Feenceynâhu veehlehu illâ-mraetehu kânet mine-lġâbirîn(e)
Bunun üzerine biz de onu ve karısı dışında aile fertlerini kurtardık. Karısı ise azab içinde kalanlardan oldu.
Biz de onu ve ailesini kurtardık, yalnız karısı(nı kurtarmadık) çünkü o, geride kalanlardan oldu.
A'râf Suresi 83. ayet, Hz. Lut'un ve inananların kurtuluşunu, karısının ise helak olanlar arasında kalışını anlatır. Ayet, 'kurtarma', 'aile/taraftar' ve 'geride kalanlar' gibi temel kavramlar üzerinden ilahi müdahale ve sonuçlarını dilbilimsel bir derinlikle sunar.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Necât (نجاة), bir şeyden kurtulmak, selamet bulmak demektir. Ayetteki 'encaynâhu' (أنجيناه) fiili, Allah'ın Lut'u ve beraberindekileri helaktan, azaptan uzaklaştırarak emniyete çıkarmasını ifade eder. Bu, ilahi bir koruma ve kurtuluş eylemidir.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): 'Encaynâhu' (أنجيناه) ifadesi, Lut'u ve ehlini azaptan kurtardık, onlara selamet verdik anlamındadır. Burada fiil, bir tehlikeden veya musibetten uzaklaştırma ve güvenli bir yere ulaştırma mecazını taşır.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Kurtuluş (necât) kavramı Kur'an'da genellikle ilahi bir lütuf olarak, dünyevi veya uhrevi bir azaptan, felaketten korunma anlamında kullanılır. Bu ayette, Lut'un ve inananların ilahi müdahale ile helaktan kurtarılması, Allah'ın adaletinin ve rahmetinin bir tecellisidir.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): Ehl (أهل), bir kişinin ailesi, ev halkı, kabilesi veya ona tabi olan kimseler için kullanılır. Ayetteki 'ehlehû' (أهله) ifadesi, Lut'un hanımı hariç, onunla birlikte iman eden ve kurtuluşa eren yakın çevresini ve taraftarlarını kapsar.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Ehl (أهل), bir şeye mensup olan veya onunla ilişkili olan kimselerdir. Bu ayette 'ehlehû', Lut'un hanımı dışındaki ailesi ve ona iman eden, onunla birlikte hareket eden topluluğu ifade eder. Bu, sadece kan bağı değil, aynı zamanda inanç ve aidiyet bağını da içerir.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Ehl (أهل), bir kişinin hanımı, çocukları ve akrabaları gibi en yakın çevresini ifade ettiği gibi, bir peygamberin ümmeti veya bir liderin takipçileri için de kullanılır. Burada Lut'un 'ehli', onunla aynı inancı paylaşan ve helaktan kurtarılan topluluğu işaret eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): İmra'e (امرأة), kadın demektir. Kur'an'da genellikle bir erkeğin eşi anlamında kullanılır. Ayetteki 'imra'etehû' (امرأته), Lut'un karısını ifade eder ve onun diğer 'ehl'den ayrı tutularak helak olanlar arasında zikredilmesi, inançsızlığı nedeniyle ilahi azaba uğradığını gösterir.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): İmra'e (امرأة) kelimesi, bir erkeğin eşi için kullanılır. Bu ayetteki kullanımı, Lut'un karısının, peygamberin ailesinden olmasına rağmen, inançsızlığı ve kavminin sapkınlığına ortak olması nedeniyle kurtuluşa layık görülmediğini vurgular.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Kur'an'da 'imra'e' kelimesi, genellikle bir erkeğin eşi olarak geçer ve bazen de kadının genel durumunu ifade eder. Bu ayette, Lut'un karısının özel durumu, yani inançsızlığı ve dolayısıyla helak olması bağlamında kullanılmıştır, bu da kelimenin bağlamsal anlamını güçlendirir.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): Ğâbir (غابر), geride kalan, yok olan, helak olan demektir. Ayetteki 'el-ğâbirîn' (الغابرين) ifadesi, Lut'un karısının, helak olan kavmiyle birlikte geride kalıp azaba uğrayanlardan olduğunu belirtir. Bu, kurtuluşa ermeyen, yok olan topluluğu ifade eder.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): 'El-ğâbirîn' (الغابرين), helak olanlar, yok olup gidenler anlamındadır. Lut'un karısının bu gruba dahil edilmesi, onun da kavminin akıbetini paylaştığını, yani ilahi azapla yok olduğunu mecazi bir dille ifade eder.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Ğabere (غبر) fiili, bir şeyin geride kalması, yok olması, izinin silinmesi anlamlarına gelir. 'El-ğâbirîn' ise, helak olan, geride kalıp yok olan kimselerdir. Ayette, Lut'un karısının, helak olan kavmiyle birlikte bu akıbete uğradığı vurgulanır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Ğabere (غبر), bir şeyin kalıntısı, artığı veya geride kalanı demektir. 'El-ğâbirîn' ise, helak olan, yok olan ve geride kalan kalıntılar gibi azaba uğrayanlardır. Bu ayette, Lut'un karısının, helak olan kavmin bir parçası olarak azaba uğradığını ifade eder.
A’râf Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
(83) (Fe enceynâhu ve ehlehû illemreetehu kânet minel gâbirîn.)
“Biz de onu ve ailesini kurtardık, yalnız karısı(nı kurtarmadık) çünkü o, geride kalanlardan oldu.”