Veemtarnâ ‘aleyhim metarâ(an)(c) fenzur keyfe kâne ‘âkibetu-lmucrimîn(e)
Onların üstüne bir azap yağmuru yağdırdık." Bak, suçluların akıbeti nasıl oldu.
Ve üzerlerine bir (azab) yağmuru yağdırdık. Bak ki günahkârların sonu nasıl oldu!
A'râf Suresi 84. ayet, helak edilen kavimlerin başına gelen azabı ve bunun suçluların akıbeti üzerindeki etkisini vurgulamaktadır. Ayet, 'yağmur' kelimesinin mecazi kullanımı ve 'suçluların sonu' kavramı üzerinden ilahi adaletin tecellisini dilbilimsel bir derinlikle sunar.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'imtâr' kelimesinin Kur'an'da genellikle azap yağdırma anlamında kullanıldığını belirtir. Normal yağmur için 'enzelnâ' fiilinin tercih edildiğini, burada ise helak edici bir azap yağmurunu ifade ettiğini açıklar. Ayetteki kullanımı, Lut kavminin üzerine taş yağdırılmasına işaret eder.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'emtarnâ' fiilinin mecazi bir kullanım olduğunu ve normal yağmurdan farklı olarak, helak edici bir musibeti, yani taş yağmurunu ifade ettiğini belirtir. Bu, Arap dilinde bir şeyin şiddetini ve yıkıcılığını anlatmak için kullanılan bir üsluptur.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'matar' kelimesinin genellikle hayır için kullanılan yağmur olduğunu, ancak Kur'an'da azap için kullanıldığında 'emtara' fiiliyle geldiğini ifade eder. Bu ayetteki 'emtarnâ' fiili, Lut kavmine indirilen taş yağmuru gibi helak edici bir azabı anlatır.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Sicistânî, 'matar' kelimesinin bu ayetteki kullanımının, normal yağmurdan ziyade, helak edici bir musibeti, yani taş yağmurunu ifade ettiğini belirtir. Bu, kelimenin Kur'an'daki özel ve mecazi anlamlarından biridir.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Fîrûzâbâdî, 'matar' kelimesinin Kur'an'da hem rahmet hem de azap anlamında kullanılabileceğini, ancak 'emtarnâ' fiiliyle geldiğinde genellikle azap ifade ettiğini açıklar. Bu ayetteki 'matar', Lut kavmine indirilen taş yağmurunu simgeler.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, Kur'an'da bazı kelimelerin semantik alanlarının, bağlama göre farklılaştığını belirtir. 'Matar' kelimesi normalde hayat verici bir olgu iken, bu ayette 'imtâr' fiiliyle birlikte kullanıldığında, ilahi gazabın ve helakın bir aracı haline gelir, semantik alanı olumsuz bir yöne kayar.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'âkıbe' kelimesinin bir şeyin sonu, neticesi anlamına geldiğini ve genellikle olumsuz sonuçlar için kullanıldığını belirtir. Bu ayette, suçluların işledikleri fiillerin kaçınılmaz ve kötü sonunu ifade eder.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Semîn el-Halebî, 'âkıbe' kelimesinin bir olayın veya fiilin ardından gelen sonucu ifade ettiğini ve bu ayette, mücrimlerin işledikleri suçların doğal ve ilahi bir neticesi olarak helak olmalarını vurguladığını açıklar.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kefevî, 'âkıbe'nin bir şeyin sonu ve neticesi olduğunu, bu ayette ise mücrimlerin kötü amellerinin kaçınılmaz ve ibret verici sonunu ifade ettiğini belirtir. Bu, ilahi adaletin tecellisinin bir göstergesidir.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'mücrim' kelimesinin, Allah'a karşı isyan eden, günah işleyen ve haddi aşan kimseler için kullanıldığını belirtir. Bu ayette, Lut kavminin işlediği büyük günahlar nedeniyle helak edilen fertlerini ifade eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'cürüm' kelimesinin bir şeyi kesmek, koparmak anlamına geldiğini ve 'mücrim'in ise hayırdan kopan, günah işleyen kimse olduğunu açıklar. Ayetteki 'mücrimîn', Allah'ın sınırlarını aşan ve helakı hak eden Lut kavmi üyelerini tanımlar.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'mücrim' kelimesinin Kur'an'da genellikle Allah'a karşı isyan eden, günah işleyen ve ilahi azabı hak eden kişileri ifade ettiğini belirtir. Bu ayette, Lut kavminin ahlaksızlıkları nedeniyle helak edilen kesimini temsil eder.
A’râf Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
(84) (Ve emtarnâ aleyhim matarâ, fenzur keyfe kâne âkıbetul mucrimîn.)
