İnnâ erselnâ nûhan ilâ kavmihi en enżir kavmeke min kabli en ye/tiyehum ‘ażâbun elîm(un)
Şüphesiz biz Nuh'u, kavmine, "Kendilerine elem dolu bir azap gelmeden önce kavmini uyar" diye peygamber olarak gönderdik.
Gerçekten biz Nûh'u kavmine gönderdik, "kavmine acı bir azap gelmezden önce onları uyar" diye.
Nûh Suresi'nin bu ilk ayeti, peygamberlik görevinin temelini oluşturan 'gönderme' ve 'uyarma' fiilleri ile 'kavim' ve 'azap' kavramları etrafında şekillenmektedir. Ayet, ilahi bir elçinin, topluluğunu yaklaşan acı verici bir cezadan korumak amacıyla gönderilişini dilbilimsel bir derinlikle ifade eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'irsâl' (إرسال) kelimesini bir şeyi bir yöne doğru salmak, göndermek olarak açıklar. Ayetteki 'erselnâ' ifadesi, Allah'ın Nuh'u belirli bir amaç için, yani kavmini uyarmak üzere görevlendirip yola çıkarmasını ifade eder. Bu, sadece fiziksel bir gönderme değil, aynı zamanda ilahi bir yetkilendirmedir.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'erselnâ' fiilinin mecazi olarak 'görevlendirdik' anlamında kullanıldığını belirtir. Nuh'un gönderilmesi, sıradan bir yolculuk değil, ilahi bir mesajı tebliğ etmek üzere atanmasıdır. Bu, peygamberlik misyonunun başlangıcını işaret eder.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'risâlet' (رسالة) kavramının Kur'an'daki merkeziyetine dikkat çeker. 'Erselnâ' fiili, Allah ile insanlık arasındaki iletişimin temelini oluşturan peygamberlik kurumunu ifade eder. Nuh'un gönderilmesi, ilahi iradenin insanlara ulaştırılması eylemidir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, Nuh isminin özel bir isim olduğunu ve Kur'an'da birçok yerde zikredilen bir peygamberi ifade ettiğini belirtir. Bu ayette Nuh, ilahi mesajın taşıyıcısı ve uyarıcı olarak görevlendirilmiş kişidir.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kefevî, peygamber isimlerinin ilahi seçimin bir göstergesi olduğunu ve her peygamberin kendi kavmine özel bir misyonla gönderildiğini vurgular. Nuh'un zikredilmesi, onun özel bir ilahi görevle muhatap olduğunu gösterir.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'kavm' kelimesinin bir peygamberin veya liderin etrafında toplanan, ona tabi olan insan topluluğu anlamına geldiğini belirtir. Ayetteki 'kavmihî' ifadesi, Nuh'un doğrudan muhatap olduğu, akrabalık veya coğrafi yakınlık bağı olan topluluğu işaret eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'kavm' kelimesinin genellikle erkekler için kullanıldığını, ancak burada Nuh'un hitap ettiği tüm topluluğu kapsadığını ifade eder. Nuh'un görevi, bu belirli topluluğu ilahi azaptan sakındırmaktır.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'kavm' kavramının Kur'an'da peygamberlerin tebliğ alanını ve muhatap kitlesini belirleyen önemli bir terim olduğunu vurgular. Nuh'un 'kavmi', onun peygamberlik misyonunun odak noktasıdır ve ilahi mesajın ilk ulaştırılacağı gruptur.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'inzâr' (إنذار) kelimesini, bir tehlike veya kötü bir sonuç hakkında önceden bilgi vererek sakındırmak olarak tanımlar. Ayetteki 'enzir' emri, Nuh'un kavmini, gelecekteki acı verici azaptan kurtulmaları için tövbe etmeye ve doğru yola gelmeye çağırmasını ifade eder.