Ve-in kâne tâ-ifetun minkum âmenû billeżî ursiltu bihi vetâ-ifetun lem yu/minû fasbirû hattâ yahkuma(A)llâhu beynenâ(c) vehuve ḣayru-lhâkimîn(e)
"Eğer içinizden bir kısmı benimle gönderilen gerçeğe inanmış, bir kısmı da inanmamışsa, artık Allah aramızda hükmünü verinceye kadar sabredin. O, hüküm verenlerin en hayırlısıdır."
Eğer içinizden bir grup benimle gönderilene inanır, bir grup da inanmazsa, Allah aramızda hükmedinceye kadar sabredin. O, hüküm verenlerin en hayırlısıdır.
A'râf Suresi 87. ayet, Hz. Şuayb'ın kavmine hitabını içeren bir diyalogdan kesit sunar. Ayet, iman eden ve etmeyen topluluklar arasındaki ayrımı vurgulayarak, ilahi hükmün beklendiği bir sabır çağrısı yapar. Dilbilimsel olarak, 'taife', 'âmenû', 'ursiltu', 'fasbirû' ve 'yahkume' gibi kelimeler, ayetin temel mesajını oluşturan anahtar kavramlardır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'tâife' kelimesinin 'tavf' kökünden geldiğini ve bir şeyin etrafında dönmek, dolaşmak anlamını taşıdığını belirtir. Ayetteki kullanımıyla, bir topluluğun diğerinden ayrılan, belirli bir özelliği etrafında toplanmış kısmını ifade eder. (el-Müfredât, s. 524)
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'tâife' kelimesini 'cemaat' (topluluk) olarak açıklar. Ayette, Hz. Şuayb'ın kavminden iman eden ve etmeyen iki ayrı grubu belirtmek için kullanılmıştır. (Mecâzü'l-Kur'ân, c. 1, s. 222)
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Semîn el-Halebî, 'tâife'nin 'bir kısım, bir grup' anlamına geldiğini ve bazen tekil, bazen çoğul olarak kullanılabileceğini ifade eder. Buradaki bağlamda, 'içinizden bir grup' anlamında, kavmin ikiye ayrılmışlığını gösterir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'îmân'ın 'emn' (güven, emniyet) kökünden geldiğini ve kalbin tasdik etmesiyle oluşan bir güven hali olduğunu belirtir. Ayetteki 'âmenû' fiili, Hz. Şuayb'ın getirdiği ilahi mesaja kalben ve fiilen teslim olanları ifade eder. (el-Müfredât, s. 88)
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'iman' kavramının Kur'an'da sadece bir inanç beyanı olmadığını, aynı zamanda bir güven ve teslimiyet eylemi olduğunu vurgular. Ayetteki 'âmenû', peygamberin getirdiği hakikate tam bir teslimiyetle inanmayı ifade eder. (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar, s. 121-125)
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Fîrûzâbâdî, 'iman'ın 'tasdik' ve 'emniyet' anlamlarını içerdiğini belirtir. Ayetteki 'âmenû', peygamberin tebliğ ettiği şeye kalben ve fiilen güvenip onu doğru kabul edenleri anlatır.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'irsal' fiilinin 'göndermek' anlamına geldiğini ve peygamberlerin Allah tarafından belirli bir görevle gönderildiğini belirtir. Ayetteki 'ursiltu', Hz. Şuayb'ın ilahi bir elçi olarak görevlendirildiğini açıkça ortaya koyar. (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân, s. 201)
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'resul' kelimesinin 'irsal' kökünden türediğini ve bir mesajı iletmek üzere gönderilen kişi anlamına geldiğini açıklar. 'Ursiltu' ifadesi, Hz. Şuayb'ın Allah'ın mesajını tebliğ etmek üzere görevlendirildiğini vurgular. (el-Müfredât, s. 350)
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'sabır'ın nefsi hoşlanmadığı şeylerden alıkoymak olduğunu belirtir. Ayetteki 'fasbirû' emri, iman edenlere, inanmayanların tutumlarına ve içinde bulundukları duruma karşı metanetli olmalarını ve Allah'ın hükmünü beklemelerini öğütler. (el-Müfredât, s. 468)
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'sabır'ın Kur'an'da sadece pasif bir bekleyiş değil, aynı zamanda aktif bir direniş ve azim olduğunu ifade eder. Ayetteki 'fasbirû', ilahi adalet tecelli edene kadar inançlarında sebat etme ve zorluklara karşı direnme çağrısıdır. (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar, s. 205-208)
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): el-Kefevî, 'sabır'ı 'nefsi şikayetten alıkoymak' olarak tanımlar. Ayetteki emir, iman edenlerin, Allah'ın hükmü gelene kadar karşılaştıkları sıkıntılara rağmen şikayet etmeden dayanmalarını ifade eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'hüküm'ün bir şeyi sağlamlaştırmak, engellemek ve nihai kararı vermek anlamlarına geldiğini belirtir. Ayetteki 'yahkume', Allah'ın iman edenler ile etmeyenler arasındaki anlaşmazlığı çözerek adil bir sonuca ulaştırmasını ifade eder. (el-Müfredât, s. 257)
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Fîrûzâbâdî, 'hüküm'ün 'ayırmak, karar vermek ve adaleti tesis etmek' anlamlarını taşıdığını açıklar. Ayette, Allah'ın iki topluluk arasındaki ihtilafı nihai olarak çözecek yegane merci olduğunu vurgular.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'hüküm' kelimesinin Kur'an'da hem yargılamak hem de hikmetle karar vermek anlamlarında kullanıldığını belirtir. Buradaki 'yahkume', Allah'ın mutlak adaletle ve hikmetle nihai kararı vereceğini ifade eder.
A’râf Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
(87) (Ve in kâne tâifetun minkum âmenû billezî ursiltu bihî ve tâifetun lem yu’minû fasbirû hattâ yahkumallâhu beynenâ, ve huve hayrul hâkimîn.)
“Eğer içinizden bir grup benimle gönderilene inanır, bir grup da inanmazsa, Allah aramızda hükmedinceye kadar sabredin. O, hüküm verenlerin en hayırlısıdır.”