Sûre Hakkında
Hakkında
Mekke döneminde inmiştir. 44 âyettir. Sûre, adını üçüncü âyetteki “elMe’âric”kelimesinden almıştır. Me’âric, yükselme yolları demektir. ( Adını üçüncü âyette geçen, “merdiven, çıkılacak yer, yükselme derecesi” anlamındaki mi‘rec (ma‘rec) kelimesinin çoğulu olan meâricden alır. ) Sûrede başlıca, Mekke müşriklerinin inkâr, inat ve azgınlıkları, insan tabiatının bazıyönleri, ölüm ötesi hayatın gerçekliği konu edilmektedir
Nüzul
Mushaftaki sıralamada yetmişinci, iniş sırasına göre yetmiş dokuzuncu sûredir. Hâkka sûresinden sonra, Nebe’ sûresinden önce Mekke’de inmiştir. 24. âyetinin Medine’de indiğine dair rivayet genel kabul görmemiştir (İbn Âşûr, XXIX, 152).
Konusu
Meâric sûresinde kıyamet halleri, öldükten sonra dirilme, hesap gününün sıkıntıları, cehennem azabı, âhiret hayatı ve peygamberlik gibi İslâm’ın inanç esasları ele alınmaktadır. Sûrede cömertlik ve cimrilik konularından bahsedilir; müminlerin güzel vasıfları, iyi işleri ve üstün ahlâkı anlatılır; inkârcıların Hz. Peygamber’e karşı tutumları değerlendirilir.
Sûre-i şerifin, kısaca sayı değerlerine bir göz atalım.
(70) Mushaf sıra numarası.
(79) Nüzul sıra numarası.
(62) Alfabetik sırası.
(29) Cüz sırası.
(44) Âyet sayısı.
(44) Fasıla harfleri.
(328) Genel toplamdır.
Rakamları tek tek toplarsak,
(7+7+9+6+2+2+9+4+4+4+4=58) dir.
Bu sayı değerlerinin birçok bağlantıları vardır. Ancak fazla vaktinizi almamak için genel sayıları ve bağlantısını vermekle yetinelim.
Kırk dört âyet olup fâsılaları ا، ج، ع، ل، م، ن، هـ harfleridir. (Mim) harfi “15” adet, (1+5=6) dır. Hakikat-ı Muhammediyenin 6 yönden beratı vermesidir. (Nun) harfi “44” adet, (4+4=8) dir. Nûr-u Muhammediyenin tüm mertebelerden 8 cennete girenleri temize çıkarmasıdır.
Yolumuza (126 – 127) BEN deki TERZİ BABAM ∞ - çalışmasında Meâric sûresi bağlantıları ile devam edelim.
(الْمَعَارِجِ) El-Mearic sayısal değeri, (ا) Elif: 1-13, Lâm: (ل) 30, (م) Mim: 40, (ع) Ayın: 70, (ا) Elif:1-13, (ر) Re: 200, (ج) Cim: 3,
(1+13+40+70+1+13+200+3)= 341
Mearic sûre sırası (70), Nüzûl Sırası (79) Âyet sayısı 44 dür.
Âyet durakları; (ب) (Be: 2), (ت) (Te: 1) (ج) (Cim: 1), (د) (Dal: 1), (ع) (Ayın: 5), (ل) (Lâm: 1), (م) (Mim: 4), (ن) (Nun: 21), (ه) (He: 4), (ي) (Ye: 4) (ﻻ) (Lâmelif: 31)
((2X2)+400+3+4+(70x5)+30+(40x4)+(21x50)+(4x5)+(4X10)+31)=
(4+400+3+4+350+30+160+1050+20+40+31)= 2092= 13
(341+70+79+44+2092)= 2626 dır.
(2+6+2+6)= 16 dır.
(16) (13) Hazret-i Muhammed’in şifresi ve (3) İlm’el Yakîn, Ayn’el Yakîn, Hakk’el Yakîn’dir. Mi’rac’ın üç seyridir.
