Vehuve-lleżî yursilu-rriyâha buşran beyne yedey rahmetih(i)(s) hattâ iżâ ekallet sehâben śikâlen suknâhu libeledin meyyitin feenzelnâ bihi-lmâe feaḣracnâ bihi min kulli-śśemerât(i)(c) keżâlike nuḣricu-lmevtâ le'allekum teżekkerûn(e)
O, rüzgarları rahmetinin önünde müjde olarak gönderendir. Nihayet rüzgarlar ağır bulutları yüklendiği vakit, onları ölü bir belde(yi diriltmek) için sevk ederiz de oraya suyu indiririz. Derken onunla türlü türlü meyveleri çıkarırız. İşte ölüleri de öyle çıkaracağız. Ola ki ibretle düşünürsünüz.
Rahmetinin önünde müjdeci olarak rüzgarları gönderen O'dur. O rüzgarlar, yağmur yüklü bulutları yüklenince, onu kurak bir memlekete gönderir, sonra onunla yağmur yağdırır ve onunla her çeşit ürünü yetiştiririz. İşte Biz, ölüleri de böyle diriltiriz. Gerekir ki düşünür, ibret alırsınız.
Bu ayet, Allah'ın rahmetinin tecellisi olarak rüzgarların, bulutların ve yağmurun ölü toprağı diriltmesini ve bu olayın ölülerin diriltilmesine bir benzetme olarak sunulmasını dilbilimsel bir derinlikle ele almaktadır. Anahtar kavramlar, ilahi kudretin ve rahmetin yeryüzündeki tezahürlerini ve ahiret inancıyla olan bağlantısını vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'irsâl' (إرسال) kelimesini bir şeyi serbest bırakmak, salıvermek olarak açıklar. Ayetteki 'yursilu' (يُرْسِلُ) fiili, Allah'ın rüzgarları belirli bir amaçla, yani rahmetinin önünde müjdeci olarak göndermesini ifade eder. Bu, ilahi iradenin ve kudretin bir tecellisidir.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'irsâl' fiilinin mecazi anlamlarına değinir. Burada rüzgarların gönderilmesi, Allah'ın rahmetinin bir başlangıcı ve müjdecisi olarak mecazi bir anlam taşır. Rüzgarlar, yağmurun habercisi olarak gönderilir, bu da ilahi bir lütfun başlangıcını simgeler.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'rîh' (ريح) kelimesinin hem tekil hem de çoğul olarak Kur'an'da farklı bağlamlarda kullanıldığını belirtir. 'Riyâh' (رياح) çoğulunun genellikle rahmet ve hayır getiren rüzgarlar için kullanıldığını ifade eder. Bu ayette de rüzgarların 'büşrâ' (müjde) olarak gelmesi, bu olumlu anlamı pekiştirir.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'rîh' kavramının Kur'an'daki semantik alanını incelerken, rüzgarın hem ilahi kudretin bir göstergesi hem de bazen azabın, bazen de rahmetin taşıyıcısı olduğunu belirtir. Bu ayette 'riyâh'ın 'büşrâ' (müjde) olarak gelmesi, onun rahmet ve bereketle ilişkilendirilen olumlu yönünü vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'büşrâ' (بشرى) kelimesini, bir haberin sevinç veya üzüntü getirmesi durumunda kullanılan 'beşâret' (بشارة) kökünden türemiş olarak açıklar. Ayetteki 'büşrâ' kelimesi, rüzgarların yağmur ve bereket getireceğinin müjdecisi olması anlamında kullanılmıştır, bu da olumlu bir haberi ifade eder.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Semîn el-Halebî, 'büşrâ' kelimesinin 'müjde' anlamında kullanıldığını ve genellikle hayırlı ve sevindirici haberler için tercih edildiğini belirtir. Rüzgarların 'büşrâ' olarak gelmesi, Allah'ın rahmetinin ve bereketinin yaklaştığının bir işareti olarak yorumlanır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'rahmet' (رحمة) kelimesini, Allah'ın kullarına yönelik lütfu, ihsanı ve merhameti olarak tanımlar. Ayette 'rahmetinin önünde' ifadesi, rüzgarların ve yağmurun Allah'ın geniş rahmetinin bir tezahürü ve başlangıcı olduğunu gösterir.