“Ve üzerlerine bir (azâb) yağmuru yağdırdık. Bak ki günahkârların sonu nasıl oldu!” Lût (a.s.) kavmi hakkında da burada genel bir bilgi verelim:
Lût ((a.s.)) Hz. İbrâhîm'in kardeşi Hârân'ın oğludur. Lût ((a.s.)), İbrâhîm ((a.s.)) ile birlikte Harran'dan Filistin'e göç etti. Burada kıtlık baş gösterince Lût ve İbrâhîm ((a.s.).) beraberce Mısır'a gittiler. Bir süre sonra Mısır kralının verdiği mal ve sürüleri yanlarına alarak birlikte tekrar Filistin'e döndüler. Zamanla yerleştikleri bölge, sürülerini almaz oldu. Hz. Lût bunun üzerine, amcası İbrâhim ((a.s.).)'ın bölgesinden ayrılıp Sedom şehrine yerleşti. Daha sonra bu şehre peygamber olarak gönderildi. Sedomlular bozuk ahlâklı, kötü niyetli insânlar idi. Yol keserler, yolcuların elinde avucunda ne varsa alırlardı. Sedom halkı dünyada daha önce kimsenin yapmadığı sapık işleri, ahlâksızlıkları yapıyor, eşcinsel davranışlarda bulunuyor, azgınlıkta birbirleriyle yarış ediyorlardı. Hz. Lût, kavmini doğru yola davet ettiyse de aldırmadılar. Yaptıkları kötü işleri devam ettirdiler. Karısı da ona inanmayanlardandı. Hz. Lût, onları doğru yola davet etti, içinde bulundukları delâlet ve cehâletten kurtarmağa çalıştı. Hz. Lût'un yaptığı îkazlara aldırmayan Lût kavmi de peygamberi yalanladı. Bunun üzerine Allahü Teâlâ, Hz. Lût'un öğütlerine ve davetine uymayan kavmini yok etmek üzere "elçiler" (melekler) görevlendirdi. Melekler, önce Hz. İbrâhim ((a.s.))'a uğradılar ve orada Hz. Lût'un kavmini cezalandırmak üzere geldiklerini söylediler. Melekler, Hz. İbrâhim'den ayrıldıktan sonra Hz. Lût'un bulunduğu Sedom şehrine geldiler. Melekler gelince, Hazreti Lût onları tanıyamadı. Melekler ona. "Biz sadece şüphe edip durdukları azâbı getirdik, sana gerçekle geldik. Şüphesiz biz doğru söyleyenleriz" (el-Hicr, 15/63-64) diyerek kendilerini tanıttılar. Melekler geldiğinde Hazreti Lût çok sıkıldı. "Bu çetin bir gündür" (Hûd 11/77) dedi. Sıkılma sebebi, melekleri insân zannetmesi idi.
Çünkü melekler genç ve yakışıklı erkekler sûretinde gelmişlerdi. Hz. Lût, kavminin yaptığı ahlâksız hareketleri ve kötü huylarını biliyordu. Korkusu bundandı. MÎsâfirlerin geldiğini duyan "şehir halkı sevinerek geldiler" (el-Hicr, 15/67).
"Lût'un konukları olan melekleri elde etmeye (onlara tecavüz etmeye) kalkıştılar" (el-Kamer, 54/37). "Hz. Lût onlara: "Bunlar benim konuklarımdır; onlara karşı beni rüsvay etmeyin. Allah'tan korkun, beni utandırmayın" dedi" (el-Hicr, 15/68-69). MÎsâfirlere dokunulmaması için. Ey milletim işte bunlar benim kızlarım, onlar sizin için daha temizdir (size nikahlayabilirim). Konuklarımın önünde beni rezil etmeyin. İçinizde aklı başında kimse yok mudur? dedi" (Hûd, 11/78). Sedom halkı sapıklıktan başka bir şey düşünmüyordu. "Andolsun ki senin kızlarınla bir işimiz olmadığını biliyorsun: Doğrusu ne istediğimizin farkındasın" (Hûd, 11/79) diyerek bunu reddettiler. Hz. Lût, bu defa: "Keşki size yetecek bir kuvvetim olsa ve ya sağlam bir yere sığınsam" dedi (Hud, 11/80). Hz. Lût iyice sıkılmıştı. Bunun üzerine melekler; "Ey Lût! Biz rabbinin elçileriyiz, onlar sana ilişemeyecekler" (Hûd, 11/81) diyerek kimliklerini açıkladılar ve onu teselli ettiler.
Artık Allah Teâlâ'nın Lût kavmine takdir ettiği azâbın vakti gelmişti. Melekler, Hazreti Lûta: "Geceleyin bir ara, ailenle beraber yola çık. Karının dışında kimse geri kalmasın. Doğrusu onların başına gelenler onun başına da gelecektir. Vâdeleri gün doğana kadardır. Gün doğması yakın değil mi?" (Hûd, 11/81). Sabahleyin Sedom müthiş bir zelzele ile sarsıldı. Halkın üzerine kime isâbet edeceği yazılı taşlar yağdırıldı. Böylece ahlâksızlıklarının cezasını görmüş oldular.