(2626) İfâdesinde görüldüğü üzere iki tane 26 vardır. (26+26) = 52 dir. (حَمد) Hamd sayısal değeri de kısaca “52” idi. (حَمد) Hamd sûresi olan (فاتحة) Fâtiha’nın bir yönü Allah (c.c.)’a bir yönü kula tahsis edilmişti. (سورة المعارج) “Meraic Sûresi, Merdivenler Sûresi” (ع) “Ayn” Göz ikiye bölünmüş yani iki göz oluşmuştur. (70/2)= 35 dir. Tersten gizli yazılışı görüldüğü gibi “53”tür. İşte (حَمد) Hamd’ın Allah ve kul bölümü bir edilirse “52” (حَمد) Hamd ve (أَحمَد) Ahmed olur.
Veliy’ül Hamid
وَهُوَ الَّذِي يُنَزِّلُ الْغَيْثَ مِن بَعْدِ مَا قَنَطُوا وَيَنشُرُ رَحْمَتَهُ وَهُوَ الْوَلِيُّ الْحَمِيدُ {الشورى/28}
Ve huvellezî yunezzilul gayse min ba’di mâ kanetû ve yenşuru rahmetehu, ve huvel velîyyul hamîd.)
42/28. “O'dur (insânlar) ümit kesmişlerken yağmuru indiren ve rahmetini her tarafa yayan. O, öyle dost, öyle övülmeye lâyık olandır.”
Bu sûrenin 1. Âyeti
حم {الشورى/1}
(Ha-Mim) “Hakikat-i Muhammediye” ifâdesi ile 40 sayısını ifâde etmektedir. Ama bu âyet ve toplamı ile bu sayı 42+1= 43 dür. Bu bir bakıma “43” (حَمِيد) Hamid ile verilen Cum’a “62” ile verilen Cem halidir.
(خ) Cim: 3, (م) Mim: 40,
40+3= 43 sayısal ifâdesini vermektedir. Bu kurulan bağlantının sağlaması olmuş olur ki bir tasdiktir. Bir sonraki Âyette,
عسق {الشورى/2}
“(ع) Ayın, (س) Sin, (ق) Kaf”
Harfleri ile (42+2)= 44 olmaktadır. Bunun toplamı (4+4)= 8 eder. Bunun açılımı “53” tür ne olduğu mâlûmdur. Aynı zamanda (Allah, Rahmân, Rahîm) (وَلِي) Veli esmâsıdır…
(42+2)= 44 tür.
(44) “70” (المعارج) “Mearic-Mi’rac-Merdivenler Sûresinin” âyet sayısıdır. Bu âyette ki (ع) “Ayın” harfide “70” sayısal değerine sahiptir…
Bu dört iki tane 13 basamaklı merdiven “Mi’rac” ifâdesidir. Bunun ilki 40 ders (13) ile ile ulaşılan “Mi’rac” hâlidir. İkincisi de Halk’tan Hakk’a, Kâmil İnsân olarak taliplileri ulaştırılması hali ile oluşan 13 basamaklı merdivendir… (6/7) Bir açılımı Zât-i ve Sübût-i Sıfât hâlinin ma’nâsında Hakk’a (Rabb-i Hass) ulaşmak için merdiven gibi kullanılmasıdır…
(40+13)= 53 ile bilinen (أَحمَد) Ahmed ve Efendi Babamın şifresine ulaşılır. Urûc-Nüzûl-Urûc ile üç sefer eder. Bundan önce de dünyâya zâhiri geliş seferi vardır. Bununla sayı 4 ve yine 13 olur…
(المتين - الولي - الحميد) “El-Metin, El-Veli, El- Hamid” bunların sayısal değerlerini toplayacak olursak, Lâm’ı târifsiz; (500+46+62)= 608= (6+8)= 14
(14) Nûr-u Muhammedi ve bilindiği gibi her mertebeyi kapsamaktadır… Oluşan (0) ise kâb-ı kavseyn dâiresidir…
14 ün yanına alınırsa 140 yapar… Gayriyet ile 140.000
zulmâni ve nûrânî perdeyi oluşturur. Nusret Babam rahmetullâhi aleyh şiirinde;
(140/000) perde var derler,
Birini görmem ey erler.
Diye bu hâli ifâde etmektedir. Zâten bunların hepsine perde olmuştur. Nusret Babam rahmetullâhi aleyhe, Efendi Babama, bakan nereden bakıyorsa o perdeyi görür.