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'rahmet' kavramının Kur'an'daki merkeziyetini vurgular. Allah'ın rahmeti, yaratılışın ve yaşamın temelini oluşturur. Bu ayette rüzgarlar ve yağmur aracılığıyla ölü toprağın diriltilmesi, Allah'ın 'rahmet'inin somut bir göstergesi olarak sunulur.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'rahmet' kelimesinin Kur'an'da geniş bir anlam yelpazesine sahip olduğunu ve genellikle ilahi lütuf, merhamet ve bereket anlamlarında kullanıldığını belirtir. Ayetteki 'rahmet' ifadesi, yağmurun ve bitkilerin yetişmesinin Allah'ın kullarına yönelik bir lütfu olduğunu açıkça ortaya koyar.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'meyyit' (ميت) kelimesini, canlılığın zıddı olan ölüm hali için kullanır. Ayette 'beledin meyyitin' (بلد ميت) ifadesi, kuraklık ve susuzluk nedeniyle bitki örtüsünden yoksun, cansız kalmış toprağı tanımlar. Bu, Allah'ın kudretiyle yeniden canlandırılacak bir durumu ifade eder.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kefevî, 'mevt' (موت) kavramının hem hakiki (canlı varlıkların ölümü) hem de mecazi (toprağın kuruması, kalplerin katılaşması gibi) anlamlarda kullanıldığını belirtir. Ayetteki 'meyyit' kelimesi, toprağın verimsizliğini ve cansızlığını mecazi olarak ifade eder, bu da Allah'ın onu yeniden diriltme kudretini vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'ihrâc' (إخراج) fiilini bir şeyi bulunduğu yerden dışarı çıkarmak olarak açıklar. Ayette 'nuhricu' (نُخْرِجُ) fiili, hem topraktan ürünlerin çıkarılmasını hem de ölülerin diriltilip kabirlerinden çıkarılmasını ifade eder. Bu, Allah'ın yaratma ve yeniden yaratma kudretinin bir delilidir.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Fîrûzâbâdî, 'hurûc' (خروج) kökünün farklı türevlerinin çeşitli bağlamlarda kullanıldığını belirtir. Burada 'nuhricu' fiili, Allah'ın ölü topraktan bitkileri ve ölülerden ruhları çıkarması anlamında kullanılarak, ilahi kudretin ve ahiret inancının birbiriyle bağlantısını vurgular.
A’râf Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
(57) (Ve huvellezî yursilur riyâha buşren beyne yedey rahmetihi, hattâ izâ ekallet sehâben sikâle suknâhu li beledin meyyitin fe enzelnâ bihil mâe fe ahrecnâ bihîmin kullissemerât, kezâlike nuhricul mevtâ leallekum tezekkerûn.)
“Rahmetinin önünde müjdeci olarak rüzgarları gönderen O'dur. O rüzgarlar, yağmur yüklü bulutları yüklenince, onu kurak bir memlekete gönderir, sonra onunla yağmur yağdırır ve onunla her çeşit ürünü yetiştiririz. İşte Biz, ölüleri de böyle diriltiriz. Gerekir ki düşünür, ibret alırsınız.” Bâtınen, Cenâb-ı Hakk’ın muhabbet rüzgarları gelir ve herbirerlerimizin gönüllerinde, gelen yağmurların getirdiği bereketin inmesi ile ilâhî meyveler meydana gelir ve onlardan da yeriz ve rızıklanırız yâni onlar bizim ilmi olarak malımız olur ve her yerde kullanırız.
Kıyamette bu görünen şeylerin hepsi kaybolacak, Cenâb-ı Hakk Cebrâil (a.s.)’ı Efendimizin (s.a.v) kabrini bulmak için dünyaya gönderecek Cebrâil (a.s.) ilk seferde bulamayacak çünkü hiçbir işaret kalmamış olacak, ikinci seferinde ise bir yerden bir nûrun çıktığını görecek ve o zaman Efendimizi (s.a.v) bulacak ve ilk önce Efendimiz (s.a.v) kalkacak sonra onun ardından hâlifeleri, sahabeyi kirâm ve daha sonra bütün insânlar
ayağa kalkacaklardır.
Kişinin dünyada yaşıyorken ağırlıklı olarak ahlâkı ne ise o ahlâkın ifâde ettiği hayvân şekline bürünecek ahîrette. Eksi fiiller yapanlar “ve nefahtü” ile kendilerine gelen mânâyı maddeye çevirenlerdir. İlk vasfımız olan Âdem vasfımız dünya yaşamı boyunca hayvâniyete dönüyor gafletimiz yüzünden, ne kadar kötü bir durumdur.