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'inzâr'ın, 'tehdit etmek'ten ziyade 'uyarmak' ve 'sakındırmak' anlamında kullanıldığını belirtir. Nuh'un görevi, kavmine bir tehdit savurmak değil, onları bekleyen tehlikeye karşı bilinçlendirmektir.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'inzâr' kavramının Kur'an'da genellikle peygamberlerin temel görevlerinden biri olarak geçtiğini ve insanları Allah'ın azabına karşı uyarmayı içerdiğini belirtir. Bu uyarı, genellikle tövbe ve iman çağrısıyla birlikte gelir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'azâb' (عذاب) kelimesini, bir şeyi engellemek, alıkoymak ve acı vermek olarak açıklar. Ayetteki 'azâb' ifadesi, Nuh'un kavminin inkarları sonucunda karşılaşacakları, onları dünyevi veya uhrevi nimetlerden mahrum bırakacak ve onlara acı verecek ilahi cezayı ifade eder.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Fîrûzâbâdî, 'azâb'ın, 'tatlı sudan mahrum kalmak' anlamından türediğini ve bu nedenle 'acı veren şey' anlamına geldiğini belirtir. Nuh'un kavmini bekleyen azap, onların huzurunu ve refahını elinden alacak, onlara ıstırap verecek bir cezadır.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'elîm' kelimesinin 'elem veren, acı veren' anlamına geldiğini ve 'azâb' kelimesini niteleyerek onun şiddetini vurguladığını belirtir. Nuh'un kavmini bekleyen azap, sadece bir ceza değil, aynı zamanda son derece ıstırap verici bir cezadır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'elem' (ألم) kökünden türeyen 'elîm' kelimesinin, bedensel veya ruhsal olarak hissedilen şiddetli acıyı ifade ettiğini belirtir. Bu sıfat, azabın sadece varlığını değil, aynı zamanda niteliğini, yani dayanılmaz derecede acı verici olduğunu vurgular.
Nûh Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
KÛR’ÂN-ı KERÎM’de YOLCULUK
İz-Terzi Baba Necdet Ardıç
İşârî Te’vîl ve Tefekkürü
(71-NÛH SÛRESİ)
Yazan ve Düzenleyen MURAT DERÛNİ
İRFAN SOFRASI
NECDET ARDIÇ
TASAVVUF SERİSİ (275/71-30)
NECDET ARDIÇ
TERZİ BABA
“İz- -T-B- “Es Selâm En Necat”
Adres
Büro: Ertuğrul Mahallesi Hüseyin
Pehlivan Caddesi No: 31/3
Servet Apt. 59 100
Tekirdağ
Ev: 100 yıl Mahallesi Uğur Mumcu Caddesi
Ata Kent Sitesi A Blok Kat 3, D. 13.
Tekirdağ
(0533) 7743937
İçindekiler.................................................................(4) Önsöz.......................................................................(5)
Nûh Sûresi giriş..........................................................(7)
Âyet (1-2-3)……………………………………………………………………..(12)
Âyet (4-5-6)……………………………………………………………………..(18)
Âyet (7-8-9)……………………………………………………………………..(21)
Âyet (10-11-12)……………………………………………………………….(30)
Âyet (13-14)…………………………………………………………………….(42)
Âyet (15-16-17-18)………………………………………………………….(44)
Âyet (19-20-21)……………………………………………………………….(60)
Âyet (22-23-24)……………………………………………………………….(62)
Âyet (25-26-27)……………………………………………………………...(82)
Âyet (28-………………………………………………………………………..(105)
Onun isimleri. (Neccâr) ……………………………………….........(126)
Terzi Baba kitabları listesi ……………………………...............(137)
ÖN SÖZ
بِسْمِ اللهِ الرَّحْمنِ الرَّحِيمِ
BİSMİLLÂHİR RAHMÂNİR RAHÎM
Muhterem okuyucularım; her ne vesile ile elinize geçmiş olan bu kitabımızdan, İnşeallah Cenâb-ı Hakk’ın idrak vermesi ile en geniş şekilde faydalanmanızı temen-ni ederim.