Halk içre bir âyineyim herkes bakar bir an görür,
Her ne görür kendi yüzün ger yahşi ger yaman görür.
140” sayısının daha önce bünyesinde, “17” (سورة الإسراء) “İsr Sûresi”, “53” (سورة النجم) “Necm Sûresi”, “70” (سورة المعارج) “Mearic sûre” sayılarının toplamı olduğunu söylenmişti. “1” ile “40” ayırırsak… “1” Ahadiyyet ve “40” ona ayna olan Hakikat-i Muhammediye ve 40 ders ile Seyri Sülûk olur… “1” yani harfsel ifâdesi (ا) “Elif” bilindiği gibi 12 zâhir, 1 bâtın noktadan oluşur… 40+13= 53 olur.
Bunun ne olduğu mâlûmdur. Hayret ki, hayret demekten başka elimizde olan bir şey yoktur.
(ال) “El” Lâm-ı târiflerini ile (المتين - الولي - الحميد) “El-Metin, El-Veli, El- Hamid” sayısal değerini toplarsak;
(531+77+93)= 701
(701) Sayısı derslerimizde genelde verilen (ﻻَ اِلَهَ اِﻻّ اللهُ) “Lâ İlâhe İllâ Allah “, Kelime-i Tevhid sayısıdır. Bu sayı 700 veya 701 olabilir…
Bu Kelime-i Tevhid başta 101 âdet sonda 600 âdet olmak üzere çekilir, Tevhid derslerimize geçen sâlikin beş hazret mertebesinde Kelime-i Tevhid söyleyiş ifâdesi değişir.
Yes’eluhu men fis semavati vel ardı, kule yevmin ve hüve fi şe’nin
55/29. “Göklerde ve yerde bulunanlar, (her şeyi) O’ndan isterler. O her gün yeni bir tecellidedir.”
İşte bu âyette Efendi Babamın senin kimseye ihtiyâcın olmaz, sana ihtiyâcı olanlar ile işâret ettiği mertebedir. İlk seyirde kişinin kendi varlığında ki abdiyet ve rubûbiyet hükümlerinin ihtiyâcıdır. İkinci seyir de mâbeynci gibi Hakk ile Halk arası gidip gelinip risâlet (rasûlün rasûlü) mertebesinden ihtiyâcı olanların ihtiyâcının karşılanması- dır. Sen, “Ten”e dönmekte yani tenin nûrlanmaktadır. Üçüncü seyir de ise Sen, Şe’n olmuş, her gün, her an yeni bir işte olup, Halk ile Hakk arasında gidip gelmekte, sefer edenleri elinden tutup Hakk’a götürür.
Fâtiha’nın (حَمد) “Hamd Sûresi” de diye anıldığı bilinmektedir. Daha önce ki açıklamalarda, Efendi Babamın zuhûrâtında gördüğü bileklik-zincir de ki diğer sarkacın (حَمد - حَميد) “Hamid-Hamd” ve yine Nusret Babam rahmetullâhi ileyh ile Necdet Babam arasında bağlantı olduğunu anlatılmıştı. Ehline mâlûm olan başka bağlantılarıda vardır, şimdilik bu bizde kalsın…
(800+500) = 1300 dür. Nefsi Benlik, İzâfi Benlik, İlâhi Benlik sayısal bağlantıları 37 idi. Bu Zât tecellisidir. 3. Seyir sonunda buraya kadar ulaşılmış olur. Sıfât tecellisi ile bir sıfır ortadan kalkar. Sayı 130 olur. (ع) Ayın ve (س) Sin harflerinin toplamı da (70+60)= 130 dur. Bu Îsâ yani gören insândır. Sıfât tecellisi oluşunca bir sıfır daha kalkar ve burada Rabbi Hass denilen, Esmâ tecellisi ile husûsi Esmâ, Cenâb- Hakk (c.c) tarafından verilir. Bundan sonra Ef’âl tecellisi ile oluşan hal ile yoldan verilen “Esmâ-i İlâhiye” ile sâlike tören yapılır ve bir sefere mahsûs Mürşid’i tarafından El-Fâtiha çektirilir.
