Vekem min karyetin ehleknâhâ fecâehâ be/sunâ beyâten ev hum kâ-ilûn(e)
Nice memleketleri helak ettik. Onlara azabımız gece uykusuna dalmışken, yahut gündüz istirahat halinde iken gelmişti.
Nice kentler helak ettik. Gece yatarlarken, yahut gündüz uyurlarken, azabımız onlara geliverdi.
Bu ayet, Allah'ın geçmişte helak ettiği kentleri ve bu helakın geliş şeklini anlatmaktadır. Ayet, ilahi cezanın ansızın ve beklenmedik bir şekilde gelebileceğini vurgulamaktadır. Seçilen anahtar kavramlar, helak, baskın ve gaflet hallerini dilbilimsel ve semantik açıdan derinlemesine incelemektedir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'karye' kelimesinin aslen 'toplamak' anlamına gelen 'kara' kökünden türediğini belirtir. İnsanların bir araya toplandığı yerleşim birimi için kullanılır. Ayetteki 'nice karyeler' ifadesi, helak edilen toplulukların yaşadığı meskun mahallerin çokluğuna işaret eder.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'karye' kelimesinin Kur'an'da bazen 'şehir' bazen de 'şehir halkı' anlamında kullanıldığını ifade eder. Bu ayette ise 'karye' kelimesi, helak edilen yerleşim yerlerinin kendisini ve dolayısıyla içinde yaşayan halkını kapsayan bir anlam taşır.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'karye'nin Kur'an'da genellikle 'şehir' veya 'kasaba' anlamında kullanıldığını ve çoğu zaman ahlaki yozlaşma ve ilahi cezayla ilişkilendirildiğini belirtir. Bu ayette de 'karye', helak edilen günahkar toplulukların yaşadığı yerleri temsil eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'helak' kelimesinin bir şeyin faydasız hale gelmesi, bozulması ve nihayetinde yok olması anlamına geldiğini açıklar. Ayetteki 'ehleknâhâ' fiili, Allah'ın o kentleri tamamen ortadan kaldırdığını, varlıklarını sona erdirdiğini ifade eder.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Fîrûzâbâdî, 'helak'ın bir şeyin son bulması, yok olması ve işe yaramaz hale gelmesi olduğunu belirtir. Ayetteki kullanımı, ilahi bir ceza olarak kentlerin ve içindeki yaşamın tamamen sona erdirilmesini vurgular.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'helak' kelimesinin Kur'an'da genellikle ilahi azap ve ceza sonucu meydana gelen toplumsal yok oluşları ifade ettiğini belirtir. Bu ayette de 'ehleknâhâ', Allah'ın kudretiyle gerçekleşen topyekûn bir yıkımı anlatır.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'be's' kelimesinin Kur'an'da genellikle 'şiddet', 'azap' ve 'savaş' gibi anlamlarda kullanıldığını belirtir. Ayetteki 'be'sunâ' ifadesi, Allah'ın o kentlere gönderdiği şiddetli azabı ve cezayı ifade eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'be's' kelimesinin aslen 'şiddet' ve 'zorluk' anlamına geldiğini, Kur'an'da ise genellikle ilahi azap ve ceza için kullanıldığını ifade eder. 'Fecâehâ be'sunâ' ifadesi, Allah'ın azabının o kentlere ansızın geldiğini vurgular.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kefevî, 'be's'in korku ve şiddet içeren bir durum olduğunu belirtir. Ayetteki 'be'sunâ', Allah'ın kudretinin ve azabının o kentlere yönelik şiddetli ve yıkıcı tezahürünü anlatır.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'beyât' kelimesinin 'geceleyin gelmek' veya 'gece baskını yapmak' anlamına geldiğini belirtir. Ayetteki 'beyâten' ifadesi, Allah'ın azabının o kentlere gece vakti, yani insanların genellikle gaflet halinde olduğu bir zamanda geldiğini gösterir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'beyt' kökünün 'gecelemek' anlamına geldiğini ve 'beyât'ın da geceleyin yapılan eylemleri ifade ettiğini açıklar. Bu ayette 'beyâten', azabın gece ansızın, beklenmedik bir anda gelmesini vurgular.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Semîn el-Halebî, 'beyât'ın gece vaktinde gerçekleşen bir olayı ifade ettiğini ve genellikle ansızın gelen bir baskın veya felaket için kullanıldığını belirtir. Ayetteki kullanımı, ilahi cezanın gaflet anında, hazırlıksız yakalanılan bir zamanda geldiğini gösterir.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'kâilûn' kelimesinin 'kaylûle yapanlar', yani öğle vakti uyuyanlar veya dinlenenler anlamına geldiğini belirtir. Ayetteki 'ev hum kâilûn' ifadesi, azabın gece veya gündüz, insanların en rahat ve gaflet halinde olduğu anlarda geldiğini vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'kaylûle'nin öğle vakti dinlenmek veya uyumak anlamına geldiğini ve 'kâilûn'un da bu eylemi yapanları ifade ettiğini açıklar. Bu bağlamda, ilahi cezanın insanların en savunmasız ve rahat olduğu anlarda geldiğini gösterir.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Sicistânî, 'kâilûn'un öğle uykusunda olanlar veya öğle vakti istirahat edenler olduğunu belirtir. Ayetteki kullanımı, azabın gece veya gündüz, insanların gaflet ve rehavet içinde olduğu zamanlarda ansızın gelmesini ifade eder.
A’râf Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
“Yukarıdan beri izâh edilen hakîkatleri idrâk etmeyerek inkârda sâbit olan kimselerin, Cenâb-ı Hakk sonlarını anlatıyor.” Diğer taraftan “kentler” beden dünyamızda nefsimizin hükmü altında bulunan parseller demektir, Gece ve gündüz uykuları ise devamlı gaflet halinde olanlar demektir. “azâbımız onlara geliverdi.” Demek sûretiyle halden bahsetmekte ve bu Hâdîselerin daha bu günden oluştuğunu ve nefsin helâk olması durumunu ifade etmektedir.