Bu vesile ile evvelâ bütün okuyuculara bir ömür boyu sağlık, sıhhat ve gönül muhabbetleri ve gerçek ma’nâ da tasavvufî idrakler niyaz ederim. Bu dünya da en büyük kazanç burasını, bu âlemi şehâdet-i, gerçekten müşahede ederek yaşayıp geçirmek ve kendini tanımayı bilmek olacaktır. Kûr’ân-ı Kerîm’de (yolculuk) adlı İz-Terzi Baba sohbetleri ve kitaplarının bu hususta faydalı olabileceğini düşünüyorum, Bunlardan biri de konumuz olan “NÛH” Sûresidir. İçinde bir hayli mevzular olan bu Sûre-i şerifin zâhir, bâtın nûrundan bu dünyada iken yararlanmaya gayret edelim. Cenâb-ı Hakk’tan bu hususta her kez için başarılar niyaz ederim.
“Memur mâzûrdur” düstûruyla üstlendiğim bu vazîfeyi, Terzi Baba’nın feyiz pınarından gönlüme akan ilhâmlarla yerine getirmeye çalıştım. Bu süreçte, âyetlerin hem zâhirî hem de bâtınî mânâlarını bir bütün olarak ele almaya özen gösterdim. Bununla birlikte, zâhirî tefsirler hâlihazırda çokça mevcût olduğundan, çalışmamın odak noktasını âyetlerin iç, derûnî, enfüsî ve bâtınî mânâları oluşturdu.
Kitabın ana nüvesi İz-Terzi Baba’mın 6 Peygamber (2) Hz. Nûh (21)[1] , 8. Âyetten sonra Mekke-i Mükerreme-Harem-i Şerifte yazılmış olan Nûh sûresi bölümleri ve Mesnevi-i Şerif ve Fusûs’ül Hikem Nûh fassı ilaveleri ile düzenlenmiştir.
Ana metinlerin altına, numaralandırılarak dipnotlar şeklinde, konu, kelime sözlük açıklamaları ve kaynaklar gerektiği yerlerde müracaat ve bilgi için belirtilmiştir.
İrfâniyet yolunda desteğini esirgemeyen İz-Efendi babam, Nüket Annem ve Eşim Serpil hanıma teşekkür ederim. Cenâb-ı Hak razı olduklarından eylesin, inşallah. Sevgili okuyucum, bu kitabın yazılışında, düzenle-nişinde, basılışında, bastırılışında, tüm oluşumunda emeği ve hizmeti geçenleri saygı ile yadet, geçmişlerine de hayır dua et, ALLAH (c.c.) gönlünde feyz kapıları açsın. Yarabbi; bu kitaptan meydana gelecek manevi hasılayı, evvelâ acizane, efendimiz Muhammed Mustafa, (s.a.v.) in ve Ehl-i Beyt Hazaratı’nın rûhlarına, Nusret babamın ve Rahmiye annemin de ruhlarına, Nüket annemin ve İz-Efendi babamın ruhaniyetlerine, ceddinin ve ceddimin geçmişlerinin de ruhlarına hediye eyledim kabul eyle, haberdar eyle, ya Rabbi.
Muhterem okuyucularım; yine bu kitabı da okumaya başlarken, nefs’in hevasından, zan ve hayalden, gafletten soyunmaya çalışarak, saf bir gönül ve Besmele ile okumaya başlamanızı tavsiye edeceğim; çünkü kafamız ve gönlümüz, vehim ve hayalin tesiri altında iken gerçek ma’nâ da bu ve benzeri kitaplardan yararlanmamız mümkün olamayacaktır.
Gayret bizden muvaffakiyyet Hakk’tandır.