Oluşan bu bâtıni anahtar ile sâlik bir kapıya daha gelmiş olur, bu “13” (40.) Hakîkat-i Muhammedi kapısıdır. Bir adım daha atabilirse, Mescid-i Nebevi de (41.) kapıya ulaşmış olur. (سلام) Selâm kapısından gelen sâlik verilen bu iki anahtar yani Zinnûreyn olan iki nûr esmâ ile bu kapıyı açar.
(800/600)= 200 dir. 200 sayısı (ر) “Re” harfidir. Rubûbiyet ve Rahmâniyet olan iki esmâ ve sıfât mertebesi nûru ve rûhudur
(800+600)= 1400 dür. Rubûbiyet nûru birlenirse, sayı “140” olur. “140”ın ne olduğu daha önce verilmişti. (17) İsrâ, (53) Necm ve (70) Mearic sûrelerin sayısal toplamı- dır. Aynı zamanda Muhammed isminin sayısal değeri “139”du. 139+1= 140 sayısal değerini verir. Hazreti Muhammed (s.a.v)’in bâtında ki ismi (هُ) “Hu” dur. Bu da Ahadiyyet mertebesi (1) dir.
İşte bu üç sûre ve “Hazreti Muhammed (s.a.v) ve Hu” yani zâhiri ve bâtini isimler birlenebilirse, “14” yani Nûr-u Muhammedi ve tüm mertebeleri kapsayan ve içinde olan mertebe ortaya çıkmış olur.
İşte bu üç sûre ve iki isim ile oluşan anahtar ile tüm mertebelerin kapısı açılır.
“Meâric” harflerinin kısaca anlamı;
“Mim” Hakikat-ı Muhammediye,
“Rı” Rubûbiyet,
“Cim” Cemâl-i İlâhiyye
Hakikati Muhammediye merdivenleri (mertebeleri) ile esmâ-i ilahiyyede Cemâli İlahiyyeyi seyirdir.
O MEARİC sahibi Allah'tandır,
Melekler ve ruh bir günde çıkandır,
Sabreden güzel bir sabır bulandır
بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَـٰنِ الرَّحِيمِ
سَأَلَ سَآئِلٌۢ بِعَذَابٍ وَاقِعٍ
Se-ele sâ-ilun bi'ażâbin vâki'(in)
(1-3) Soran birisi, yükselme yollarının sahibi Allah tarafından kafirlere kesinlikle inecek olan ve hiç kimsenin uzaklaştıramayacağı azabı sordu.
لِّلْكَـٰفِرِينَ لَيْسَ لَهُۥ دَافِعٌ
Lilkâfirîne leyse lehu dâfi'(un)
(1-3) Soran birisi, yükselme yollarının sahibi Allah tarafından kafirlere kesinlikle inecek olan ve hiç kimsenin uzaklaştıramayacağı azabı sordu.
مِّنَ ٱللَّهِ ذِى ٱلْمَعَارِجِ
Mina(A)llâhi żî-lme'âric(i)
(1-3) Soran birisi, yükselme yollarının sahibi Allah tarafından kafirlere kesinlikle inecek olan ve hiç kimsenin uzaklaştıramayacağı azabı sordu.
تَعْرُجُ ٱلْمَلَـٰٓئِكَةُ وَٱلرُّوحُ إِلَيْهِ فِى يَوْمٍ كَانَ مِقْدَارُهُۥ خَمْسِينَ أَلْفَ سَنَةٍ
Ta'rucu-lmelâ-iketu ve-rrûhu ileyhi fî yevmin kâne mikdâruhu ḣamsîne elfe sene(tin)
Melekler ve Ruh (Cebrail) ona süresi elli bin yıl olan bir günde yükselir.
فَٱصْبِرْ صَبْرًا جَمِيلًا
Fasbir sabran cemîlâ(n)
(Ey Muhammed!) Sen güzel bir şekilde sabret.
إِنَّهُمْ يَرَوْنَهُۥ بَعِيدًا
İnnehum yeravnehu be'îdâ(n)
Şüphesiz onlar o azabı uzak görüyorlar.
وَنَرَىٰهُ قَرِيبًا
Ve nerâhu karîbâ(n)
Biz ise onu yakın görüyoruz.
