Ehâulâ-i-lleżîne aksemtum lâ yenâluhumu(A)llâhu birahme(tin)(c) udḣulû-lcennete lâ ḣavfun ‘aleykum velâ entum tahzenûn(e)
"Sizin, 'Allah bunları rahmete erdirmez' diye yemin ettikleriniz şunlar mı?" (Sonra cennetliklere dönerek) "Haydi, girin cennete. Size korku yok. Siz üzülecek de değilsiniz" derler.
"Allah onları hiç bir rahmete erdirmiyecek, diye yemin ettiğiniz kimseler bunlar mıydı?" (Cennetliklere dönerek): "Girin cennete, artık size ne korku vardır, ne de siz üzüleceksiniz" derler.
Bu ayet, cennetliklerin cehennemliklere hitabını ve Allah'ın rahmetinin tecellisini konu almaktadır. Ayetteki anahtar kavramlar, yemin, rahmet, cennet ve hüzün gibi temel dini ve ahlaki terimlerin filolojik ve semantik derinliğini ortaya koymaktadır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'kasem' kelimesinin asıl anlamının bir şeyi bölmek, taksim etmek olduğunu belirtir. Yemin etme anlamı ise, kişinin sözünü kesinleştirmek için Allah'ın adını anarak kendini bir şeye bağlaması, adeta sözünü ikiye bölüp bir kısmını Allah'a tahsis etmesi mecazından gelir. Ayetteki 'aksemtüm' ifadesi, cehennemliklerin, cennetliklerin Allah'ın rahmetine ulaşamayacaklarına dair kesin bir iddiada bulunduklarını, bu iddialarını yeminle pekiştirdiklerini gösterir.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'kasem' kelimesini 'yemin' olarak açıklar ve Kur'an'da bu kelimenin genellikle bir şeyi teyit etmek veya bir iddiayı güçlendirmek için kullanıldığını belirtir. Ayetteki kullanımı, cehennemliklerin, cennetlikler hakkında ileri sürdükleri olumsuz yargıyı kesin bir dille ifade etmelerini vurgular.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'neyl' kelimesinin bir şeye ulaşmak, onu elde etmek anlamına geldiğini belirtir. Ayetteki 'lâ yenâluhumu' ifadesi, cehennemliklerin, cennetliklerin Allah'ın rahmetine asla ulaşamayacaklarına dair yanlış inançlarını dile getirdiğini gösterir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'neyl' kelimesinin bir şeyi istemek ve ona ulaşmak anlamlarını taşıdığını ifade eder. Ayetteki bağlamda, Allah'ın rahmetinin bir lütuf olarak birilerine ulaşması ve onları kuşatması anlamındadır. Cehennemlikler, bu rahmetin cennetliklere ulaşmayacağına yemin etmişlerdir.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'rahmet' kavramının Kur'an'da Allah'ın en temel sıfatlarından biri olduğunu ve O'nun yaratıklarına karşı gösterdiği şefkat, merhamet ve lütfu ifade ettiğini belirtir. Ayetteki 'birahmetin' ifadesi, cennetliklerin cennete girişinin ve orada korku ve hüzün duymamalarının temelinde Allah'ın engin rahmetinin yattığını vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'rahmet' kelimesinin kalpteki incelik ve şefkatten kaynaklanan bir iyilik yapma isteği olduğunu, Allah için kullanıldığında ise sadece bu isteğin sonucu olan ihsan ve lütuf anlamına geldiğini açıklar. Ayetteki 'birahmetin' ifadesi, Allah'ın cennetliklere olan lütfunun ve merhametinin somut bir tecellisi olarak cennete girmelerini ve orada huzur bulmalarını ifade eder.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'rahmet' kavramının Kur'an'da geniş bir anlam yelpazesine sahip olduğunu, hem dünyevi hem de uhrevi lütufları kapsadığını belirtir. Ayetteki 'birahmetin' ifadesi, Allah'ın cennetliklere bahşettiği sonsuz lütfu ve merhameti ifade ederek, onların cennete girişlerinin ve orada huzur içinde yaşamalarının kaynağını açıklar.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'cennet' kelimesinin asıl anlamının 'örtmek, gizlemek' olduğunu ve bu nedenle ağaçlarla örtülü, sık bitkili bahçelere 'cennet' dendiğini belirtir. Ahiretteki cennet ise, gözlerin görmediği, akılların idrak edemediği güzellikleri barındırdığı için bu isimle anılır. Ayetteki 'el-cennete' ifadesi, Allah'ın rahmetiyle müminlere vaat ettiği ebedi mutluluk yurdunu temsil eder.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kefevî, 'cennet' kelimesinin 'örtülü, gizli' anlamından türediğini ve ahiretteki cennetin de dünyevi gözlerden gizli, eşsiz güzelliklere sahip bir mekan olduğunu ifade eder. Ayetteki 'el-cennete' ifadesi, müminlerin Allah'ın lütfuyla girecekleri, her türlü korku ve üzüntüden uzak, ebedi saadet yurdunu simgeler.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Semîn el-Halebî, 'hüzün' kelimesinin kalpteki sıkıntı ve keder hali olduğunu belirtir. Ayetteki 'lâ entüm tahzenûn' ifadesi, cennetliklerin ahiretteki durumlarını tasvir ederken, onların dünyevi sıkıntılardan, pişmanlıklardan ve geleceğe dair endişelerden tamamen arınmış bir halde olacaklarını vurgular.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Fîrûzâbâdî, 'hüzün' kelimesini 'kalbin daralması, kederlenmesi' olarak tanımlar. Ayetteki 'lâ entüm tahzenûn' ifadesi, cennetliklerin Allah'ın rahmetiyle elde ettikleri huzur ve mutluluğun, her türlü üzüntü ve kederden uzak bir yaşamı kapsadığını açıkça ortaya koyar.
A’râf Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
(49) (E hâulâillezîne aksemtum lâ yenâluhu-mullâhu bi rahmetin udhulûl cennete lâ havfun aleykum ve lâ entum tahzenûn.)
"Allah onları hiç bir rahmete erdirmiyecek, diye yemin ettiğiniz kimseler bunlar mıydı?" (Cennetliklere dönerek): "Girin cennete, artık size ne korku vardır, ne de siz üzüleceksiniz" derler.”