Eni-'budû(A)llâhe vettekûhu ve etî'ûn(i)
(3-4) "Allah'a ibadet edin. O'na karşı gelmekten sakının ve bana itaat edin ki sizin günahlarınızı bağışlasın ve sizi belli bir vakte kadar ertelesin. Şüphesiz, Allah'ın belirlediği vakit gelince ertelenmez. Keşke bilseydiniz."
Şöyle ki, "Allah'a kulluk edin, ondan korkun ve bana itaat edin."
Nûh Suresi'nin bu ayeti, Nuh (a.s.)'ın kavmine yaptığı temel daveti özetlemektedir. Ayet, Allah'a kulluk etme, O'ndan sakınma ve peygambere itaat etme emirleri üzerinden tevhidin ve takvanın önemini vurgulamaktadır. Dilbilimsel olarak emir kipleri ve fiillerin semantik derinliği dikkat çekicidir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): İsfehânî, 'abd' kelimesinin asıl anlamının 'boyun eğmek, zelil olmak' olduğunu belirtir. Kulluk (ibadet) ise, en yüce boyun eğme ve tevazu halidir. Ayetteki 'u'budû' emri, Allah'a tam bir teslimiyetle kulluk etmeyi, O'nun rububiyetini kabul edip emirlerine uymayı ifade eder.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'abd' kelimesinin Kur'an'da 'itaat etmek' anlamında kullanıldığını belirtir. Bu ayetteki 'u'budû' emri, Allah'ın şeriatına ve hükümlerine itaat etmeyi, O'nun koyduğu sınırlara riayet etmeyi mecazi olarak ifade eder.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'abd' kavramının Kur'an'daki merkeziyetini vurgular. Ona göre 'abd', Allah'a karşı mutlak bir bağımlılık ve teslimiyet içinde olan varlığı ifade eder. 'İbadet' ise bu bağımlılığın pratik tezahürüdür. Ayetteki emir, insanın Allah karşısındaki ontolojik konumunu ve bu konumun gerektirdiği davranış biçimini ortaya koyar.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): İsfehânî, 'takva'nın asıl anlamının 'bir şeyi zararlı şeylerden korumak' olduğunu belirtir. Şer'i anlamda ise, nefsi günahlardan korumak, Allah'ın emirlerine uyup yasaklarından kaçınmaktır. Ayetteki 'ittekûhu' emri, Allah'ın gazabından ve azabından sakınmak için O'nun koyduğu sınırlara riayet etmeyi ve O'na karşı sorumluluk bilinciyle hareket etmeyi ifade eder.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Fîrûzâbâdî, takvanın 'Allah'ın azabından korkarak O'na itaat etmek' olduğunu açıklar. Bu ayetteki kullanım, sadece korkuyu değil, aynı zamanda bu korkunun bir sonucu olarak Allah'ın rızasını kazanmaya yönelik amellerde bulunmayı da içerir.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, takva kavramının Kur'an'da geniş bir semantik alana sahip olduğunu ve 'korunma, sakınma, çekinme, korkma' gibi anlamları içerdiğini belirtir. Nuh (a.s.)'ın kavmine yönelik bu emri, Allah'ın azabından korunmak için O'nun emirlerine uymaları gerektiğini vurgular.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'tâ'a' fiilinin 'boyun eğmek, emre uymak' anlamında kullanıldığını belirtir. Nuh (a.s.)'ın kavmine yönelik bu emri, peygamberin Allah'tan getirdiği mesajlara ve rehberliğine kayıtsız şartsız uymaları gerektiğini ifade eder. Peygambere itaat, Allah'a itaatin bir tezahürüdür.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kefevî, 'tâ'a' kelimesini 'iradeli bir şekilde emre boyun eğmek' olarak tanımlar. Bu ayetteki 'etî'ûnî' emri, Nuh (a.s.)'ın tebliğ ettiği hakikatlere gönüllü olarak teslim olmayı ve onun rehberliğini kabul etmeyi gerektirir.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Semîn el-Halebî, 'tâ'a'nın 'muvafakat etmek ve emre icabet etmek' anlamına geldiğini ifade eder. Nuh (a.s.)'ın kavmine yönelik bu çağrısı, onun peygamberlik görevini yerine getirirken ilettiği ilahi buyruklara tam bir uyum içinde olmalarını talep eder.
Nûh Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
Bu Âyet-i Kerîme’de Nûh (a.s.) ın lisânından devam etmektedir. Allah’a itaat şartı öne alınmıştır, insanlar Allah’a (c.c.) ibadet ediyorum zannı içinde kendi hayallerinde var ettikleri anlayışlarının gereğine ibadet ettiklerinden bu ikaz yapılmaktadır. O halde bu anlayışların değişmesi ve gerçek Allah (c.c.) anlayışının ne olduğu bilincine ulaşılarak ibadet etmenin zorunluluğu ortaya çıkmaktadır.
O Allah (c.c.) anlayışı ise, bütün kayıtlardan soyundurulmuş, ancak her zerrede mevcut, her mevcutta oranın fıtratı üzere kâim, kendisinden hiç bir şeyin gizli olmadığı ve her dem Hay ve Kayyum olan bir Allah (c.c.) anlayışına geçilmesi gerekmektedir.
“ve ondan korkun-sakının” çünkü sizi (yoktan-a’dem) den o meydana getirdi, size kimlik verdi, kendi rûhundan üfledi-nefyetti, kendi sûreti üzere halketti, yüksek mertebeler verdi, ben-î Âdem-i mükerrem kıldı. İşte bu yüzden ondan zâhir ve bâtın sakınılması gerektiğini bildirdi.
Nûhiyyet lisânından bu ikaz yapılmaktadır ve kendisine itaat edilmesi istenmektedir. Çünkü ona itaat Hakk’a itaat demektir.[7] “ İz- -T-B- ”
(4/80) ( Men yutiirrasûle fekad etaellahu)
(4/80) ” Her kim Peygambere itaat ederse muhak kak Allah Teâlâ'ya itaat etmiş olur.”
Bu Âyet-i Kerîme de “Peygambere” itaatin mutlak manâda “Allah’a” itaat etmek olduğunu açık olarak göstermektedir. Çünkü bilindiği gibi Hz. Peygamber (s.a.v.) âlemde en geniş manâda Hakk’ın zuhur mahalli olduğundan Onun gayrı değildir.
Peygambere itaat kendi mertebesi itibariyle Hakk’a itaat olmuş olur. Çünkü her devrenin Peygamberi, bulunduğu devrede Cenâb-ı Hakk-ı o mertebsi itibariyle zuhura getirmekte idi. Nûh (a.s.) ın sıfatı, (necat) oldu, necat ise kurtuluştur. Bu da ancak “akl-ı cüz” ün “akl-ı kül” e uymasıyla mümkün olur ki; onu da peygamberler bulundukları mertebeden haber verirler ve o mertebenin Allah (c.c.) lühü tarafından uzatılan (yedullah) Allah’ın elleridir. Kim elini o ele uzatırsa, götürüleceği yer o makam’ın “sırât-ı müstakîm” i dir. Bu da o mertebenin necâtıdır.
Ayrı bir husus ise! Bütün esmâ-i nefsiyye’nin (Allah) ismi İlâhîsine uymalarının gerekliliğidir.