Veumlî lehum(c) inne keydî metîn(un)
Ben onlara mühlet veririm. Şüphesiz benim tuzağım çetindir.
Ayrıca ben onlara mühlet de veririm. Fakat benim tuzak kurup helâk edişim pek çetindir.
Bu ayet, Allah'ın inkarcılara verdiği mühletin ve bu mühletin ardındaki ilahi düzenin gücünü vurgulamaktadır. 'İmlâ' kavramı, Allah'ın sabrını ve stratejisini, 'keyd' ise O'nun karşı konulmaz planını ve gücünü ifade ederken, 'metîn' bu planın sağlamlığını ve çetinliğini pekiştirmektedir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): İmlâ (إملاء), birine uzun bir süre vermek, mühlet tanımak demektir. Ayetteki kullanımı, Allah'ın günahkarları hemen cezalandırmayıp onlara tövbe etmeleri için zaman tanıması veya cezalarını ertelemesi anlamındadır. Bu, Allah'ın hilm ve sabrının bir göstergesidir.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Buradaki 'ümlî' (أملي), 'onlara mühlet veririm, süre tanırım' demektir. Bu ifade, Allah'ın onlara karşı bir tuzak kurduğunu veya onları yavaş yavaş helake sürüklediğini mecazi olarak anlatır. Onların gaflet içinde olmalarına rağmen Allah'ın planının işlediğini gösterir.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Kur'an'da 'imlâ' fiili, genellikle Allah'ın inkarcılara veya günahkarlara verdiği 'mühlet' anlamında kullanılır. Bu mühlet, onların daha fazla günah işlemelerine veya cezalarının daha büyük olmasına yol açan bir tür 'ilahi strateji' olarak görülebilir. Ayetteki bağlamda, bu mühlet, Allah'ın 'keyd'inin bir parçasıdır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Keyd (كيد), bir şeyi gizlice ve ustalıkla yapmaktır. Allah'a nispet edildiğinde, O'nun düşmanlarına karşı uyguladığı, kimsenin farkına varmadığı veya engelleyemediği sağlam ve hikmetli planını ifade eder. Ayetteki 'keydî', Allah'ın inkarcılara karşı olan nihai ve galip planıdır.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Keyd (كيد), birine karşı hile veya tuzak kurmak demektir. Ancak Allah'a atfedildiğinde, bu, O'nun düşmanlarına karşı uyguladığı, onların farkında olmadığı ve karşı koyamadığı ilahi bir düzen ve stratejidir. Ayetteki 'keydî', Allah'ın kudretinin ve hikmetinin bir göstergesidir.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Keyd (كيد) kavramı, Kur'an'da genellikle olumsuz bir çağrışıma sahip olsa da, Allah'a nispet edildiğinde O'nun üstün ve yenilmez planını, stratejisini ifade eder. Bu, insanların planlarının aksine, Allah'ın planının her zaman galip geleceğini ve hedefine ulaşacağını gösterir. Ayetteki 'keydî', Allah'ın inkarcılara karşı olan nihai ve kesin hükmünü temsil eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Metîn (متين), sağlam, güçlü, dayanıklı demektir. Ayetteki 'keydî metîn' ifadesi, Allah'ın planının veya düzeninin hiçbir şekilde bozulmayacağını, zayıflamayacağını ve karşı konulamayacağını vurgular. Bu, Allah'ın kudretinin ve iradesinin mutlaklığını gösterir.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Metîn (متين), bir şeyin sağlam ve güçlü olmasıdır. Allah'ın 'keyd'inin 'metîn' olması, O'nun planının kusursuz, eksiksiz ve hiçbir gücün onu değiştiremeyeceği kadar sağlam olduğunu belirtir. Bu, inkarcıların çabalarının boşuna olduğunu ve Allah'ın hükmünün kesin olduğunu ifade eder.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Metîn kelimesi, Kur'an'da Allah'ın sıfatı olarak veya O'nun fiillerini nitelemek için kullanıldığında, mutlak güç ve sağlamlık anlamını taşır. 'Keydî metîn' ifadesi, Allah'ın düzeninin, insanların kurduğu düzenlerden çok daha üstün, sarsılmaz ve yenilmez olduğunu vurgular. Bu, Allah'ın vaadinin veya tehdidinin kesinliğini gösterir.
A’râf Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
(183) (Ve umlî lehum, inne keydî metîn.)
“Ayrıca ben onlara mühlet de veririm. Fakat benim tuzak kurup helâk edişim pek çetindir.”