İnnâ erselnâ nûhan ilâ kavmihi en enżir kavmeke min kabli en ye/tiyehum ‘ażâbun elîm(un)
Şüphesiz biz Nuh'u, kavmine, "Kendilerine elem dolu bir azap gelmeden önce kavmini uyar" diye peygamber olarak gönderdik.
Gerçekten biz Nûh'u kavmine gönderdik, "kavmine acı bir azap gelmezden önce onları uyar" diye.
Nûh Suresi'nin bu ilk ayeti, peygamberlik görevinin temelini oluşturan 'gönderme' ve 'uyarma' fiilleri ile 'kavim' ve 'azap' kavramları etrafında şekillenmektedir. Ayet, ilahi bir elçinin, topluluğunu yaklaşan acı verici bir cezadan korumak amacıyla gönderilişini dilbilimsel bir derinlikle ifade eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'irsâl' (إرسال) kelimesini bir şeyi bir yöne doğru salmak, göndermek olarak açıklar. Ayetteki 'erselnâ' ifadesi, Allah'ın Nuh'u belirli bir amaç için, yani kavmini uyarmak üzere görevlendirip yola çıkarmasını ifade eder. Bu, sadece fiziksel bir gönderme değil, aynı zamanda ilahi bir yetkilendirmedir.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'erselnâ' fiilinin mecazi olarak 'görevlendirdik' anlamında kullanıldığını belirtir. Nuh'un gönderilmesi, sıradan bir yolculuk değil, ilahi bir mesajı tebliğ etmek üzere atanmasıdır. Bu, peygamberlik misyonunun başlangıcını işaret eder.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'risâlet' (رسالة) kavramının Kur'an'daki merkeziyetine dikkat çeker. 'Erselnâ' fiili, Allah ile insanlık arasındaki iletişimin temelini oluşturan peygamberlik kurumunu ifade eder. Nuh'un gönderilmesi, ilahi iradenin insanlara ulaştırılması eylemidir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, Nuh isminin özel bir isim olduğunu ve Kur'an'da birçok yerde zikredilen bir peygamberi ifade ettiğini belirtir. Bu ayette Nuh, ilahi mesajın taşıyıcısı ve uyarıcı olarak görevlendirilmiş kişidir.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kefevî, peygamber isimlerinin ilahi seçimin bir göstergesi olduğunu ve her peygamberin kendi kavmine özel bir misyonla gönderildiğini vurgular. Nuh'un zikredilmesi, onun özel bir ilahi görevle muhatap olduğunu gösterir.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'kavm' kelimesinin bir peygamberin veya liderin etrafında toplanan, ona tabi olan insan topluluğu anlamına geldiğini belirtir. Ayetteki 'kavmihî' ifadesi, Nuh'un doğrudan muhatap olduğu, akrabalık veya coğrafi yakınlık bağı olan topluluğu işaret eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'kavm' kelimesinin genellikle erkekler için kullanıldığını, ancak burada Nuh'un hitap ettiği tüm topluluğu kapsadığını ifade eder. Nuh'un görevi, bu belirli topluluğu ilahi azaptan sakındırmaktır.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'kavm' kavramının Kur'an'da peygamberlerin tebliğ alanını ve muhatap kitlesini belirleyen önemli bir terim olduğunu vurgular. Nuh'un 'kavmi', onun peygamberlik misyonunun odak noktasıdır ve ilahi mesajın ilk ulaştırılacağı gruptur.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'inzâr' (إنذار) kelimesini, bir tehlike veya kötü bir sonuç hakkında önceden bilgi vererek sakındırmak olarak tanımlar. Ayetteki 'enzir' emri, Nuh'un kavmini, gelecekteki acı verici azaptan kurtulmaları için tövbe etmeye ve doğru yola gelmeye çağırmasını ifade eder.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'inzâr'ın, 'tehdit etmek'ten ziyade 'uyarmak' ve 'sakındırmak' anlamında kullanıldığını belirtir. Nuh'un görevi, kavmine bir tehdit savurmak değil, onları bekleyen tehlikeye karşı bilinçlendirmektir.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'inzâr' kavramının Kur'an'da genellikle peygamberlerin temel görevlerinden biri olarak geçtiğini ve insanları Allah'ın azabına karşı uyarmayı içerdiğini belirtir. Bu uyarı, genellikle tövbe ve iman çağrısıyla birlikte gelir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'azâb' (عذاب) kelimesini, bir şeyi engellemek, alıkoymak ve acı vermek olarak açıklar. Ayetteki 'azâb' ifadesi, Nuh'un kavminin inkarları sonucunda karşılaşacakları, onları dünyevi veya uhrevi nimetlerden mahrum bırakacak ve onlara acı verecek ilahi cezayı ifade eder.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Fîrûzâbâdî, 'azâb'ın, 'tatlı sudan mahrum kalmak' anlamından türediğini ve bu nedenle 'acı veren şey' anlamına geldiğini belirtir. Nuh'un kavmini bekleyen azap, onların huzurunu ve refahını elinden alacak, onlara ıstırap verecek bir cezadır.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'elîm' kelimesinin 'elem veren, acı veren' anlamına geldiğini ve 'azâb' kelimesini niteleyerek onun şiddetini vurguladığını belirtir. Nuh'un kavmini bekleyen azap, sadece bir ceza değil, aynı zamanda son derece ıstırap verici bir cezadır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'elem' (ألم) kökünden türeyen 'elîm' kelimesinin, bedensel veya ruhsal olarak hissedilen şiddetli acıyı ifade ettiğini belirtir. Bu sıfat, azabın sadece varlığını değil, aynı zamanda niteliğini, yani dayanılmaz derecede acı verici olduğunu vurgular.
Bu âyetin tefsiri eserlerde henüz eşleştirilmedi.
Eşleştirme tamamlandıkça bu bölüm otomatik dolar.