“Murat DERÛNİ En Nûr” ÜSKÜDAR/İSTANBUL 12-10-2024
أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ
بِسْمِ اللهِ الرَّحْمنِ الرَّحِيمِ
EUZÛ BİLLÂHİ MİNEŞ ŞEYTANİR RACÎM
BİSMİLLÂHİR RAHMÂNİR RAHÎM
(سورة نوح )
NÛH SÛRESİ GİRİŞ…
Hakkında
Mekke döneminde inmiştir. 28 âyettir. Sûrede başlıca, Nûh peygamberin mücadeleleri ve Nûh Tufanı konu edilmektedir. Sûre, adını konusundan almıştır.
Nuzül
Hem mushaftaki sıralamaya hem nüzûl sırasına göre yetmiş birinci sûredir. Nahl sûresinden sonra, İbrâhim
sûresinden önce Mekke’de inmiştir.
Konusu
Mekkî sûrelerin özelliklerini taşıyan Nûh sûresinde iman esaslarıyla birlikte Hz. Nûh’un peygamberliği, inkârcılara karşı verdiği mücadele ve tûfan konuları ele alınmakta, Nûh’un kendisi ve müminler için yapmış olduğu dua ile sûre sona ermektedir.[2]
Bazı kaynaklarda yer alan, “Nûh sûresini okuyan kimse Hz. Nûh’un davetinin ulaştığı müminlerden biri sayılır” meâlindeki hadisin (Zemahşerî, VI, 221; Beyzâvî, IV, 330) mevzû olduğu kabul edilmiştir (Muhammed et-Trablusî, II, 724; İbrâhim Ali, s. 439, 450).
Sûre-i şerifin, kısaca sayı değerlerine bir göz atalım.
(71) Mushaf sıra numarası.
(71) Nüzul sıra numarası.
(83) Alfabetik sırası.
(29) Cüz sırası.
(28) Âyet sayısı.
(28 Fasıla harfleri.
(310) Genel toplamdır.
Rakamları tek tek toplarsak,
(7+1+7+1+8+3+2+9+2+8+2+8= 58) dir.
Bu sayı değerlerinin birçok bağlantıları vardır. Ancak fazla vaktinizi almamak için genel sayıları ve bağlantısını vermekle yetinelim.
Fâsılaları ا، م، ن harfleridir. (Elif) harfi 25 adet, Ahadiyet
mertebesinin 25 vakit ile Salat-ı Vusta, Orta namaz, Esmâ mertebesi namazında Dur Rabbin Namazda halinde olmasıdır. (Mim) harfi 1 adet, dir. Hakikat-i Muhammediyedir. (Nun) 3 adet tir. İlm’el Yakîn, Ayn’el Yakîn, Hakk’el Yakîn mertebelerinin Nûrlanmasıdır.
Sûre-i Şerifin sayı değerine göz atalım.
(نوح) “Nun: 50” “Vav: 6” “Ha: 8” sayı değerlerinden oluşmaktadır. Toplarsak 50+6+8+= 64 dir. (6+4= 10)
Mushaf sıralamasında 71 tersten gizli yazılışı (7+1= 8), nüzul sıralamasında 71 (7+1= 8), 28 âyettir (2+8=10) dir. Genel sayı toplamı 310 du. 31 ve gizli yazılışı 13 dür.
(10+8+8+10+13= 49) dur.
(8) Tevhid-i Ef’âl,
(8) Sekiz Cennet,
(10) Fenâfillah, Sıfât Mertebesi,
(13) Hakikat’ül Ahadiyet’ül Ahmediyedir.
NÛH a.s. kavmi uyarması için gönderildi,
Hakikat-i Muhamemedi teknesi verildi,
Nefsi emmare tufanından kurtarıldı,
Rahman Rahiym olan Allâh'ın adıyla,[3]
Mealen;
Bismillâhirrahmânirrahîm.
1. Şüphesiz biz Nûh’u, kavmine, “Kendilerine elem dolu bir azap gelmeden önce kavmini uyar” diye peygamber olarak gönderdik.