يَوْمَ تَكُونُ ٱلسَّمَآءُ كَٱلْمُهْلِ
Yevme tekûnu-ssemâu kelmuhl(i)
(8-9) Göğün, erimiş maden gibi ve dağların atılmış renkli yün gibi olacağı günü hatırla.
وَتَكُونُ ٱلْجِبَالُ كَٱلْعِهْنِ
Ve tekûnu-lcibâlu kel'ihn(i)
(8-9) Göğün, erimiş maden gibi ve dağların atılmış renkli yün gibi olacağı günü hatırla.
وَلَا يَسْـَٔلُ حَمِيمٌ حَمِيمًا
Velâ yes-elu hamîmun hamîmâ(n)
(O gün) hiçbir samimi dost, dostunu sormaz.
يُبَصَّرُونَهُمْ ۚ يَوَدُّ ٱلْمُجْرِمُ لَوْ يَفْتَدِى مِنْ عَذَابِ يَوْمِئِذٍۭ بِبَنِيهِ
Yubassarûnehum(c) yeveddu-lmucrimu lev yeftedî min ‘ażâbi yevmi-iżin bibenîh(i)
(11-14) Birbirlerine gösterilirler. Günahkar kimse ister ki, o günün azabından kurtulmak için oğullarını, karısını, kardeşini, kendisini koruyup barındıran tüm ailesini ve yeryüzünde bulunanların hepsini fidye olarak versin de, kendisini kurtarsın.
وَصَـٰحِبَتِهِۦ وَأَخِيهِ
Ve sâhibetihi ve eḣîh(i)
(11-14) Birbirlerine gösterilirler. Günahkar kimse ister ki, o günün azabından kurtulmak için oğullarını, karısını, kardeşini, kendisini koruyup barındıran tüm ailesini ve yeryüzünde bulunanların hepsini fidye olarak versin de, kendisini kurtarsın.
وَفَصِيلَتِهِ ٱلَّتِى تُـْٔوِيهِ
Ve fasîletihi-lletî tu/vîh(i)
(11-14) Birbirlerine gösterilirler. Günahkar kimse ister ki, o günün azabından kurtulmak için oğullarını, karısını, kardeşini, kendisini koruyup barındıran tüm ailesini ve yeryüzünde bulunanların hepsini fidye olarak versin de, kendisini kurtarsın.
وَمَن فِى ٱلْأَرْضِ جَمِيعًا ثُمَّ يُنجِيهِ
Vemen fî-l-ardi cemî'an śümme yuncîh(i)
(11-14) Birbirlerine gösterilirler. Günahkar kimse ister ki, o günün azabından kurtulmak için oğullarını, karısını, kardeşini, kendisini koruyup barındıran tüm ailesini ve yeryüzünde bulunanların hepsini fidye olarak versin de, kendisini kurtarsın.
كَلَّآ ۖ إِنَّهَا لَظَىٰ
Kellâ(s) innehâ lezâ
(15-16) Hayır (ne mümkün)! Şüphesiz cehennem, derileri kavurup çıkaran alevli ateştir.
نَزَّاعَةً لِّلشَّوَىٰ
Nezzâ'aten lişşevâ
(15-16) Hayır (ne mümkün)! Şüphesiz cehennem, derileri kavurup çıkaran alevli ateştir.
تَدْعُوا۟ مَنْ أَدْبَرَ وَتَوَلَّىٰ
Ted'û men edbera ve tevellâ
(17-18) O, (hakka) arka döneni ve (imandan) yüz çevireni; servet toplayıp yığanı kendine çağırır.
وَجَمَعَ فَأَوْعَىٰٓ
Ve ceme'a fe-ev'â
(17-18) O, (hakka) arka döneni ve (imandan) yüz çevireni; servet toplayıp yığanı kendine çağırır.
۞ إِنَّ ٱلْإِنسَـٰنَ خُلِقَ هَلُوعًا
İnne-l-insâne ḣulika helû'â(n)
Şüphesiz insan çok hırslı ve sabırsız olarak yaratılmıştır.
إِذَا مَسَّهُ ٱلشَّرُّ جَزُوعًا
İżâ messehu-şşerru cezû'â(n)
Kendisine kötülük dokunduğu zaman sızlanır.
