خلق) kelimesi, bir şeyi takdir etmek ve onu yoktan var etmek anlamlarına gelir. Ayetteki 'خَلَقْنَآ' ifadesi, Allah'ın insanları ve diğer varlıkları belirli bir ölçü ve düzen içinde yaratmasını, onlara varlık bahşetmesini ifade eder. Bu, sadece var etmek değil, aynı zamanda bir kader ve amaç belirlemeyi de içerir.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Halk (خلق), bir şeyi örneksiz olarak icat etmek ve onu belirli bir ölçüye göre şekillendirmektir. Ayetteki 'خَلَقْنَآ' fiili, Allah'ın kudretinin ve yaratıcılığının bir göstergesi olarak, varlıkları kendi iradesiyle meydana getirmesini ve onlara bir varoluş amacı yüklemesini anlatır.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Kur'an'da 'halk' (خلق) kavramı, Tanrı'nın mutlak yaratıcı gücünü ve evrendeki her şeyin O'nun iradesiyle var olduğunu vurgular. 'خَلَقْنَآ' ifadesi, Allah'ın insan topluluklarını da belirli bir amaç için yarattığını ve onlara belirli sorumluluklar yüklediğini gösterir. Bu, yaratılanların ilahi düzene tabi olduğu fikrini pekiştirir.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): Ümmet (أُمَّةٌ), bir araya gelmiş, aynı din veya aynı zaman diliminde yaşamış bir topluluktur. Ayetteki 'أُمَّةٌ' ifadesi, Allah'ın yarattığı insanlar arasından, hakkı gösteren ve onunla hükmeden seçkin bir grubu işaret eder. Bu, sadece sayısal bir topluluk değil, niteliksel bir seçkinliği de barındırır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Ümmet (أُمَّةٌ), bir imamın (önderin) etrafında toplanan veya belirli bir hedefe yönelen cemaattir. Ayetteki 'أُمَّةٌ', Allah'ın yarattığı topluluklar içinde, hakka yönelen ve onunla adalet tesis eden özel bir zümreyi ifade eder. Bu, onların ortak bir ilahi rehberliğe tabi olduklarını gösterir.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Kur'an'da ümmet (أُمَّةٌ) kavramı, genellikle ortak bir inanç, peygamber veya şeriat etrafında birleşen insan topluluklarını ifade eder. A'râf 181'deki kullanımı, Allah'ın yaratma eyleminin bir sonucu olarak ortaya çıkan ve ilahi rehberliğe uygun hareket eden, örnek bir topluluğu tanımlar.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Hidayet (هداية), doğru yolu bulmak ve başkasına doğru yolu göstermektir. Ayetteki 'يَهْدُونَ بِٱلْحَقِّ' ifadesi, bu topluluğun sadece kendilerinin doğru yolu bulmakla kalmayıp, aynı zamanda başkalarına da hakkı rehber edinerek yol gösterdiklerini, yani davet ve tebliğ görevini yerine getirdiklerini belirtir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Hidayet (هداية), lütuf ve incelikle doğru yola iletmektir. Ayetteki 'يَهْدُونَ بِٱلْحَقِّ', bu ümmetin insanları hakka, yani gerçeğe ve adalete yönlendirdiğini, onlara doğru yolu gösterdiğini ifade eder. Bu, onların sadece bilgi sahibi olmakla kalmayıp, aynı zamanda bu bilgiyi yayma ve uygulama sorumluluğunu da taşıdıklarını gösterir.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Kur'an'da 'hidayet' (هداية) kavramı, Tanrı'nın insanlara doğru yolu göstermesi ve onların bu yolu takip etmesidir. 'يَهْدُونَ بِٱلْحَقِّ' ifadesi, bu topluluğun ilahi rehberliği benimseyerek, kendi hayatlarında ve başkalarına karşı olan tutumlarında hakkı temel aldıklarını ve bu yolda öncülük ettiklerini vurgular.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Adl (عدل), doğru ve dengeli olmaktır. Ayetteki 'وَبِهِۦ يَعْدِلُونَ' ifadesi, bu topluluğun sadece hakkı göstermekle kalmayıp, aynı zamanda o hak ile hükmettiklerini, yani kararlarında ve uygulamalarında adaleti esas aldıklarını belirtir. Bu, onların hem teorik hem de pratik düzeyde hakka bağlılıklarını gösterir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Adl (عدل), eşitlik ve dengeyi gözetmektir. Ayetteki 'وَبِهِۦ يَعْدِلُونَ', bu ümmetin hakka uygun olarak, yani ilahi ölçütlere göre adaletle davrandıklarını, hüküm verdiklerini ve işlerini yürüttüklerini ifade eder. Bu, onların toplumsal düzeni hakkaniyetle tesis etme çabalarını vurgular.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Adl (عدل), bir şeyi doğru yerine koymak ve aşırılıktan uzak durmaktır. 'وَبِهِۦ يَعْدِلُونَ' ifadesi, bu topluluğun hakkı ölçü alarak, ne ifrat ne de tefrite düşmeden, dengeli ve adil bir şekilde hareket ettiklerini gösterir. Bu, onların sadece bireysel değil, toplumsal düzeyde de adaleti sağlama misyonunu üstlendiklerini belirtir.
A’râf Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
(181) Ve mimmen hâlâknâ ummetun yehdûne bil hakkı ve bihî ya’dilûn.
“Yine bizim halkettiğimız insânlardan öyle bir ümmet var ki, onlar hakka yol gösterirler ve o hakk ile adâleti yerine getirirler.” Burada zât ehli olan âriflerden bahsediliyor.