2. Nûh, şöyle dedi: “Ey kavmim! Şüphesiz, ben sizin için
apaçık bir uyarıcıyım.”
3, 4. “Allah’a ibadet edin. O’na karşı gelmekten sakının ve bana itaat edin ki sizin günahlarınızı bağışlasın ve sizi belli bir vakte kadar ertelesin. Şüphesiz, Allah’ın belirlediği vakit gelince ertelenmez. Keşke bilseydiniz.”
5. Nûh, şöyle dedi: “Ey Rabbim! Gerçekten ben kavmimi gece gündüz (imana) davet ettim.”
6. Fakat benim davetim ancak onların kaçışını artırdı.”
7. “Kuşkusuz sen onları bağışlayasın diye kendilerini her davet edişimde parmaklarını kulaklarına tıkadılar, elbiselerine büründüler, inanmamakta direndiler ve büyük bir kibir gösterdiler.”
8. “Sonra ben onları açık açık davet ettim.”
9. “Sonra, onlarla hem açıktan açığa, hem de gizli gizli konuştum.”
10. “Dedim ki: ‘Rabbinizden bağışlama dileyin; çünkü O, çok bağışlayıcıdır.’
11. ‘(Bağışlama dileyin ki,) üzerinize gökten bol bol yağmur indirsin.’
12. ‘Sizi mallarla, oğullarla desteklesin ve sizin için bahçeler var etsin, sizin için ırmaklar var etsin.’
13. ‘Size ne oluyor da Allah için bir vakar (saygınlık, büyüklük) ummuyorsunuz?’
14. ‘Hâlbuki, O, sizi evrelerden geçirerek yaratmıştır.’
15. ‘Görmediniz mi, Allah yedi göğü tabaka tabaka nasıl yaratmıştır?’
16. ‘Onların içinde nasıl ayı, bir ışık, güneşi de bir kandil yapmıştır?’
17. ‘Allah, sizi (babanız Âdem’i) yerden (bitki bitirir gibi) bitirdi (yarattı.)’
18. ‘Sonra sizi yine oraya döndürecek ve kesinlikle sizi (yeniden) çıkaracaktır.’
19, 20. ‘Allah, yeryüzünü sizin için bir sergi yapmıştır ki, oradaki geniş yollarda yürüyesiniz.”
21. Nûh, dedi ki: “Rabbim! Gerçekten onlar bana karşı geldiler, malı ve çocuğu ancak kendi hüsranını artıran kimselere uydular.”
22. “Bunlar da, çok büyük bir tuzak kurdular.”
23. “Şöyle dediler: ‘Sakın ilâhlarınızı bırakmayın. Hele hele Vedd’i, Süvâ’ı, Yeğûs’u, Ye’ûk’u ve Nesr’i hiç bırakmayın.”
24. “Onlar gerçekten birçoklarını saptırdılar. (Rabbim!) Sen de bu zalimlerin sadece sapıklıklarını artır.”
25. Hataları (küfür ve isyanları) yüzünden suda boğuldular ve cehenneme sokuldular da kendileri için Allah’tan başka yardımcılar bulamadılar.
26. Nûh, şöyle dedi: “Ey Rabbim! Kâfirlerden hiç kimseyi yeryüzünde bırakma!”
27. “Çünkü sen onları bırakırsan, kullarını saptırırlar; sadece ahlâksız ve kâfir kimseler yetiştirirler.”
28. “Rabbim! Beni, ana babamı, iman etmiş olarak evime girenleri, iman eden erkekleri ve iman eden kadınları bağışla. Zalimlerin de ancak helâkini arttır.”[4]
“Rabbi zidniy ilmâ.” “Ya rabb-i ilmimizi ziyadeleştir.”
