İnnekum lete/tûne-rricâle şehveten min dûni-nnisâ-/(i)(c) bel entum kavmun musrifûn(e)
"Hakikaten siz kadınları bırakıp, şehvetle erkeklere yaklaşıyorsunuz. Hayır, siz haddi aşan bir toplumsunuz."
Çünkü siz kadınları bırakıp da şehvetle erkeklere gidiyorsunuz. Belki de siz haddi aşan bir kavimsiniz.
A'râf Suresi 81. ayet, Lut kavminin cinsel sapkınlığını ve haddi aşan davranışlarını ele almaktadır. Ayet, özellikle 'erkeklere şehvetle yaklaşma' ve 'müsrif' olma kavramları üzerinden bu sapkınlığın boyutunu ve toplumsal yozlaşmayı vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'أتى' fiilinin genellikle bir yere ulaşmak veya bir şeyi yapmak anlamında kullanıldığını belirtir. Bu ayette ise 'fahşâ' (hayasızlık) gibi kötü bir fiili işlemek, yapmak anlamında kullanılmıştır ki bu, fiilin olumsuz bir eylemi ifade etme kapasitesini gösterir. Lut kavminin erkeklere yaklaşma fiilini gerçekleştirmesi bu anlamdadır.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'تأتون' kelimesinin burada 'işlemek, yapmak' anlamında mecazi bir kullanıma sahip olduğunu ifade eder. Cinsel bir eylemi doğrudan ifade etmek yerine, bu tür bir fiilin işlenmesini 'gelmek' fiiliyle anlatmak, Kur'an'ın edebi üslubunun bir parçasıdır ve çirkinliği ima eder.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'الرجال' kelimesinin Kur'an'da genellikle yetişkin, olgun erkekleri ifade ettiğini belirtir. Bu ayette ise kadınların aksine, cinsel ilişki için fıtrata aykırı bir tercih olarak erkeklerin hedeflendiğini vurgular.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): el-Kefevî, 'رجل' kelimesinin 'ayak' anlamına gelen kökten türediğini ve 'erkek' anlamının, ayakta durma, güç ve kuvvetle ilişkilendirildiğini belirtir. Ayetteki kullanımı, cinsel sapkınlığın yöneldiği cinsiyeti açıkça ortaya koyar.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'شهوة' kelimesinin nefsin bir şeye duyduğu güçlü arzu ve eğilim olduğunu açıklar. Bu ayette ise özellikle cinsel arzunun fıtrata aykırı bir şekilde erkeklere yöneltilmesini ifade eder ki bu, Lut kavminin sapkınlığının temelini oluşturur.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'şehvet' kavramının Kur'an'da genellikle dünyevi arzular ve bedensel isteklerle ilişkili olduğunu belirtir. Bu ayetteki kullanımı, doğal sınırları aşan, ahlaki ve dini normlara aykırı bir cinsel arzuyu ifade eder ve bu arzunun Lut kavminin helakine yol açan temel günah olduğunu gösterir.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): es-Sicistânî, 'نساء' kelimesinin 'unutmak' veya 'gecikmek' kökünden geldiğini ve kadınların erkeklere göre daha nazik ve ev işlerine daha düşkün olmaları nedeniyle bu ismi aldıklarını belirtir. Ayette ise erkeklerin doğal eşleri olan kadınların terk edilerek fıtrata aykırı bir tercihe yönelindiğini vurgular.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Semîn el-Halebî, 'نساء' kelimesinin 'ünsiyet' (yakınlık, alışkanlık) kökünden geldiği görüşünü de aktarır. Bu ayette 'kadınları bırakıp' ifadesi, doğal ve meşru cinsel ilişkinin kaynağı olan kadınlardan yüz çevrilmesini, dolayısıyla fıtrattan uzaklaşmayı ifade eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'إسراف' kelimesinin 'haddi aşmak, sınırı geçmek' olduğunu belirtir. Bu ayette ise Lut kavminin cinsel sapkınlıkta ve ahlaki yozlaşmada tüm sınırları aşarak haddi aştığını, fıtratı ve ilahi emirleri çiğnediğini ifade eder.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Fîrûzâbâdî, 'إسراف'ın 'orta yolu terk etmek ve aşırıya gitmek' olduğunu açıklar. Lut kavminin 'müsrif' olarak nitelendirilmesi, onların sadece bir günah işlemekle kalmayıp, bu günahı bir yaşam biçimi haline getirerek her türlü ölçüyü ve sınırı aştıklarını gösterir.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'israf' kavramının Kur'an'da sadece maddi kaynakların boşa harcanması değil, aynı zamanda ahlaki ve manevi sınırların aşılması anlamında da kullanıldığını belirtir. Lut kavminin 'müsrif' olması, onların cinsel sapkınlıkta ve genel ahlaki yozlaşmada aşırıya gittiklerini, fıtratı bozduklarını ve ilahi emirlere karşı geldiklerini vurgular.
A’râf Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
(81) (İnnekum le te'tûner ricâle şehveten min dûnin nÎsâi, bel entum kavmun musrifûn.)
“Çünkü siz kadınları bırakıp da şehvetle erkeklere gidiyorsunuz. Belki de siz haddi aşan bir kavimsiniz.” Bu yaşananları ilim olarak bilip üzerimizde o ahlâkları ve muhabbetleri silmemiz gerekiyor, bunları silmedikçe sonra gelecek olan peygamberân hazeratının mertebelerine ulaşmamız mümkün değildir. Cenâb-ı Hakk bunların hepsinden ders almamız için kendi kelâmının içerisine bu basit gibi gözüken hâdiseleri yazıyor yoksa Allah kelâmı gibi çok ulvi beklentilerle okunmaya başlanan Kûr’ân-ı Kerîm’de Ad kavmi, Semud kavmi, Lût kavmi gibi sapmış kavimlerin basit gibi gözüken hayâtları çıkıyor karşımıza, işte bütün bunlar bizzât bizim hayâtımız, bizim varlığımızda yaşantıları olan hâdiselerdir, bunları aşarak o ulûhiyyete ulaşmak mümkündür.
Bunları aşmadan ne Allah kelâmını ne de kendi hakîkatimizi bilebiliriz. Bu oluşumlar olmadan zâten insân olunmuyor fakat yapılması gereken muallâk kader içerisinde bu ahlâk üzere gelen oluşumları isteyen nefsi, akıl ile durdurmak gerekmektedir ki, irademiz ortaya çıksın. Nefs bunu istemez ise bizim gerçek halkediliş hakîkatimiz nasıl ortaya çıkacak, o hâlde biz melek olurduk, aklımız kullanılır omasaydı hayvân olurduk salt içgüdüsel olarak hayâtımızı sürdürürdük. Bizler ne meleğiz ne de hayvânız fakat ikiside bizde mevcûttur, hayvânlığımız anlaşılmadan insânlığımızı ve melekliğimizi
anlamamız mümkün değildir. Muhîddîni Arabi hz.leri (k.s) öyle demiştir, “gerçek hayvânlık mertebesine inmedikçe insânlık mertebesine yükselmek mümkün değildir” yâni Hayy esmâsının hakîkatini idrâk etmedikçe Selâm esmâsının hakîkatine ulaşmak mümkün değildir.
Bu eski kavimlerde zâten hayvâni vasıflarla vasıflandıkları için helâk oldular yâni insânlıklarına ulaşamadılar.