وَإِذَا مَسَّهُ ٱلْخَيْرُ مَنُوعًا
Ve-iżâ messehu-lḣayru menû'â(n)
Ona bir hayır dokunduğunda da eli sıkıdır.
إِلَّا ٱلْمُصَلِّينَ
İllâ-lmusallîn(e)
Ancak, namaz kılanlar başka.
ٱلَّذِينَ هُمْ عَلَىٰ صَلَاتِهِمْ دَآئِمُونَ
Elleżîne hum ‘alâ salâtihim dâ-imûn(e)
Onlar, namazlarına devam eden kimselerdir.
وَٱلَّذِينَ فِىٓ أَمْوَٰلِهِمْ حَقٌّ مَّعْلُومٌ
Velleżîne fî emvâlihim hakkun ma'lûm(un)
(24-25) Onlar, mallarında; isteyenler ve (isteyemeyip) mahrum kalanlar için belli bir hak bulunan kimselerdir.
لِّلسَّآئِلِ وَٱلْمَحْرُومِ
Lissâ-ili velmahrûm(i)
(24-25) Onlar, mallarında; isteyenler ve (isteyemeyip) mahrum kalanlar için belli bir hak bulunan kimselerdir.
وَٱلَّذِينَ يُصَدِّقُونَ بِيَوْمِ ٱلدِّينِ
Velleżîne yusaddikûne biyevmi-ddîn(i)
Onlar, ceza gününü tasdik eden kimselerdir.
وَٱلَّذِينَ هُم مِّنْ عَذَابِ رَبِّهِم مُّشْفِقُونَ
Velleżîne hum min ‘ażâbi rabbihim muşfikûn(e)
Onlar, Rablerinin azabından korkan kimselerdir.
إِنَّ عَذَابَ رَبِّهِمْ غَيْرُ مَأْمُونٍ
İnne ‘ażâbe rabbihim ġayru me/mûn(in)
Çünkü, Rablerinin azabından emin olunamaz.
وَٱلَّذِينَ هُمْ لِفُرُوجِهِمْ حَـٰفِظُونَ
Velleżîne hum lifurûcihim hâfizûn(e)
Onlar, mahrem yerlerini koruyan kimselerdir.
إِلَّا عَلَىٰٓ أَزْوَٰجِهِمْ أَوْ مَا مَلَكَتْ أَيْمَـٰنُهُمْ فَإِنَّهُمْ غَيْرُ مَلُومِينَ
İllâ ‘alâ ezvâcihim ev mâ meleket eymânuhum fe-innehum ġayru melûmîn(e)
Ancak eşleri, yahut sahip oldukları cariyeleri başka. Çünkü onlar (eşleri ve cariyeleri ile olan ilişkileri konusunda) kınanmazlar.
فَمَنِ ٱبْتَغَىٰ وَرَآءَ ذَٰلِكَ فَأُو۟لَـٰٓئِكَ هُمُ ٱلْعَادُونَ
Femeni-bteġâ verâe żâlike feulâ-ike humu-l'âdûn(e)
Kim bunun ötesini isterse, işte onlar sınırı aşan kimselerdir.
وَٱلَّذِينَ هُمْ لِأَمَـٰنَـٰتِهِمْ وَعَهْدِهِمْ رَٰعُونَ
Velleżîne hum li-emânâtihim ve 'ahdihim râ'ûn(e)
Onlar, emanetlerini ve verdikleri sözü gözeten kimselerdir.
وَٱلَّذِينَ هُم بِشَهَـٰدَٰتِهِمْ قَآئِمُونَ
Velleżîne hum bişehâdâtihim kâ-imûn(e)
Onlar, şahitliklerini dosdoğru yapan kimselerdir.
وَٱلَّذِينَ هُمْ عَلَىٰ صَلَاتِهِمْ يُحَافِظُونَ
Velleżîne hum ‘alâ salâtihim yuhâfizûn(e)
Onlar, namazlarını titizlikle koruyan kimselerdir.
أُو۟لَـٰٓئِكَ فِى جَنَّـٰتٍ مُّكْرَمُونَ
Ulâ-ike fî cennâtin mukramûn(e)
İşte onlar cennetlerde ikram göreceklerdir.
