Kâle yâ kavmi innî lekum neżîrun mubîn(un)
Nuh, şöyle dedi: "Ey kavmim! Şüphesiz, ben sizin için apaçık bir uyarıcıyım."
Dedi ki, "ey kavmim! Gerçekten ben size açık bir uyarıcıyım".
Nûh Suresi'nin 2. ayeti, Nûh peygamberin kavmine hitabını ve kendisinin apaçık bir uyarıcı olduğunu bildirmesini içermektedir. Ayet, peygamberlik görevinin temel unsurlarından olan uyarıcılık ve açıklık kavramlarını vurgulamaktadır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Kavm (قوم), bir araya gelmiş, bir iş için toplanmış insan topluluğu anlamına gelir. Genellikle erkekler için kullanılır, ancak burada Nûh'un hitap ettiği tüm topluluğu kapsar. Ayetteki 'yâ kavmi' (Ey kavmim) ifadesi, Nûh'un kendi halkına, onlarla olan aidiyet bağını vurgulayarak seslendiğini gösterir.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Kavm (قوم), bir peygamberin gönderildiği topluluktur. Nûh'un 'kavmi' ifadesi, onun tebliğle görevlendirildiği, kendilerine uyarıda bulunduğu insan grubunu ifade eder. Bu kullanım, peygamberlerin kendi halklarına hitap etme biçiminin tipik bir örneğidir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Nezîr (نذير), bir şeyi haber veren ve ondan sakındıran kişidir. Özellikle korkutucu bir durumu önceden bildirerek insanları uyaran peygamberler için kullanılır. Nûh'un kendisini 'nezîr' olarak tanımlaması, onun görevinin, kavmini Allah'ın azabına karşı uyarmak olduğunu açıkça belirtir.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Nezîr (نذير) kavramı, Kur'an'da peygamberlerin temel fonksiyonlarından biri olarak öne çıkar. Peygamberler, insanları Allah'ın emirlerine uymaya ve O'na karşı gelmekten sakınmaya çağıran, aksi takdirde karşılaşacakları kötü sonuçları bildiren uyarıcılardır. Nûh'un bu ayetteki 'nezîr' ifadesi, onun peygamberlik misyonunun özünü yansıtır.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Nezîr (نذير), 'inzar' (uyarma) fiilinden türemiş mübalağalı bir isimdir ve çokça uyaran anlamına gelir. Nûh'un 'nezîr' olması, onun kavmini defalarca ve ısrarla uyardığını, onlara karşı görevini eksiksiz yerine getirdiğini gösterir.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): Mübîn (مبين), 'beyân' (açıklama) kökünden gelir ve açıkça ortaya koyan, açıklayan demektir. Nûh'un 'nezîrun mübîn' olması, onun uyarılarının anlaşılır, şüpheye yer bırakmayacak derecede net ve açık olduğunu ifade eder. O, mesajını gizlemeden, dolambaçlı yollara sapmadan iletmiştir.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Mübîn (مبين), hem kendisi açık olan hem de başkasına açıklık getiren anlamlarına gelir. Nûh'un 'mübîn' olması, onun tebliğinin kendiliğinden açık ve anlaşılır olduğunu, aynı zamanda kavmine hakikati açıklayıcı bir rol üstlendiğini gösterir.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Mübîn (مبين) kelimesi, Kur'an'da genellikle 'açık, apaçık' anlamında kullanılır ve bir şeyin netliğini, belirginliğini vurgular. Nûh'un 'nezîrun mübîn' olarak nitelendirilmesi, onun uyarılarının herhangi bir kapalılık içermediğini, kavminin anlayabileceği en net biçimde sunulduğunu ifade eder.
Nûh Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
“Dedi ki: Ey kavmim!. Şüphe yok ki, ben sizin için apaçık bir korkutucuyum.”
Bu Âyet-i Kerîme’de ki, hitap değişmektedir. Hakk’ın lisânın dan zât-î değil, Kûr’ân-ı Kerîm kaynaklı, Rasûl-Nûh (a.s.) ın lisânından, o mertebedendir.
Bu sahne zâhir mertebesi itibariyle, ef’âl âlemindendir. Görüldüğü gibi bir kavim ve onları geleceklerinden ziyan ettirtmemeğe çalışan, Hakk tarafından gönderilmiş bir Peygamberleri vardır. O Peygamber kendinden emîn ve onlara tahsis-hususî olarak (leküm) “sizin için” gönderildim demektedir.
(Mübîn) “apaçık” açık olan bir şeyin de müşahe- de si zâten görene ait olduğundan başka bir sebep ve tasdike de gerek kalmamaktadır.
Kim ki, seyr-i sülûkunda baştan başlayarak bu mertebeye doğru yol almaya başladı, işte bu hususlar enfüsî manâda onun da başından geçer. Eğer farkında olursa, bazen farkında olmadan bu hususları da seyrinin gereği olarak geçebilir, ancak daha iyisi bilinçli olarak geçmesi’dir.
Bir başka yönden de kendimize bireysel olarak baktığımızda, beden mülkümüzde, aklımız Nûhiyyet mertebesini, esmâ-i nefsiyelerimiz de kavmimizi ifade etmektedirler. Bu durumda hür ve kendini bilen olması lâzım gelen aklımız, kendine bağlı olan nefs-î isimlerimize hitap ve ikaz etmektedir.
Burada küçük bir hatırlatma yapmamız gerekecektir, şöyle ki; Cenâb-ı Hakk Âdem’e kendi ruhundan “venefahtü” üfleyip, isimlerini de öğretmiştir. Bunlar bütün insânlarda fıtraten mevcuttur. Ancak, kişi dünya ya geldiği andan itibaren bulûğ çağına erinceye kadar kendinde bir nefs-î benlik oluşur, farkında olmadan kendinde bulunan “venefahtü” ve esmâ-i ilâhiyyeleri kendisine malederek nefsileştirir. İşte o mertebenin gereği, Nûh olan akıl kendisinde oluşan “esmâ-i nefsiyye ye bu hitabını yaparak daha baştan ikaz eder.[6] “ İz- -T-B- ”
(Eni’büdullahe vettekuhu ve etîûnî)