Yaġfir lekum min żunûbikum veyu-aḣḣirkum ilâ ecelin musemmâ(n)(c) inne ecela(A)llâhi iżâ câe lâ yu-aḣḣar(u)(s) lev kuntum ta'lemûn(e)
(3-4) "Allah'a ibadet edin. O'na karşı gelmekten sakının ve bana itaat edin ki sizin günahlarınızı bağışlasın ve sizi belli bir vakte kadar ertelesin. Şüphesiz, Allah'ın belirlediği vakit gelince ertelenmez. Keşke bilseydiniz."
"Günahlarınızı bağışlasın ve sizi belli bir süreye kadar ertelesin. Kuşkusuz Allah'ın takdir ettiği süre gelince ertelenmez. Eğer bilseydiniz.." (inanırdınız).
Nûh Suresi'nin bu ayeti, Allah'a itaat ve takvanın sonuçlarını, özellikle günahların bağışlanması ve ecelin ertelenmesi kavramları üzerinden ele almaktadır. Ayet, ilahi takdirin ve ecelin kaçınılmazlığını vurgularken, bu hakikatlerin idrak edilmesinin önemine dikkat çekmektedir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Ğufrân ve mağfiret, bir şeyi onu örtecek şekilde korumaktır. Allah'ın mağfireti ise kulun günahlarını örtmesi ve azaptan korumasıdır. Ayetteki 'yeğfir lekum' ifadesi, Nûh'un kavmine yaptığı çağrıya icabet etmeleri halinde Allah'ın onların günahlarını bağışlayacağını, yani onları günahlarının kötü sonuçlarından koruyacağını belirtir.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ğafera fiili, 'örtmek' ve 'bağışlamak' anlamlarına gelir. Burada Allah'ın günahları örtmesi ve affetmesi kastedilmiştir. Ayetteki kullanımı, Allah'ın kullarının hatalarını affederek onlara merhamet etmesini ifade eder.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Ğ-f-r kökünden türeyen mağfiret, Kur'an'da Allah'ın insanlara karşı gösterdiği merhamet ve affediciliğin temel bir ifadesidir. Günahın örtülmesi ve affedilmesi, ilahi lütfun bir tezahürü olarak sunulur. Bu ayette, Nûh'un tebliğine uymanın bir karşılığı olarak Allah'ın günahları bağışlayacağı vaat edilmektedir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Zenb (çoğulu zunûb), bir şeyin sonu veya kuyruğu anlamına gelir. Mecazi olarak, bir fiilin kötü sonucunu ifade eder. Şeriat dilinde ise, Allah'ın emrine aykırı olan her türlü fiil için kullanılır. Ayetteki 'min zunûbikum' ifadesi, Nûh'un kavminin işlediği günahları ve bu günahların affedileceğini belirtir.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Zenb, işlenen hatanın veya suçun kendisidir. Kur'an'da genellikle Allah'ın emirlerine karşı gelme anlamında kullanılır. Bu ayette, Nûh'un kavminin Allah'a karşı işlediği isyan ve inkâr gibi günahları ifade eder.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Zenb, Kur'an'da 'günah' kavramının temel kelimelerinden biridir ve genellikle Allah'ın koyduğu sınırları aşma, O'na isyan etme anlamında kullanılır. Bu ayette, Nûh'un kavminin Allah'a karşı işlediği ve bağışlanması umulan hataları ifade eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Te'hîr, bir şeyi vaktinden sonraya bırakmaktır. Ayetteki 'yü'ahhirukum' ifadesi, Allah'ın Nûh'un kavminin ecelini, yani ömürlerini, belli bir süreye kadar uzatacağını, onlara tövbe etmeleri için ek süre tanıyacağını ifade eder.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Te'hîr, bir şeyin vaktini veya gerçekleşmesini geciktirmektir. Bu ayette, Allah'ın, Nûh'un kavmine iman etmeleri halinde, onların ömürlerini takdir ettiği ecele kadar uzatacağını, yani helaklerini erteleyeceğini belirtir.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Te'hîr, Kur'an'da genellikle ilahi takdirin bir parçası olarak, bir cezanın veya bir olayın vaktinin ertelenmesi anlamında kullanılır. Burada, Nûh'un kavmine verilen bir lütuf olarak, onların ömürlerinin uzatılması ve helaklerinin ertelenmesi söz konusudur.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Ecel, bir şey için belirlenmiş son süredir. İnsan için ise ömrünün sonu, ölüm vaktidir. Ayetteki 'ilâ ecelin müsemmâ' ifadesi, Allah tarafından belirlenmiş, bilinen bir süreye kadar ömrün uzatılmasını ifade eder. 'Ecelallahi' ise Allah'ın belirlediği, kesin ve değiştirilemez olan ölüm vaktini veya helak vaktini belirtir.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Ecel, bir şeyin nihayeti ve sonudur. Canlılar için ömrün sonu, milletler için ise helak vaktidir. Ayette iki farklı ecelden bahsedilir: 'ecelin müsemmâ' (ertelenen, belirli bir süre) ve 'ecelallahi' (Allah'ın kesinleştirdiği, ertelenemez ecel).
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Ecel, Kur'an'da hem bireysel ömrün sonu hem de toplulukların veya dünyanın sonu için kullanılan merkezi bir kavramdır. İlahi takdirin bir parçası olarak, her şeyin belirli bir vadesi olduğunu vurgular. Bu ayette, Nûh'un kavmine verilen geçici bir süre ile Allah'ın kesin ve değiştirilemez eceli arasındaki farka dikkat çekilir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): İlim, bir şeyin hakikatini idrak etmektir. Ayetteki 'lev kuntum ta'lemûn' ifadesi, Nûh'un kavminin, Allah'ın ecelinin kesinliğini ve ertelenemezliğini bilmeleri halinde, bu gerçeğin farkına varacaklarını ve ona göre hareket edeceklerini belirtir. Burada bilgi, sadece zihinsel bir kavrayış değil, aynı zamanda bu kavrayışın getirdiği bir eylem motivasyonudur.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): İlim, bir şeyin mahiyetini ve özelliklerini kavramaktır. Ayetteki kullanımı, Nûh'un kavminin, Allah'ın ecelinin kesinliğini ve bunun sonuçlarını tam olarak idrak etmeleri durumunda, tebliğe icabet etmelerinin önemini vurgular.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): İlim, Kur'an'da sadece bilgi edinme değil, aynı zamanda bu bilginin getirdiği hikmet ve basiret anlamında da kullanılır. 'Keşke bilseniz' ifadesi, Nûh'un kavminin bu hayati gerçeği idrak edememesinden duyulan bir hayıflanmayı ve bu bilginin önemini vurgular.
Bu âyetin tefsiri eserlerde henüz eşleştirilmedi.
Eşleştirme tamamlandıkça bu bölüm otomatik dolar.