فَمَالِ ٱلَّذِينَ كَفَرُوا۟ قِبَلَكَ مُهْطِعِينَ
Femâli-lleżîne keferû kibeleke muhti'în(e)
(36-37) Şimdi, inkar edenlere ne oluyor ki, boyunlarını uzatarak (alay etmek için) sağdan soldan gruplar halinde sana doğru koşuyorlar?
عَنِ ٱلْيَمِينِ وَعَنِ ٱلشِّمَالِ عِزِينَ
‘Ani-lyemîni ve 'ani-şşimâli ‘izîn(e)
(36-37) Şimdi, inkar edenlere ne oluyor ki, boyunlarını uzatarak (alay etmek için) sağdan soldan gruplar halinde sana doğru koşuyorlar?
أَيَطْمَعُ كُلُّ ٱمْرِئٍ مِّنْهُمْ أَن يُدْخَلَ جَنَّةَ نَعِيمٍ
Eyatme'u kullu-mri-in minhum en yudḣale cennete na'îm(in)
Onlardan her biri Naim cennetine sokulacağını mı umuyor?
كَلَّآ ۖ إِنَّا خَلَقْنَـٰهُم مِّمَّا يَعْلَمُونَ
Kellâ innâ ḣalaknâhum mimmâ ya'lemûn(e)
Hayır (ne mümkün)! Şüphesiz biz onları kendilerinin de bildikleri şeyden (meniden) yarattık.
فَلَآ أُقْسِمُ بِرَبِّ ٱلْمَشَـٰرِقِ وَٱلْمَغَـٰرِبِ إِنَّا لَقَـٰدِرُونَ
Felâ uksimu birabbi-lmeşâriki velmeġâribi innâ lekâdirûn(e)
(40-41) Doğuların ve Batıların Rabbine yemin ederim ki, şüphesiz onların yerine daha iyilerini getirmeye bizim gücümüz yeter. Bizim önümüze geçilemez.
عَلَىٰٓ أَن نُّبَدِّلَ خَيْرًا مِّنْهُمْ وَمَا نَحْنُ بِمَسْبُوقِينَ
‘Alâ en nubeddile ḣayran minhum vemâ nahnu bimesbûkîn(e)
(40-41) Doğuların ve Batıların Rabbine yemin ederim ki, şüphesiz onların yerine daha iyilerini getirmeye bizim gücümüz yeter. Bizim önümüze geçilemez.
فَذَرْهُمْ يَخُوضُوا۟ وَيَلْعَبُوا۟ حَتَّىٰ يُلَـٰقُوا۟ يَوْمَهُمُ ٱلَّذِى يُوعَدُونَ
Feżerhum yeḣûdû ve yel'abû hattâ yulâkû yevmehumu-lleżî yû'adûn(e)
Sen onları bırak, uyarıldıkları günlerine kavuşuncaya kadar batıl inançlarına dalsınlar ve oynasınlar.
يَوْمَ يَخْرُجُونَ مِنَ ٱلْأَجْدَاثِ سِرَاعًا كَأَنَّهُمْ إِلَىٰ نُصُبٍ يُوفِضُونَ
Yevme yaḣrucûne mine-l-ecdâśi sirâ'an ke-ennehum ilâ nusubin yûfidûn(e)
(43-44) Dikili putlara akın akın gidercesine, gözleri inmiş, kendilerini zillet kaplamış bir halde mezarlarından süratle çıkacakları o günü hatırla! İşte o, uyarıldıkları gündür.
خَـٰشِعَةً أَبْصَـٰرُهُمْ تَرْهَقُهُمْ ذِلَّةٌ ۚ ذَٰلِكَ ٱلْيَوْمُ ٱلَّذِى كَانُوا۟ يُوعَدُونَ
Ḣâşi'aten ebsâruhum terhekuhum żille(tun)(c) żâlike-lyevmu-lleżî kânû yû'adûn(e)
(43-44) Dikili putlara akın akın gidercesine, gözleri inmiş, kendilerini zillet kaplamış bir halde mezarlarından süratle çıkacakları o günü hatırla! İşte o, uyarıldıkları gündür.