Ḣâşi'aten ebsâruhum terhekuhum żille(tun)(c) żâlike-lyevmu-lleżî kânû yû'adûn(e)
(43-44) Dikili putlara akın akın gidercesine, gözleri inmiş, kendilerini zillet kaplamış bir halde mezarlarından süratle çıkacakları o günü hatırla! İşte o, uyarıldıkları gündür.
Gözleri düşük, kendilerini bir alçaklık saracak da saracak. İşte onlara vaad edilen gün, o gündür.
Bu ayet, kıyamet günündeki dehşet verici manzarayı tasvir ederken, insanların o günkü ruh hallerini ve fiziksel durumlarını 'huşu', 'zillet' ve 'vaat edilmiş gün' kavramları üzerinden derinlemesine ele almaktadır. Kelimelerin kök anlamları, o günün ağırlığını ve kaçınılmazlığını vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Haşû', sükûnet ve tevazu ile birlikte gözlerin yere eğilmesidir. Ayetteki 'hâşi'a ebṣâruhum' ifadesi, kıyamet gününde insanların dehşet ve korkudan gözlerini yukarı kaldıramayacaklarını, zillet içinde bakışlarının yere yöneleceğini ifade eder.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Haşû', gözlerin zillet ve korkuyla aşağıya inmesi, bakışların donuklaşmasıdır. Ayetteki kullanım, o günkü dehşetin ve çaresizliğin gözlerdeki yansımasını mecazi bir anlatımla ortaya koyar.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Haşû' kavramı, Kur'an'da genellikle Allah'ın azameti karşısında duyulan derin saygı, tevazu ve boyun eğmeyi ifade eder. Ancak bu ayetteki bağlamda, kıyamet gününün dehşeti karşısında duyulan korku ve zilletle karışık bir boyun eğme halini, irade dışı bir teslimiyeti vurgular.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): Basar, göz ve görme duyusudur. Ayetteki 'ebsâruhum' ifadesi, insanların gözlerinin o günkü durumunu, yani dehşet ve korkudan dolayı donuklaşmış, yere eğilmiş hallerini anlatır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Basar, idrak ve görme gücüdür. Ayetteki 'hâşi'a ebṣâruhum' terkibi, gözlerin sadece fiziksel olarak yere eğilmesini değil, aynı zamanda o günkü dehşet karşısında idrakin ve algının da zayıflamasını, şaşkınlığı ve çaresizliği ifade eder.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Reheka, bir şeyi kuşatmak, üzerine gelmek ve onu kaplamaktır. Ayetteki 'terhequhum zilletun' ifadesi, zilletin insanları her yönden saracağını, onlardan ayrılmayacağını ve tamamen kuşatacağını belirtir.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Reheka, bir şeyi zorla ve şiddetle kuşatmak, onu kaplamak demektir. Bu ayetteki kullanımı, zilletin insanları kaçınılmaz bir şekilde, adeta zorla saracağını ve onlara musallat olacağını vurgular.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Reheka fiili, bir şeyin bir başkasını tamamen kuşatması, onu etkisi altına alması anlamında kullanılır. Ayetteki 'terhequhum zilletun' ifadesi, kıyamet gününde insanların yüzlerini kaplayacak olan zilletin, onların tüm varlıklarını saracağını ve bu durumdan kurtuluşlarının olmadığını gösterir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Zill, boyun eğme ve alçalma halidir. Ayetteki 'zilletun' kelimesi, kıyamet gününde kafirlerin maruz kalacakları horluğu, aşağılanmayı ve acizliği ifade eder. Bu, onların dünyadaki kibirlerinin aksine bir durumdur.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Zillet, nefsin alçalması ve horlanmasıdır. Ayetteki 'terhequhum zilletun' ifadesi, o günkü dehşet ve azap karşısında insanların ruhsal ve fiziksel olarak tamamen zelil bir duruma düşeceklerini, onurlarını yitireceklerini anlatır.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Zillet kavramı, Kur'an'da genellikle Allah'a karşı isyan edenlerin veya kibirlenenlerin ahiretteki durumunu tasvir etmek için kullanılır. Bu ayetteki zillet, dünyadaki güç ve otorite iddialarının ahiretteki tam tersi bir duruma dönüşmesini, yani mutlak bir acizlik ve aşağılanmayı ifade eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Va'd, hayır veya şer bir şeyin gelecekte olacağını bildirmektir. Ayetteki 'yû'adûne' ifadesi, kıyamet gününün, peygamberler aracılığıyla insanlara defalarca haber verildiğini, dolayısıyla bu günün onlar için sürpriz olmadığını, aksine beklenen bir gerçek olduğunu vurgular.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Va'd, bir şeyin gerçekleşeceğine dair verilen haberdir. Ayetteki 'kânû yû'adûne' ifadesi, kafirlerin dünyadayken alay ettikleri, inkar ettikleri kıyamet gününün, aslında kendilerine sürekli hatırlatılan ve gerçekleşeceği kesin olan bir vaat olduğunu gösterir.
Bu âyetin tefsiri eserlerde henüz eşleştirilmedi.
Eşleştirme tamamlandıkça bu bölüm otomatik dolar.