(71/1) (İnnâ erselnâ Nûhan ilâ kavmihî en enzir kavmeke min kabli en ye’tiyehüm azabün elîmün)
(71/1) “Muhakkak biz, Nûh'u kavmine gönderdik, kendilerine bir elem verici gelmeden evvel kavmini korkut diye.”
Âyet zât mertebesi âyetlerindendir.
“erselnâ” biz gönderdik ama göndermedik. Biz ifadesi zâtidir.
Yukarıdaki Âyet-i Kerîme yi tefekkür ederek tekrar, tekrar okuyalım. Tâki âfakiyyetinden, enfüsiye indirelim, yâni kendi nefsimize “nüzül” ettirelim ve beden sahnemizde bu yaşantıyı tatbik etmeye çalışalım. Bu sahne daha evvelki Âyet-i Kerîmeler de ifade etmeye çalıştığımız gibi, eğitimi ve tatbikatı, yapıldıktan sonra, Hakikat-i Muhammed-î kanalından ve zât mertebesinden bizlere anlatılmaktadır.
Âfakta ki, yâni bizim dışımızda yaşanan âlem şumul, yâni geniş olarak oynanan-yaşanan sahneye baktığımızda bozulmuş bir kavim-topluluk görmekteyiz-gösterilmektedir. Bir de onlara gönderilen (Nûh-rahat) isminde Rasûl görmekteyiz. Bu devrede Nûh yaşına göre daha henüz gençtir ve mesleği de o günlerin tekniğine göre “dülger” yâni ev yapma ustası ve marangozdur.
Âdem (a.s.) ile yeryüzünde iskân edilmeye başlayan insân oğlu, Âdem (a.s.) cennette Hakk’tan talim edip öğrendiği ilâhi kelimeleri ve hayat tarzını yeryüzüne indirerek tatbik ve talim ediyordu, bu arada nesilleri artmaya başlayan, Âdem ve Havva çiftinin başından kâbil tarafından Hâbil’in öldürülmesiyle hazin bir hadise geçer. Bunun üzerine Cenâb-ı Hakk onlara (Şît-i) verdi, bu yüzden (Şit) isminin İbrânî lügatında ki, manâsının “ataullah” olduğu bildirilmiştir. Böylece biraz sıkıntıları sükûn bulmuş olan Âdem ve Havva’nın ailesi kabileye oradan da boylara ulaşarak çoğalıyorlardı.
Bu çoğalma neticesinde Âdem (a.s.) mın cennetten indirip getirdiği kelimât-ı ilâhiyye ve ahkâm-ı İlâhiyye’nin oranı gittikçe azalıyordu. Çünkü insânlar çoğaldıkça daha başka eşyalara ihtiyaç gerekiyor, bunlara da yeni isimler vermek icap ediyordu. Sosyal münasebetler arttıkça da yeni hukuklar ortaya çıkıyordu işte bu yüzden, Âdem (a.s.) çocuklarının ve torunlarının nefs kaynaklı ürettikleri isimler-kelimeler ve sosyal yaşantı kuralları, Âdem (a.s.) ın cennetten getirdiği kelime kuraldan çok fazla olmaya başladı bu yüzden o nispette bu kelime ve kurallar azınlıkta kaldı daha ileriye doğru da zamanla iyice hükümsüz kaldılar. Bu aşama da insânların çoğunluğu kendi kendini, kendinin koyduğu kurallar ile nefs-î manâ da yönetip yaşamaya başladılar. Tek olan Allah anlayışını terk ettiler. Bunları ıslah ve doğru yola sevk etmek için Cenâb-ı Hakk Nûh-u (irsal) etti Rasûl olarak gönderdi.
Nihayet Onu da tanımadılar ve îmân etmediler bu yüzden boğularak yeryüzünden kaldırıldılar. Gemiye binen belirli sayıda ki, temiz insânlar dan nesil tekrar üremeye başladı.
Biz yine kaldığımız yerden yolumuza devam etmeye çalışalım. Yukarıda da belirttiğimiz gibi bu Âyet-i Kerîme Zât-î dir. Yâni zat kaynaklıdır. Cenâb-ı Hakk burada bu bilgileri doğrudan doğruya zâtından vermektedir ve gönderme fiilinin kesin olarak zâtına ait olduğunu bildirmektedir.
Bu sahne de bir âmir, bir memur, birde mükellef görmekteyiz. Âmir, Hakikat-i İlâhiyye olan akl-ı kül. Memur, Hakikat-i Muhammed-î mertebesinin o düzeyde olan, Mertebe-i Nûhiyyet (necat) iyyet Risâlet mertebesidir. Mükellef ise bu mertebenin zuhur ve tatbik mahalli olan kavmidir. Kavm ise akl-ı kül tarafından istenilen “amel” emri teklifi’nin muhatabı olan akl-ı cüz’dür ve uyup uymamakla serbest bırakılmıştır. Akl-ı cüz’ün iradesini kullanıp kullanamayacağına bakılacaktır.
(en enzir kavmeke min kabli en ye’tiyehüm azabün elîmün)
“Kavmini korkut” diye. Yâni bu olaylardan (kable) daha evvelce. Kendilerine “can yakıcı” azab gelmezden evvel. Nûh “necat” ı gönderdik. Yâni daha baştan necat-ı-kurtuluş, verdik, ancak uymadılar. Eğer o mertebenin necat-ı nı göndermeden evvel onları cezalandırsaydık haksızlık yapmış olurduk ki; bu da bizim “Adl” ismimize yaraşan bir şey olmazdı, denmektedir.
Bu anlayış “âfâkî” yâni bizim dışımızda genelde yaşanan yönüdür. Bunun bir de “enfüsî” yâni kişinin “seyr-i sülûk’unda kendi nefs-î bünyesinde yaşayabileceği yönü vardır.
Kişi mertebe-i Âdemiyyet’te kendini bulduğu, veya, Âdemiyyet-i kendinde bulduğu zaman yeni bir şuur ve irade sistemine geçmiş olmakta, bu geçiş ile de kendine gelmiş, yâni hayal ve vehim cennetinden-gaflet ten “ayn-ı” na yâni kendi beden mülküne inmiş, yâni bir beden mülküne sahip olmuş, daha evvelce nefs-i emmâre’nin emrinde olan o mülkünü kurtarıp beden toprağını “necat-kurtuluşa” erdirmiş ve mülküne sahip olmuştur.
İşte insân da ilk oluşan bu “necat” toprak beden-in necâtıdır. Hayatını bu Âdemiyyet necât-ı içinde yoluna devam ettirirken yolu “şitiyyet’e” uğramakta ve orada (ataullah) olarak “Şit” mertebesi lütuf edilmektedir. Bu mertebeden de ileriye doğru yoluna devam ederken yanına birçok “esmâ-i İlâhiyye” askerleri, yâni “kavmi” iltihak etmeye başlamakta ve bir küçük gönül cemeat-ı oluşmaktadır. Bunların içine giren zıt isimlerin tesiriyle nefs-i emmâre askerleri çoğalmaya gönül askerleri ise azalmaya başlamakta ve sadece kendi öz evlâtlarının üçü ve eşleri ile aileleri kalmakta dır onlardan da dördüncüsü nefs-i emmâre askerlerine katılmakta dır. İşte bu sırada bu sâlik’e-yolcuya (Nûh mertebesi) vâdî-i Necâtiyyet açılmaktadır. Ve bu vâdide Rabb’ın dan aldığı yol haritasıyla emniyyetli olarak yoluna devam etmeye çalışacaktır. Bu anlayış Âyet-i Kerîme’nin bir bakıma bireysel enfüs-î yaşam yönüdür. Her kes için daha değişik halleri vardır, biz şimdilik
bu kadarla yetinelim ve yolumuza devam edelim.[5]